Dil Yarası
An yok ki, pis kokulu gıybetin pasif içicileri konumuna düşmeyelim. Bazen aniden evimizin tam ortasına yayılıveriyor bu koku, bazen yolculuk amacıyla bindiğimiz aracın içerisini kaplıyor, bazen de ekmek paramızı kazanmak için gittiğimiz ekmek teknemizi. Kaçış yok, adeta her tarafı sarmış bu koku.
Yakmışlar da en fiyakalısından gıybet sigaralarını, çekiyorlar, zevkle içlerine. O anda kendilerini rahatlatıyor sandıkları gıybet sigarası, bilmiyorlar ki, içerideki bütün organların iflasına çalışıyor. Bedenlerini helaka sürükledikleri yetmezmiş gibi bir de nefesi alabildiğine dışarı üflüyorlar. O kokuyu sessiz sedasız soluyan pasif içiciler de aynı risk içerisinde kalıyorlar.
Hadisi şerifte buyrulur ki;
“Bir kötülük gördüğünüz zaman elinizle, gücünüz yetmezse dilinizle, ona da gücünüz yetmezse kalben buğz edin.”
Gıybet ateşe benzetilir. Ateş, odunu nasıl yok ederse gıybet ateşi de bizi öyle yer bitirir. Sanırız ki öfkeyle, nefsimizin söyletmek istediklerini tek tek sıralayınca rahatlayacağız, karşıya zarar vereceğiz. Oysa böyle yaparak şeytanın eline bir orak veririz, tek tek uzanır da alıverir sevaplarımızı. Ardından basar zevk ile kahkahasını. Kolay mı kazanırız ki biz sevaplarmızı?
Hani biri (Falancanın boyu kısadır) demişti de Peygamberimizin yanında, Peygamber Efendimiz (sav) de: “Bu söz denize atılsa, denizi kokutur.” buyurmuştu. (Tirmizi)
Bak ne diyor Yüce Kitabımız da; “Ey îman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz, diğerinizi arkasından çekiştirmesin (gıybetini etmesin). Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O hâlde Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir; rahîm (sonsuz merhamet sahibi)dir.” (el-Hucurât, 11-12)
Enes (r.a) şöyle demiştir: Resulullah (sav) şöyle buyurdu:
“İsra (Mir’ac) gecesinde, tırnaklarıyla yüzlerini parçalayan bazı kavimlerin yanından geçtim. Ben, ‘Ey Cebrail! Bunlar kimdir?’ diye sordum; Cebrail; ‘Bunlar, insanların gıybetini yapan, ırzlarına dil uzatanlardır’ dedi.”
Bir adam, bir arkadaşıyla çok az tanıdığı bir başkası hakkında dedikodu yapıyormuş. Adam o gece bir rüya görmüş. Üstünde büyük bir el belirmiş ve onu işaret etmiş. Bir anda adam büyük bir suçluluk duygusu içine gömülmüş.
Ertesi gün bir hocaya gidip her şeyi anlatmış. Dedikodu günah mıdır? Beni işaret eden kimdi? Allah’ın görevlendirdiği bir melekmiydi? Şimdi ben nasıl kendimi affettireceğim?
Adam üzgün olduğunu söylemiş ve tevbe etmiş. Adam Hocaya “Tevbe ettim, acaba dedikodu günahından arındım mı?” diye sormuş. Hoca bunun iiy bir terbiye olması için.” O kadar çabuk değil, demiş. Şimdi eve git. Çatıya bir yastık çıkar, onu bıçakla yar ve sonra bana dön. Adam söyleneni yapıp hocaya dönmüş.’Yastığı bıçakla parçaladın mı?’ diye sormuş. Hoca:
‘Evet,’ parçaladım demiş, adam.
‘Peki sonuç ne oldu?’
‘Tüyler her yöne uçuştu,’ diye cevap vermiş, adam.
Hoca: “Şimdi geri gidip rüzgarla dağılan tüylerin hepsini toplamanı istiyorum.”
Ama, demiş adam, bunu yapamam. Nereye gittiklerini bilmiyorum. Rüzgar, onları her yöne savurdu. İşte demiş Hoca; ‘Bu dedikodudur.’ Etrafımızda yastıklardan savrulan tüyler uçuşuyor. Tüyler her yöne savruluyor. Tüyleri toplamak için daha ne bekliyoruz?
Gönlünde yaktığın gıybet ateşini, nedametle, gözlerinden gönlüne ark aç da gözyaşlarınla korlandırmaya bak. Ve yapabilirsen de gıybetle andığın gönül evlerinin tokmaklarına vur, helalleşmeye başla, etrafa kulaktan kulağa savurduğun tüyler şöyle duradursun. Zira tevbeyle korlanan alevleri ancak helalleşerek dindirebiliriz. Bu zor iştir amma gıybetin kefareti de üzülüp, tevbe etmek ve helalleşmektir. Hem gıybetin zararını ve kefaretini düşünme gayretine girmemiz kendimizi gıybetten alıkoymamızı sağlar.
Ne dersiniz, Mevlânâ Hazretleri’nin nasihatine kulak verelim mi? “Bu dünyanın dedikodusu, toz gibidir. Gönül aynasını örter. Sen aklını başına al da, bir zaman için susmayı huy edin.” 
(Allah’ım sen bizleri gıybet hastalığından uzak eyle. Bizleri başkalarının kusurlarıyla değil kendi eksik ve kusurlarımızla meşgul eyle. Gıybetin kokusundan kulaklarımızı gıybetin o kötü tadından da dillerimizi muhafaza eyle.) Amin..!
Yazarın Diğer Yazıları