N E V Â, 50./III.

 

 

N E V Â, 50./III.

 

RÛM ROMA-BİZANS SURESİ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ! (devam)

 

İNSANLAR, NEDEN YERYÜZÜNDE DOLAŞIP, GEÇMİŞTEN İBRET ALMAZLAR Ki?

 

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيم

 Özünde Rahman fiilinde Rahîm olan Allah adına, Allah’ın ismi ile.

 

 أَوَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَيَنظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ كَانُوا أَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَأَثَارُوا الْأَرْضَ وَعَمَرُوهَا أَكْثَرَ مِمَّا عَمَرُوهَا وَجَاءتْهُمْ رُسُلُهُم بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانَ اللَّهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلَكِن كَانُوا أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ {9}

Onlar yeryüzünde dolaşıp kendilerinden önce yaşamış olanların sonlarının nasıl olduğunu bir görselerdi ya! O öncekiler kendilerinden daha güçlü, yeryüzünde de daha derin izler bırakmışlardı; Dahası onlar şu berikilerden daha uzun bir ömür de sürmüşlerdi. Üstelik onlar ömür sürdükleri yerleri de daha mamur ve daha müreffeh hale getirmişlerdi!

 

Hâlbuki o öncekilere de yanlarındaki açık seçik delillerle kendi içlerinden elçiler gelmişti! Şu bir hakikattir ki, Allah onlara zulmetmemiştir! Fakat onlar kendi kendilerine zulmetmeye devam ediyorlar. 30/9.

 

Yukarıda bahsi geçen öncekilerden kast’ın, yerkürede yaşamış ve doğru veya yanlış, bir şekilde misyonlarını tamamlayarak, tarih sahnesinden çekilen tüm milletler olduğu kanaatindeyim! Ayrıca bu âyetin öncelikle kurân’ı okuduğunu O’na inandığını iddia eden Müslüman kitleye de mesaj, hattâ emir verdiği kanaatindeyim! Görüldüğü gibi, âyetin hemen başında “أَوَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ – Evelem Yesîrû Fil’Ardı” yani “Onlar yeryüzünde dolaşıp (ibret almıyorlar mı? 30/9.)” buyurulmaktadır. Buna rağmen tarih boyunca ve tabii ki, günümüzde de kendilerinin Müslüman olduklarını savunan insanların, Kurân’ın birçok mesajı gibi, bu ve benzeri âyetlerin verdiği, mesajları da gerektiği şekilde almadıklarını, hattâ genellikle yok saydıklarını görüyoruz! Buna karşılık, İslam dünyasının dışında kalan insanların, bu ve benzeri âyetlerde verilen mesajı, sanki Müslümanlardan çok daha iyi alıp, gereğini de daha yerine getirdiklerini görüyoruz!

 

Şöyle ki; Bugün geçmiş milletlerin bıraktıkları kalıntıları görüp incelemek ve bu milletlerin yaşam tarzlarından ibret almak için yerküreyi gezenlerin büyük çoğunluğunun, kendilerinin Müslüman olduklarını iddia eden kişiler olmadıkları bir vâkıadır! Üzerinde iyice düşünüldüğü zaman Kurân’ı Kerimdeki,“Onlar yeryüzünde dolaşıp (ibret almıyorlar mı?)” Diyerek başlayan bu ve benzeri âyetlerin, bizler için verdiği mesajlardan birinin de, tabiat ayetlerine bizlerin dikkatimizi çekmek olduğu görülecektir! Çünkü yerkürenin insan yaşamına uygun bir şekilde varlık ve konumunu devam ettirebilmesi ve insanlığın da bu durumdan istifade edebilmesi için, Yüce Yaratıcının koyduğu tabiat yasalarını tanıyıp bilmenin en iyi yollarından biri de, insanın ibretlik bir bakış açısı ile Dünyayı gezip dolaşmasıdır!

