Sürdürülebilir Dindarlık

Yaşadığımız sosyal çevremizde bazen, dinin/İslâm’ın yaşanması ve ibadetler konusunda, içerisi zor doldurulabilir ifrat ve tefrit çizgisinde gidip gelen yaşam ve söylemlere şahit olabiliyoruz. İbadetler noktasında bu söylemlerin ve yaşam tarzlarının devamlılığı ve sürdürülebilir olması normal koşullarda çok zordur. Çünkü insanlar yaratılış itibarıyla aynı fıtrat ve yapıya sahip olmayıp, tam tersi, farklı farklı fıtrat ve kabiliyetlere sahiptirler. Dolayısıyla, dinin/İslâm’ın yaşanması konusunda herkes aynı direnç ve kabiliyete sahip olmayabilir. Efendimiz(sav) bunu bildiği için biz ümmetleri için devamlı olarak itidalı, orta yolu tavsiye etmiştir.   

   

Bilindiği gibi, başta dünya ve onun içerisindeki en şerefli varlık olan insan olmak üzere bütün kâinatı yaratan Allah(cc)tır. Hz. Âdem(as)’den itibaren günümüze kadar gelen ve Kıyamete kadar da gelecek olan bütün insanların yaratıcısı Allah(cc) olduğu için, muhakkaktır ki beşerin fıtratlarını en iyi bilen yaratıcısı olan Rabbimizdir. Dolayısıyla insanların fıtraten, yani yaratılış itibarıyla dünyaya ve ahrete olan eğilimlerini, zaaflarını en iyi bilen Rabbi Teâlâ’dır. Bundan dolayı Rabbimiz Rahmân ve Rahîm sıfatlarına sahip olduğu için, kendi yaratmış olduğu kullarının yanlışa düşmelerini önlemek için, Hz. Âdem(as)’den itibaren “Müjdeleyici ve Uyarıcı” özellikleri olan peygamberler göndermiştir.


Peygamber(sav) Efendimiz gerek kendi döneminde ve gerekse kendisinden sonra Kıyamete kadar gelecek olan ümmeti için her anlamda en güzel örnek anlamına gelen “Üsve-i Hasene”dir. Efendimiz(sav)’in ümmetleri olarak bizler başta sosyal, ekonomik ve ibadet hayatımız olmak üzere hayatımızın her alanında Efendimiz(sav)i örnek almak durumundayız.   Bu bizler için olmazsa olmaz dini bir vecibe hükmündedir.


Başta ibadet ve sosyal hayatı olmak üzere Efendimiz(sav)’in hayatına baktığımızda, baştan sona O’nun hayatının her karesinin ifrat ve tefrit çizgisinden uzak sürdürülebilir bir hayat olduğunu görürüz. Bu konuda Efendimiz(sav) bizleri, her türlü aşırılıklardan uzak dengeli bir hayata çağırmaktadır. Çünkü, normal olmayan olağan dışı bir dini hayatın uzun vadede sürdürülebilir olması o kadar kolay değildir. Zira insanların yaratılış itibarıyla ortalama bir tahammül ve dayanıklılık güçleri vardır. Dînî yaşayış noktasında insanların söz konusu tahammül güçlerinin sürekli zorlanıyor olması, bir yerden sonra bir usanca sebep olabilir. Bu da, zamana bağlı ve dolaylı olarak maazallah komple ibadet hayatından uzaklaşmaya sebep olabilir. Söz konusu etmeye bile gerek yoktur belki ama, Müslümanlar için dînî hayat noktasında gelinen böyle bir tehlikeli nokta, yaşanacak felaketlerin en büyüğü olur herhalde.


İslâm tarihinde “Asrısaadet” denilen Efendimiz(sav) dönemine bakıldığında, konumuzla alâkalı birçok örnekliğe rastlamak mümkündür.  Söz konusu bu örnekliklerden bir tanesi şu şekildedir:


‘Efendimiz(sav)’in yanında yetişmiş olan Enes Bin Malik(ra)’in anlattığına göre, ibadete düşkün üç sahabi efendimiz Allah Resulü’nün gece ve gündüz yapmış olduğu nafile ibadetleri öğrenmek üzere onun evine geldiler. Validelerimizden Efendimiz(sav)’in ibadet hayatı hakkında bilgi alınca, bunun kendilerine az geleceğini düşündüler ve “Biz nerede, Peygamber nerede? Şüphesiz Allah onun geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlamıştır” dediler. Bu sebeple içlerinden biri, “Ben bundan böyle geceleri daima namaz kılacağım” dedi. Diğeri, “Ben her zaman oruç tutacağım ve oruçsuz günüm geçmeyecek” dedi. Üçüncüsü ise, ” Ben de hanımlardan ayrı yaşayacağım ve evlenmeyeceğim” diyerek söz verdi. Onlar bu sözleri söylerken Resulüllah(sav) çıkageldi ve şöyle buyurdu: “Şöyle şöyle söyleyen sizler misiniz? Allah’ yemin ederim ki, ben sizin Allah’tan en çok korkanınız ve en çok sakınanızım. Bununla beraber ben bazen oruç tutarım, bazen oruç tutmam. Gecenin bir kısmında nafile namaz kılar, bir kısmında uyurum. Ben kadınlarla da evlenirim. Kim benim sünnetimden yüz çevirirse, o benden değildir.” 


Netice itibarıyla ibadetler noktasında kulluk hayatımızda önemli olan, her türlü ifrat ve tefrit çizgilerinden uzak sürdürülebilir bir ubudiyetimizin devam ediyor olmasıdır. Uzun vadede en kalıcı ve en sürdürülebilir olan kulluk hayatı, devamlı olan böyle bir kulluk hayatı olsa gerektir herhalde.

 

 

Yazarın Diğer Yazıları