Her Bid’at İslam’dan sapmadır

Hz. Peygamber zamanında olmayan veya meşru kabul edilmeyen bir inanç, ibadet  ve ya dînî anlayış, bid’at mefhumu içinde yer almaktadır. Her hangi bir hareket, âdet ve anlayışın dînî yönü olmadıkça, bid’atla alakası yoktur. Hacca giderken deveye değil de uçağa binmek bid’at değildir. Çünkü bunun inanç, ibadet, sevap, günah mefhumu ile alakası yoktur. Fakat türbelere horoz veya mum adamak, ölünün başında mum yakmak bid’attır. Çünkü bu bir inanca dayanmakta, sevap umulmaktadır. Hal bu ki dinimizde böyle bir inanç, ibadet ve sevap yolu mevcut değildir.

 

Zamanımızda İslam ile ilgisi olmayan birçok şey, sanki Dindenmiş gibi gösterilmek suretiyle Müslüman’ların inançlarında büyük yaralar açılmıştır. Müslümanların inançlarını sarsan, küfre ve şirke sebep olan bu salgın hastalığın adı bid’attır. İslam’a sonradan sokulan ve dînimizle alakası olmayan bu hastalığın mutlaka tedavi edilmesi gerekir.

 

İslam, Hz. Peygamber zamanında kemale ermiştir. Ona ilâve yapmak veya ondan bazı hükümleri çıkarmak asla caiz değildir. Bid’at, sünnetin zıddıdır. Yani bid’at hâşâ Allah ve Rasulü’ne muhalefettir.

 

Şüphesiz her yeni şey bid’at değildir. Bir hadis-i Şerifte şöyle buyruluyor:

 ”Kim benden sonra terk edilmiş bir sünnetimi ihya ederse, onunla amel eden herkesin sevabı kadar o kimseye sevap verilir hem de onların sevabından hiçbir şey eksilmeden. Kim de Allah ve Rasulü’nün rızasına uygun olmayan bir bid’at icat ederse, onunla amel eden insanların günahları kadar, o kimseye günah yüklenir hem de onların günahından hiçbir şey eksilmeden.”(Tirmîzî).

 

Şimdi bid’atcıları biraz tanıyalım: Bid’atçıların en belirgin vasıfları, Ehl-i sünnetin yolundan ayrılmaktır. Kur’an’da şöyle buyruluyor:

Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra bölünen ve ihtilafa düşenler gibi olmayın. İşte onlara büyük bir azap vardır.”(Âl-i Imran:105)

,”Ogün bazı yüzler ağaracak, bazı yüzler kararacaktır. Yüzleri kararanlara şöyle denecektir: Îman ettikten sonra, inkâr mı ettiniz? O halde inkâr ettiğinizden dolayı tadın azabı.”(Âli İmran:106).

 İbn-i Abbas, yüzleri ağaranların ehl-i sünnet, kararanların ise ehl-i bid’at olduğunu söylüyor.

 

Bir hadisi şerifte ise şöyle buyruluyor: ”Allah’ın eli (yardımı), cemaat üzere olanlarla beraberdir. Şeytan cemaate muhalefet edenlerin yanındadır.”

 

Bir başka hadiste: ”Dikkat edin ve iyi bilin ki, sizden önce kitap ehli olanlar, yetmiş iki fırkaya ayrıldılar. Bu millet de yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan yetmiş ikisi cehennemliktir, tek bir fırkası cennetliktir. Onlar da cemaat halinde olanlardır. Ümmetim içerisinde öyle kavimler çıkacak ki, bu bid’at hastalığı damarlarına işleyecektir. Tıpkı kuduz köpeğin ısırdığı kimsenin kuduz mikrobunun bütün vücudunu sardığı gibi. Bunlardan tek kurtuluş, kudurmaları sebebiyle ölmeleridir.”(Ebu Davut.)

Bid’atçıdan uzak durulmalıdır. Hadislerde: ”Her kim bizim işimizde (İslam dininde) olmayan bir şeyi, ona sonradan ilave etmeye kalkışırsa, o merduttur (kabul edilmez).”,

 

”Kim bid’atçıya saygı ve hürmet gösterirse, o İslam’ın yıkılmasına yardım etmiş olur.” buyruluyor.

Bid’at her dönemde olduğu gibi günümüzde de  farklı şekillerde ortaya çıkmaktadır. Mesela din ile dünya işlerinin bir birinden ayrı tutulması, ölünün arkasından mevlit okutulması, şerî kanunlar yerine beşeri kanunların konması, ırkçılık düşüncesinin din ile bağdaştırılması, bazı sözde şeyhlerin himmet dağıtması, din görevlilerinin din adamı sınıfı olarak kabul edilmesi ve onlara başka mesleklerin yakıştırılmaması gibi.

 

 Bütün bunların sebebi dinin yeterince bilinmemesidir. Ya da bazı kötü niyetli şöhret düşkünü kimselerin dünyası için dinini satmasıdır.

 

Yazarın Diğer Yazıları