Araplar Bize İhanet Etti Mi?

Ülkemizde var olan okullarda okuyup da mezun olanların hemen birçoğunda, Arapların I. Dünya Savaşı’nda bize ihanet ettiği kanaati mevcuttur. Çünkü Türk eğitim sisteminin geçerli olduğu okullarda, yıllardır öğrencilere I. Dünya savaşı anlatılırken hep, ” Arapların I.Dünya savaşında bizi arkadan vurduğu,  hançerlediği…” masalı anlatıla gelmiştir. Dolayısıyla bu okullardan mezun olan insanlarımız da, söz konusu ettiğimiz kanaat ve anlayışla okullarımızdan mezun olarak bu kanaatle sosyal hayata dâhil olmaktadırlar. Şöyle bir yakın arkadaşlarımıza ve dostlarımıza baktığımızda, hemen birçok arkadaşımızda, ‘Arapların I. Dünya Savaşında Osmanlı devletine ihanet ettikleri’ kanaatinin olduğunu dehşetle müşahede ederiz.    

 

İlginçtir, aynen ülkemizde olduğu gibi Arap entelektüeller ve halklar arasında da Türkleri sevmeyen, Türklere düşman olan kesimler mevcuttur. Çünkü aynı mihraklar, nasıl ki yaptıkları asılsız propagandalarla ülkemizde suni bir Arap düşmanlığı anlayışı oluşturmuşlarsa, Arap dünyasında da aynı oyunu tezgâhlayarak, onları da Türklere düşman etmeye çalışmışlardır. Bu konuda da yazık ki başarılı olmuşlardır.   

 

Bilindiği gibi Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşında, içerisinde Almanya ve Avusturya-Macaristan imparatorluğunun da yer aldığı İttifak devletleriyle beraber; İngiltere, Fransa, Rusya ve diğer İtilâf devletlerine karşı savaşmıştır. Savaşa Osmanlı Devleti’nin dâhil olmasıyla I. Dünya Savaşı, yeni cephelerin açılmasından dolayı tam bir dünya savaşı niteliğine bürünmüştür.

 

Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşına girdikten sonra, dönemin hükümdarı/halifesi V. Mehmet Reşat “Cihat” ilân ederek, bütün Müslümanları Osmanlı Devletinin yanında İtilâf devletlerine karşı savaşa çağırmıştır. Söz konusu bu “Cihat” çağrısına, Osmanlı devletine bağlı Müslüman uluslardan tam olmasa da, yine de önemli ölçüde destek geldiğini söylememiz mümkündür. Bunun en güzel ve en gerçekçi ispatı, cephelerde savaşmak üzere, on binlerce Arap kökenli Osmanlı vatandaşının çağrıya iştirak etmiş olmasıdır. Bu cümleden olmak üzere ifade edecek olursak, Arap kökenli askerler başta Çanakkale ve Kafkasya cepheleri olmak üzere, daha birçok cephede Müslümanlık bağıyla bağlı oldukları devletleri için savaşmışlardır.

 

Ancak ne var ki, hemen hemen bütün dünyayı saran “etnik milliyetçilik/ırkçılık” hastalığı maalesef ki maalesef yavaş yavaş Müslüman ulusları da sarmaya başlayacaktır. Bu anlamda Osmanlı Devletine bağlı Araplar da, kendi paylarına düşeni almaya başlayacaklardır. Böylece XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Araplarda da, milliyetçilik fikri karşılık bulmaya başlayacaktır. Milliyetçi fikirlerin öncelikli olarak Müslüman olmayan Hıristiyan Araplar arasında başlamış olması, herhalde oldukça manidar olsa gerektir.

 

Bütün bu sebeplerden dolayı, özellikle de İngiliz ajanlarının yıllar yılı sürdürdükleri Osmanlı aleyhtarı kirli propagandalardan dolayı, I. Dünya Savaşında bazı Arap aşiretleri söz konusu propagandalara aldanarak, Osmanlı devletine karşı ayaklanacaklardır. Ama unutmamak gerekir ki, devlete karşı ayaklananlar bütün Araplar olmayıp, sadece bir-iki Arap kabilesidir.

