Türkiye, Türkiye’den İbaret Değildir

Üzerinde yaşadığımız ülkemiz olan Türkiye’mizde ecdadımızın kurmuş olduğu son devlet Türkiye Cumhuriyeti Devletidir. Söz konusu bu devletin temelleri 23 Nisan 1920’de Ankara’da TBMM’nin açılmasıyla atılmıştır.

Malum olduğu üzere Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşından siyasi, ekonomik ve askerî anlamda çok büyük yaralar alarak çıkmıştır. Daha henüz I. Dünya Savaşının yaraları bile sarılamamışken, akabinde hemen Milli Mücadelenin başlatılmış olması ülkemizi ve milletimizi çok daha sıkıntılı bir sürece sokmuştur. O yıllarda ülkemizde öyle ki, üst üste gelen savaşlar yüzünden önemli ölçüde iş kaybı yaşanarak ekonomik veriler neredeyse dibe vurmuştu. Birde bunlara, Cumhuriyetin ilk yıllarında sosyal ve kültürel anlamda yapılan bazı düzenlemelerden dolayı yaşanan devlet-millet ayrışması eklendiğinde, sorunun büyüklüğü kendiliğinden ortaya çıkacaktır.

Yukarıda söz konusu edilen sebeplerden dolayı Cumhuriyetin ilk yıllarında beklenen ekonomik kalkınma performansı bir türlü ortaya konamamıştır. Hele hele ‘Şeflik Dönemi’ ve daha sonraki yıllarda uygulanan yanlış ekonomik kalkınma stratejileri, Türkiye’yi adeta söylenen ifadesiyle bir sente muhtaç hale getirmişti. Bunun sonucunda ülkemiz milyon dolar krediler için yıllar yılı İMF nin kapısında bekletilmeye mahkûm hale getirilecekti.

Cumhuriyetin ilk yıllarında ülkemizde, bir taraftan karşılaşılmış olan ekonomik ve sosyal sorunlar, bir taraftan ise yeni kurulan devletin zihniyet olarak Batıya yönelmesi İslâm dünyası ile var olan ilişkilerini nerdeyse tamamen bitirecekti. Cumhuriyetin ilk yıllarında ülkemizin gelmiş olduğu bu nokta, bir anlamda reddi miras anlamına geliyordu. Türkiye’nin bu anlamda sürüklenmiş olduğu zihniyet kayması, belki de birçok İslâm halkları için bir sükûtu hayal olmuştur. Zira bu millet gerek Selçuklu ve gerekse Osmanlı Devleti dönemlerinde yüzyıllarca İslâm’ın bayraktarlığını yapmış olan bir millet idi. Onların nezdinde, Osmanlı’nın mirasçısı olan yeni Türkiye böyle bir Türkiye olamazdı. Türkiye’nin söz konusu bu çarpık anlayış ve zihniyeti, kısmi bazı değişikliklerle iki binli yıllara kadar devam edecektir.

Türkiye’de 2002’li yıllardan itibaren Ak Parti iktidarları döneminin başlamış olması, ülkemiz adına her yönüyle çok önemli ve hayırlı bir milat olmuştur. Söz konusu bu tarihten sonra ülkemiz, kendi tarih, kültür ve medeniyet havzasına yeniden dönüş yaparak inanç coğrafyasıyla kucaklaşmaya başlamıştır. Söz konusu edilen tarihten sonra Türkiye, siyasi ve ekonomik gücü nispetinde İslâm coğrafyasında varolan bütün sorunlarla doğrudan ilgilenmeye başlamıştır.

Söz konusu etmeye bile gerek yoktur belki ama; Türkiye’nin İslâm dünyasına yönelik ilgi ve alakası, Avrupa devletlerinde olduğu gibi sömürgeci bir anlayışla değil, İslâm kardeşliği anlayışıyla ilgilidir. Bu anlamda Türkiye, başta Suriye ve Filistin olmak üzere inanç coğrafyamızda yaşayan bütün mazlumlar için adeta bir ümit ışığı olmuştur. İngiltere merkezli Kalkınma İnisiyatifleri Örgütü'nün yaptığı araştırmaya göre Türkiye,  2016 yılında yapmış olduğu 8,07 milyar dolarlık yardım ile dünyanın en çok insani yardım yapan ülkesi olmuştur.

 Türkiye’nin iki binli yıllardan sonra İslâm dünyasına yönelik kardeşçe yaklaşımları ülke yönetimleri bazında tam anlamıyla karşılığını bulamasa da, halklar nezdinde fazlasıyla karşılığını bulmaktadır. Asya’sından Afrika’sına, hatta Avrupa’sına kadar inanç coğrafyalarımızda yer alan ülkelerde yaşayan halklara ‘Türkiye’ denildiği zaman adeta gözleri ışıldamaktadır. Bu anlamda Türkiye’nin son yıllarda İslâm halkları nezdindeki popülaritesi, tarihinde hiç olmadığı kadar yükselmiştir.

Diyanet İşleri Başkanının geçen hac sezonunda karşılaşmış olduğu tablo, söz konusu ettiğimiz yaklaşımlarımızın ne kadar gerçekçi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Hacda Türkiye için dua eden bir Bangladeşliyi gören Diyanet İşleri Başkanı Ali ERBAŞ,  “Sen Bangladeşlisin niçin Türkiye için dua ediyorsun?” diye sorar. Bangladeşli Müslümanın verdiği cevap çok muhteşemdir: Derki, “Ben Bangladeş için dua edersem sadece Bangladeş kurtulur. Fakat Türkiye kurtulursa İslâm dünyası kurtulur.”

 Netice itibarıyla ifade edecek olursak, başlığımızda da ifade ettiğimiz gibi “Türkiye, sadece Türkiye’den ibaret değildir.” Türkiye’nin gönül sınırları tüm inanç coğrafyamızı içine alacak kadar geniştir. Gönül coğrafyamızda yer alan İslâm ülkelerinde Hacda olduğu gibi, Türkiye’nin selameti için dua eden nice isimsiz kardeşlerimiz vardır. Kim bilir belki de Türkiye, bu zamana kadar karşılaşmış olduğu devasa sorunların üstesinden Müslüman kardeşlerimizin Türkiye lehine yaptıkları dualar bereketiyle çıkabilmiştir. Zira inançlarımıza göre,  mazlumların ve mağdurların yapmış oldukları dualar reddolunmayarak Rabbi Teâlâ tarafından her zaman kabul edilir.        

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları