Yeni Sykıs-Picot Dayatması Mı?

Bilindiği gibi, Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşına, Almanya’nın başını çektiği İttifak Devletleriyle beraber, İngiltere’nin başını çektiği İtilâf Devletlerine karşı girmiştir. İtilâf Devletleri, savaş devam ederken Osmanlı Devleti’nin topraklarını kendi aralarında kâğıt üzerinde de olsa gizlice paylaşmışlardır. Tarihimizde “Gizli Antlaşmalar” olarak bilinen söz konusu antlaşmaların en ayrıntılı olanı İngiltere, Fransa ve Rusya arasında imzalanan Sykıs-Picot antlaşmasıdır. Adı geçen antlaşmayla Osmanlı Devleti’nin Anadolu ve Ortadoğu’daki toprakları çok ayrıntılı bir şekilde paylaştırılmıştır.


Söz konusu edilen Sykıs-Picot anlaşmasına göre Rusya’ya, kabaca Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu toprakları verilirken Fransa’ya, İç Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerimizden bazı vilayetlerle beraber Çukurova, Suriye ve Musul verilecektir. İngiltere’ye ise Mezopotamya’nın tamamı, Hayfa ve Akka limanları ile genellikle Fransız nüfuz alanlarının güneyi bırakılmış olacaktır.


İtilâf Devletleri savaştan sonra Osmanlı Devleti’ne Mondros Ateşkes Antlaşmasının esaslarını dikte ettirirken, kendi aralarında daha önceden yaptıkları gizli antlaşmaları baz alarak önerilerini ortaya koymuşlardır. Aynı şekilde, Mondros Ateşkesinden sonra İtilâf Devletleri tarafından gerçekleştirilen işgal paylaşımı da, adı geçen devletlerin daha önceden kendi aralarında yaptıkları gizli antlaşmalar esas alınarak gerçekleştirilecektir.


İtilâf Devletleri deyim yerindeyse, daha Mondros Ateşkes Antlaşmasının mürekkebi bile kurumadan, kendi aralarında daha önceden yaptıkları paylaşımlara uygun olarak Osmanlı Devleti’nin Anadolu ve Ortadoğu’daki topraklarını işgal etmeye başlayacaklardır. Böylece Ortadoğu’daki İslâm beldeleri, işgalci devletlerin kasıtlı olarak kendi çıkarlarına göre cetvellerle çizdikleri suni sınırlar neticesinde paramparça edilerek, ortaya,siyasi anlamda paylaşım tarihine kadar hiç olmamış aşiret devletçikleri çıkmıştır. İtilâf Devletleri’nin Ortadoğu’daki manda ve himaye rejimleri ortalama olarak İkinci Dünya Savaşı öncesine kadar devam etmiş olacaktır.


İşgalci devletler İkinci Dünya Savaşından sonra söz konusu edilen coğrafyadan çekilirken, iktidarlarını “kendilerini kendilerinden daha fazla savunabilecek” yerli uşaklarına devrederek çekilmişlerdir. Böylece, uygulanan yeni yöntemle ülke halklarının tepkileri de en aza indirilmiş olacaktı. Neticede, artık ülkenin başına getirilen yöneticiler ülke halklarıyla aynı dili konuşan, aynı kültürü ve aynı ismi paylaşan kişiler olmuştu. Mandater devletlerin işgal bölgelerinden çekilirken ortaya koydukları bu yeni sistem, bir süreliğine de olsa bölge halklarının aldatılmasına yetmiş olacaktı. Bu şekilde, yani sömürgeci devletlerin Ortadoğu’da oluşturdukları statüko/mevcut durum yıllar yılı devam ederek tâ iki binli yıllara kadar gelinmiş olacaktır.


Fakat Ortadoğu’daki mevcut durum, yani statüko artık bölgesel ve küresel emperyal güçlerin çıkarlarını korumaya yetmemiş olacak ki, adı geçen güçlerin bölge üzerinde yeni siyasi ameliyatlar yaparak, bölgenin etnik ve mezhepsel bakımından çok daha fazla parçalanmasını sağlayacak şekilde yeniden harekete geçmelerini beraberinde getirmiştir. Bunun bir başka ifadesi, yeni Sykıs-Picot antlaşmaları yapılarak coğrafyanın etnik ve mezhepsel yönden çok daha parçalı hale getirilerek, içinden çıkılamaz bir siyasi atmosfer oluşturulmasını sağlamak olsa gerektir.


Netice itibarıyla ümmet olarak bizlerin, kendi aramızdaki maddî manevî her türlü sorunlarımızı Allah’ın kitabı ve Resulünün sünneti doğrultusunda çözemedikten sonra,düşmanlarımız tarafından inanç coğrafyamızın yeni Sykıs-Picotlarla çok daha parçalı hale getirilmesi kaçınılmazdır. Bundan dolayı bizlerin, kendi aramızdaki etnik ve mezhepsel farklılıklarımızı bir kenara atarak, çok daha acil bir şekilde bir araya gelmemiz özellikle kaçınılmaz olmuştur. Yoksa coğrafyalarımız yakın gelecekte, bu günleri aratabilecek şekilde çok daha parçalı hale gelerek,mazlumiyetlerimiz ve mağduriyetlerimiz bir o kadar da artabilir maazallah.

 

Yazarın Diğer Yazıları