 

Aslında Yüce Rabbimizin biz insanoğlundan beklentisi: Kurân’ın tabiatı ile tabiat’ın Kurân’ını biri birinden ayırmadan, dikkatle ve ibretle inceleyip, hem Kurân’ın tabiatını hem de tabiat’ın Kurân’ını anlayıp, tanımamızdır! Çünkü bu sayede insan denilen iradeli varlık, Allah’ı da, hem gerektiği gibi tanımış, hem de gerektiği şekilde takdir etmiş olacaktır! Yüce Yaratıcının, insanoğlundan bu beklentisini gözardı eden veya yok sayan toplumlar, tarih boyunca bunun ağır faturasını hep ödeye gelmişlerdir! Bu açıdan bakınca, Kurân’ın tabiatını gözardı edip yok sayan, fakat tabiatın Kurân’ını iyi değerlendiren bugünün batı toplumları, bir taraftan bunun nimetini paylaşırlarken, öbür yandan da, Kurân’ın tabiatını yok saymanın ağır faturasını ödemektedirler![1]

 

Şimdi de isterseniz bu âyetlerin daha çok Müslümanlar olarak bizleri ilgilendiren diğer yönüne bir bakalım! Yukarıdaki âyette de beyan edildiği gibi; “Dünya hak ve gerçek, fakat süreli (Yani eceli müsemmâ) olarak yaratılmıştır. (krş. 30/8.)” Ve biz insanlardan da bunu anlayıp ona göre davranmamız istenmiştir! Ayrıca dokuzuncu âyette Yüce Yaratıcının “Onlar yeryüzünde dolaşıp (ibret almıyorlar mı?)” ifadesi yer almakta idi! Bu âyetlerden anlaşıldığına göre; Rabbimiz bizlerden, hem Vahyin en son ve en mükemmel örneği olan Kurân âyetlerinin içerdiği ilâhî mesajları, hem de Allah’ın Yarattığı tabiat âyetlerini anlayıp çözmemizi istemektedir! Yani Rabbimiz bizden Kendi yarattığı Evrenin ve o evrenin bir parçası olarak içinde yaşadığımız dünyayı dolaşıp, Evrenin ve dünyanın yönetimi için Allah’ın koyduğu tabiat yasalarını, görüp öğrenmemizi ve bu yasalarla barışık bir hayat sürmemizi istemektedir!

 

Yine Yüce Yaratıcı, Kurân’ın Âli-İmran suresinde, Müslüman’ın nasıl olması gerektiğini şöyle beyan etmektedir! “ Muhakkak ki, göklerin ve yerkürenin yaratılmasında, Akıllarını kullanmasını bilenler için, alınacak birçok dersler vardır”. (Gerçek Müslümanlar) Onlardır ki: Ayakta iken, otururken ve yanları üzerine uzandıklarında,(yani her zaman her pozisyonda, bu Evrenin yaratıcısı ve idarecisi olan) Allah’ı hesaba katarak, Evrenin yaratılması ve gece ile gündüzün arka arkaya gelmesi (yani dünyanın kendi etrafında dönmesi) konusunu da düşünürler! (Sonra da) “Ey Rabbimiz sen bütün bunları, boşu boşuna yaratmış olamazsın…” (krş. 3/190. 191.) derler.

 

Buna rağmen insanlar, özellikle de Müslümanlık iddiasında bulunanlar, Allah’ın bu emir, uyarı ve tavsiyelerini gözardı edip yok sayarlarsa, sonuç ne olur dersiniz? Bu sorunun cevabının Zuhruf suresinin 36. âyetinde verildiğini görüyoruz! Orada şöyle buyuruyor Yüce Yaratıcı: “Kim ki, Rahmanın uyarı dolu, mesajlarına (lâfzen zikrine) âyetlerine, kitabına (yani hem tabiatın, kitabına, hem de kitabın, yani Kurân’ın tabiatına) şaşı gözle bakarsa, Biz şeytanı o kişinin ikinci kişiliği haline getiririz! (Yani o şahıs şeytanın uydusu ve oyuncağı haline dönüşür!” (krş. 43/36.) Buyurmaktadır.

 

Şimdi isterseniz! Yukarıdaki âyetlerin işaretleri doğrultusunda yaptığımız bu tespitlerin sahadaki yansımalarını bir görmeye çalışalım![2] Bugün Endenozya’dan, Fas’a, Afganistan’dan Yemen’e kadar, büyük Ortadoğu olarak isimlendirilen bu bölgedeki 26 İslam ülkesinde, Müslümanlar biri birini boğazlamakta, âdetâ kan gövdeyi götürmektedir! Son yıllarda Ortadoğu İslam coğrafyasında meydana gelen tüm bu kırılmalar? Adına “BOP” yani büyük Ortadoğu projesi denilen bir plan çerçevesinde cereyan etmektedir! Son yıllarda yaşanılan bu olaylardan sonra, tüm bu bölge ülkeleri içerisinde, kendini emniyette hisseden tek ülke, herhalde İsrail Yahudi devletidir! Çünkü uygulamaya konulan “BOP” sayesinde artık bu ülkeyi tehdit edebilecek çevresinde herhangi bir güç kalmamıştır!

