Türkiye Niçin Hedefte?
Ülkemizde yaşayan ve ülkemizin konumu hakkında biraz kafa yoran hemen herkesin bilebileceği gibi, ülkemiz son yıllarda özellikle terörün hedefi haline gelmiş bulunmaktadır. Bunun doğal bir sonucu olarak ülkemiz, bazı terör örgütlerinin kendi aralarında Türkiye aleyhine yaptıkları ittifaklar neticesinde nerde, nasıl ve ne zaman gerçekleştirileceği bilinemeyen bir dizi terör eylemlerine sahne olmaktadır.

Peki, bunun sebebi nedir ve terör örgütleri son aylarda niçin özellikle de Türkiye’yi hedef almışlardır? Böyle bir sorunun muhtemeldir ki tek bir cevabı yoktur, birden çok cevabı vardır. Başta bir defa şunu hemen peşinen ifade edelim ki, kaçınılmaz bir kuraldır; siyasi anlamda var olan her devletin her zaman ve dönemde mutlaka istemeyen rakipleri olacaktır. Bu, belki de yazılı olmayan bir kuraldır, bizler istemesek de bu gerçeklik böyledir. Dolayısıyla, her yönden dünyanın en stratejik coğrafyasında kurulmuş bulunan Türkiye Cumhuriyeti devletinin de bu anlamda düşmanlarının olması gayet doğaldır. Bu yönüyle, yani Türkiye’nin jeopolitik konumundan dolayı düşmanı değil düşmanları vardır.

Bir defa, Batının/Avrupa’nın bilinçaltında hedefleyip te bir türlü ulaşamadığı bir “Şark Meselesi” sendromu vardır. Bilindiği gibi “Şark Meselesi” nin asıl amacı Osmanlı Devleti’nin parçalanarak yıkılmasını sağlamaktır. Osmanlı Devleti’nin Mondros Ateşkes Antlaşmasıyla etkisiz hale getirilip topraklarının işgal edilmesiyle, Batı için nerdeyse “Şark Meselesi” tam da amacına ulaşmak üzereydi. Yani, Mondros Ateşkesiyle Osmanlı Devleti tam olarak yıkılamasa da, tamamen etkisiz hale getirilerek, devletin Anadolu ve Ortadoğu’daki toprakları işgale açık hale getirilmiş olacaktır. Neticede, Osmanlı Devleti’nin Anadolu ve Ortadoğu’daki toprakları, İtilâf Devletlerinin Birinci Dünya Savaşı devam ederken kendi aralarında imzaladıkları gizli antlaşmalar çerçevesinde söz konusu devletlerce paylaşılacaktır.

Osmanlı Devleti’nin bakiyeleri üzerinde kurulan yeni devlet Türkiye Cumhuriyeti Devletine ise, daha kuruluşundan itibaren Batılı değerler çerçevesinde uysal, uzlaşmacı bir konum belirlenmiştir. Kurulan yeni devlet, kendisine dayatılan yeni anlayışın bir sonucu olarak siyasî-kültürel ve ekonomik anlamda yönünü Batıya, Avrupa’ya yöneltmiştir. Söz konusu yeni devlet, kendisine dayatılan yeni konum neticesinde, daha düne kadar her yönüyle kendisinin bir parçası olan İslâm dünyasına karşı mesafeli bir duruş sergilemiştir. Türkiye’nin İslâm dünyasına karşı sergilediği söz konusu mesafeli duruş yıllar yılı devam edecektir.

Bu cümleden olmak üzere ifade edecek olursak Türkiye, Batı’nın kendisine çizdiği ana konumdan dolayı, yıllarca İslâm dünyasının hiçbir sorunun çözümüne doğrudan müdahil olmamıştır. Hatta müdahil olmadığı gibi, İslâm Dünyası ile Batı arasındaki sorunların çözümünde de tercihini hep Avrupa’dan yana yapmıştır. Bir misal olarak vermek gerekirse Türkiye, gerek İsrail devletinin kuruluşunu tanımada ve gerekse Cezayir’in Fransız sömürgesinden çıkması için BM’de yapılan oylamada maalesef Avrupa ülkeleri tarafında yer almıştır. Bu anlamda Türkiye, İsrail devletinin siyasi bağımsızlığını tanıyan ilk Müslüman ülke olma unvanına sahiptir. Bazı istisnai dönemler hariç tutulursa, Türkiye’nin İslâm Dünyasına yönelik mesafeli duruşu, şöyle ya da böyle iki binli yıllara kadar bir şekilde devam etmiştir.