 

İşte, kirli İngiliz propagandalarına aldanarak, 1916 yılında Osmanlı Devletine karşı ayaklananlardan birisi de Mekke Emiri Şerif Hüseyin olmuştur. Güya İngilizler, bu ayaklanma karşılığında Araplara bağımsızlık verecekler ve Şerif Hüseyin’i de kral ilân edeceklerdi. Söz konusu bu niyet ve düşüncelerle Şerif Hüseyin’in 1916 yılında ayaklandığını biliyoruz. Ne var ki İngilizler daha sonraları, kendilerine Şerif Hüseyin’den daha fazla uşaklık yapacak başka birini ayartarak, Şerif Hüseyin’i Kıbrıs’a sürgüne göndereceklerdir.

 

Hayrettin Karaman konumuzla ilgili bir yazısında, tecrübeli gazeteci Cengiz Çandar’ın “Arap ihaneti” konusunda şöyle yazdığını ifade etmektedir:

 

“ Mekke Emiri Şerif Hüseyin’in Hicaz’da bazı Arap bedevî kabilelerini ayaklandırarak1916 yılında İngilizlerle işbirliği yaptığı doğrudur. Ancak, I. Dünya Savaşı konusunda genel bir bilgisi ve fikri olan herkes, bunun ’askerî açıdan’ tayin edici bir değer taşımadığını bilir. İngilizlerin daha sonra yerine getirmediği ‘bağımsızlık vaadi’ ile işbirliğine çektikleri Şerif Hüseyin’in ve oğullarının komuta ettiği bedevî kabileleri, Mekke-Maan hattında, yani asıl cephenin gerisinde İngiliz kuvvetlerine yardımcı olmuştur. Asıl cephe, önce Süveyş Kanalı ve Kanal harbinde Türk-Osmanlı kuvvetlerinin geri çekilmesinden sonra Filistin’de kurulmuştur. Filistin’de tek bir Arap ayaklanmamıştır. Suriye’de, Irak’ta, Lübnan’da Türk kuvvetlerini ‘arkadan vuran’ herhangi bir olay olmamıştır. Arapların ezici bir çoğunluğu, İstanbul’a yani Türkiye’ye sadık kalmıştır… Arabistan yarımadasının Hicaz bölümünden Akabe’ye kadar olan ‘cephe gerisi’ dışında, Arapların Türkleri arkadan vurduğuna dair tarihte herhangi bir kayıt yoktur.”

 

Tarihi gerçekler böyle olmasına rağmen, bazı kesimlerde özellikle dillendirilmeye çalışılan ”Arap ihaneti” masalının hâlâ söyleniyor olması, dimağlarda canlı tutulmaya çalışılması sizce biraz anlamlı gelmiyor mu? Mondros ateşkesinden sonra ülkemizin en stratejik noktalarını işgal ederek, Maraş’a, Antep’e ve Urfa’ya kadar gelenler bile bu gün hatırlanmazken; yukarıda da söz konusu etmeye çalıştığımız gibi, ”Arap ihaneti” masalının özellikle hâlâ dillendiriliyor olması gerçekten çok manidardır.

    

Netice itibarıyla tekrardan ifade etmek gerekirse, I. Dünya Savaşında Osmanlı vatandaşı olan Arapların ve diğer Müslüman unsurların bir-iki istisna hariç tutulursa, bir bütün olarak devlete “ihanet ettikleri” kesinlikle söylenemez. Onların kahir ekseriyeti Müslümanlık bağıyla devletlerine sadakat göstererek, bütün cephelerde canla-başla düşmana karşı savaşıp, şehit ya da gazi olmuşlardır. Kendi devletlerine-Osmanlı Devleti- isyan edenler ise, İngilizlerin kirli propagandalarına kanan sadece Şerif Hüseyin ve diğer bir-iki Arap aşiretidir.

 

Gerek ülkemiz adına ve gerekse İslâm dünyası adına geleceğimizin, ümmet şuuruyla hareket etmemize bağlı olduğunu özellikle ifade etmek istiyoruz vesselâm.

 

                                             

Yazarın Diğer Yazıları