Keşkesi Olmayan Bir Bilim Dalı Olan Tarih

Bilindiği gibi, dînî veya pozitif olmak üzere her bilim dalının kendine ait bir araştırma ve bir kapsam alanı vardır. Nasıl ki, bir sosyal bilim dalı olan sosyoloji toplumların yapısını ve işleyişini incelerse, psikoloji ise insan davranışlarını ve bunların altında yatan nedenleri inceler. Sosyal bilimlerin temeli sayılan tarih bilimi ise, geçmişten günümüze kadar  yaşamış bulunan insan topluluklarının başta siyasi, ekonomik ve sosyal olmak üzere her türlü faaliyetlerini inceler.

 

Dînî veya pozitif diğer bilim dallarının olduğu gibi, elbette tarih biliminin de toplumsal hayatımızın şekillenmesine birçok katkısı bulunmaktadır. Tarih biliminin toplumsal hayatımızın şekillenmesine sağlamış olduğu katkılarının en başta geleni ise, adı geçen bilimin, milletlerin kendi tarihlerinden ders çıkarabilmelerine zemin hazırlamış olmasıdır. Genel anlamda milletler tarihlerinden dersler çıkararak, geçmişte kendilerini felakete sürüklemiş olan hataların siyasi, sosyal ve kültürel hayatta tekrar edilmemesini sağlamaya çalışırlar. Eğer bu sağlanabilirse, belki de bu sayede, tarihçiler arasında çokça tartışılan  “Tarih tekerrür eder mi etmez mi?” tartışmaları da yapılmamış olur.

 

Şüphesiz tarih biliminin milletlere sağlamış olduğu en önemli katkı, fert ve toplumsal bazda millete sağlamış olduğu özgüvendir. Yani, milletler tarihlerine bakarak, atalarının geçmişte çok daha kıt imkânlarla ne büyük başarılara imza attıklarını düşünüp, yaşadıkları dönemde de, her yönden aynı gelişmişlik çizgisine ulaşabilmek için yoğun bir çalışma performansı sergilemeleri gerektiği kanaatine sahip alabilirler. Böyle bir anlayış ise milletleri topyekûn çalışmaya ve gayrete sevkedebilir.

 

Bu anlamda kendi tarihimize baktığımızda, atalarımız Müslüman olduktan sonra gerçekten çok büyük medeniyetlerin kurulmasına imza atmışlardır. Tarihimizde bir defa olan, yani bir defa ulaşılan yüksek medeniyet seviyesine bundan sonraki devlet/ millet hayatımızda niçin bir defa daha ulaşılamasın ki? Bu pekâlâ mümkün olsa gerektir. Yeter ki geleceğimizden ümitlerimizi kesmeyerek, millet olarak birlik ve beraberlik içerisinde çağın her türlü teknolojik donanımlarıyla kuşanarak ümitle çalışmaya devam edebilmiş olalım. Bu şekilde sağlam bir tarih şuuruna sahip olan milletler ancak geleceğe daha güvenle bakabilirler.

 

Sosyal bilimlerin temeli sayılan tarih milletlerin hafızası durumundadır. Nasıl ki, hafızasını kaybetmiş olan insanlar geçmişlerini hatırlayamazlarsa, tarih bilincinden yoksun olan milletler de geçmişle gelecek arasında sağlıklı bir bağlantı kuramayarak aynı duruma düşerler. Tarihlerini bilmeyen milletler bugünle gelecek arasında bağlantı kuramazlar.  

 

Tarihler aynı zamanda milletlerin sicili mesabesindedir. Genel anlamda milletlerin tarihlerine bakılarak, söz konusu millet hakkında lehte veya aleyhte kanaatlere sahip olunabillmektedir. Bu yönüyle değerlendirecek olursak, kendi tarihimize baktığımızda tarihimizin hiçbir döneminde, bizleri mahcup ederek başımızı önümüze eğmemize sebep olacak hiçbir kare mevcut değildir çok şükür. Misal olarak bir Osmanlı tarihi söz konusu olduğunda Osmanlı ecdadımız öyle ki; Avrupa’da her türlü bağnazlığın/katılığın, mezhep çatışmalarının kol gezdiği bir dönemde, engin bir hoşgörü medeniyeti inşa ederek din farkı gözetmeden Müslüman veya gayrimüslim bütün milletlere kucak açmıştır. Bundan dolayı olsa gerektir ki,   Mecellenin heyet başkanlığını da yapmış olan Ahmet Cevdet Paşa, Osmanlı Devleti için “İnsanlığın son adası” ifadesini kullanacaktır.

 

Yazımızın başlığında da ifade ettiğimiz gibi tarih gerçekten de, ‘keşkesi olmayan’ bir bilim dalıdır. Elbette tarihimizde övünebileceğimiz birçok kareler mevcuttur.   Fakat hüzünlenerek dizlerimize vuracağımız öyle yanlış kararlar da vardır ki, gerçekten onlar için hayıflanmamak   elde değildir. Fakat ne var ki, gelinen nokta itibarıyla artık onlar doğrusuyla yanlışıyla   bizler için birer tarih olmuştur. Bundan sonra asıl ve doğru olan geçmişte yaşanan hatalardan ibret alınıp ders çıkarılabilmesi ve böylece gelecekte de mümkün mertebe aynı hataların yapılmamasına dikkat edilmesidir..

 

Tarihimizden ibret alıp dersler çıkararak, gelecekte de aynı hataların yapılmaması ümit ve temennisiyle diyoruz vesselâm…     

 

 

 



  

Yazarın Diğer Yazıları