Ancak ne var ki, 2002 yılında yapılan genel seçimlerle iktidara gelen Ak Parti hükümetleri dönemlerinde, Türkiye ile İslâm dünyası arasındaki dostane ilişkiler ülke tarihinin en ileri boyutuna ulaşmıştır. Söz konusu Ak Parti hükümetleri dönemlerinde Türkiye’de, daha önceki hükümetlere göre dış politikada daha aktif ve daha bağımsız bir politika izlenmeye başlanmıştır. Adı geçen bu yeni dönemde Türkiye, Asya, Afrika ve diğer coğrafyalarda yer alan İslâm devletleriyle her alan ve anlamda çok daha yoğun bir ilişki geliştirmeye başlamıştır. Türkiye’nin söz konusu dönemdeki yeni politik duruşları ve tercihleri, Batı tarafından tepki ile karşılanarak “eksen kayması” olarak değerlendirilip kabul edilmek istenmemiştir.

Yukarıda söz konusu edildiği gibi, Ak Parti iktidarları döneminde Türkiye’nin daha önceki yıllara göre alışılmışın dışında olarak İslâm Dünyası ile irtibata geçmesi, Türkiye’nin Batı için tam olarak hedef tahtasına oturtulmasına sebep olmuştur. İşte, tam da söz konusu o tarihten sonra Ak Parti hükümetleri, Avrupa ülkeleri tarafından artık istenmeyen hükümetler olarak ilan edilmeye başlanmıştır. Artık bu noktadan sonra Avrupa ülkeleri, yeni dış politik yaklaşımlarını ve duruşunu tasvip etmedikleri Türkiye’nin yükselişini durdurabilmek için, terör örgütleri de dâhil olmak üzere, Türkiye aleyhine faaliyette bulunan bütün kesimlerle işbirliği yapmaya başlayacaklardır.
Tunus’un eski Cumhurbaşkanlarından Munsif Marzuki, Türkiye’nin uluslararası terörün neden hedefinde olduğunu ve Türkiye’ye verilmek istenilen mesajı şu şekilde ifade etmektedir:

“Türkiye, Sykes-Picot antlaşmasında kendisine biçilen “itaatkârlık” rolünü aşarak rol model oldu. Türkiye, iki milyondan fazla Suriyeliye desteğinden ve onları korumasından, Arap Baharına, özellikle ordu ve güvenlik konularında Tunus’a verdiği her türlü destekten, ekonomik ve sosyal alanlardaki başarısından ve büyük devletlerle yarışmasından dolayı cezalandırılmak amacıyla terör saldırıları aracılığıyla hedef alındı.”

Netice olarak ifade edecek olursak, Türkiye’nin son yıllarda küresel terörün hedefi olmasının en önemli sebebi, Türkiye’nin son yıllarda izlediği bağımsız politikalarıdır. Yani Avrupa’nın yıllar önce kendisine biçtiği ”itaatkârlık” rolünden vazgeçerek dış politikada oyun kurucu bir aktör olmak istemesindendir. Batılı devletler Türkiye düşmanı terör örgütlerini destekleyerek, bu yolla güya Türkiye’yi cezalandırarak Türkiye’ye diz çöktürmek istiyorlar. Bu millet şanlı tarihinde buna benzer nice badireleri atlatmış bir millettir. Allah’ın izni ve lütfuyla bu badireyi de atlatacaktır. Yeter ki, ülke coğrafyasında yaşayan insanlar olarak bizlerin, bizlere karşı oynanan oyunların farkında olarak, inançlarımızdan kaynaklanan birlik ve beraberliğimizi muhafaza edebilmiş olalım.

Vesselâm…
Yazarın Diğer Yazıları