 

Kurân’ın tabiatından koptuktan sonra, tabiatın Kurân’ın dan da kopmanın ağır bedelini ödeyen, bu İslam ülkelerinin Müslüman halklarından milyonlarca insan, bugün Hıristiyan batı Avrupa ülkelerinin topraklarına kapağı atabilmek için, yollara dökülmüşlerdir! Bu insanlardan her gün yüzlercesinin cesetleri Ege ve Akdeniz’in mavi sularından toplanmaktadır! Deniz yolunu tehlikeli bulup, karayolu ile Avrupa’ya ulaşmak isteyen yüz binlerce Müslüman ise Türkiye, Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan, Macaristan ve Hırvatistan gibi ülkelerin yollarında ve sınır kapılarında, âdetâ sefaletin filmini çekmektedirler!

 

Şimdi Allah’ın tüm insanlara lütfettiği aklı kullanan ve Müslüman’ım diyen her insanın kendi kendisine şu soruyu sorması lazımdır! Biz bu duruma neden ve nasıl geldik? Aslında bu sorunun cevabı, bizim şimdiye kadar yazdığımız yazılarda, defalarca verilmişti! Ama konunun daha rahat kavranabilmesi ümidiyle, bazı müşahhas örnekleri sizlerle de paylaşmaya çalışacağız! Kurân’ın tabiatını yok saysalar da, tabiatın Kurân’ını iyi değerlendiren bazı milletler, bu günlerde, Mars’ta su bulmaya odaklanmışlarken, İslam dünyasının merkezi olarak kabul edilen Suudi Arabistan’ın eski baş müftüsü bakın nelerle uğraşıyormuş?

 

Büyük Arap din âlimi! Suudi Arabistan'ın eski baş müftülerinden şeyh Abdal Aziz Bin BAAZ' dan bir fetva: Fetva şöyledir: “Kim dünyanın yuvarlak olduğunu iddia ederse küfür ve delalete düşmüş olur. Çünkü bu iddia, hem Allah’ın, hem Kuran’ın, hem de, Peygamber’in reddidir. Bunu iddia eden kişi tövbeye davet edilir. Ederse, ne ala! Aksi takdirde kâfir ve dinden dönmüş bir kişi olarak öldürülür ve malı da, Müslümanların hazinesine katılır. “Eğer ileri sürdükleri gibi Dünya dönüyor olsaydı, ülkeler, dağlar, ağaçlar, nehirler, denizler bir kararda kalmazlardı. İnsanlar batıdaki ülkelerin doğuya, doğudaki ülkelerin batıya kaydığını görürlerdi. Kıblenin yeri değişir, insanlar kıbleyi tayin edemezlerdi. Velhasıl bu iddia sayması uzun sürecek birçok nedenden dolayı batıldır.” Dünya ve gezegenler konusunda bu işin uzmanları olan Astronomi bilginlerine gelince; Onların sözleri asla güvenilir Kanıt değildir. Çünkü bu sözler herhangi bir Şer’î kurala değil Zan ve tahmine dayanır! [3]

Görüldüğü gibi, tabiatın Kurân’ından kopan insanlar, otomatik olarak Kurân’ın tabiatından da kopuyorlar! Bu kopmadan her fert, her insan, her Müslüman, ferden ferdâ sorumlu olsa da, iki gurup insanın bu kopuşta başrolü oynadığını görüyoruz! Bunlardan birincisi: Kendi hevâ’ü hevesini, menfaat ve arzularını, (kısacası sarayını ve koltuğunu) âdetâ Tanrı olarak gören diktatör-zorba yöneticilerdir. Kurân bize tarihi kıssalar içerisinde bu tip insanların varlığını haber vermektedir. (krş.25/43. 45/23.) Tabiatın Kurân’ı ve Kurân’ın tabiatından kopuşun sorumlusu olan, ikinci sıradaki kişiler ise: Yukarıdaki diktatör ve zorba yöneticilere ısmarlama fetva üreten, sözde din adamlarıdır! Tarih boyunca ve günümüzde de, insan topluluklarının sömürülmesinin baş sorumluları, Kutsal din kavramını istismar eden, bu yönetici ve sözde din adamı ikilisi ile onlara güç ve enerji pompalayan, hatta onları sırtlarında taşıyan yandaşlarıdır, ! Fakat bunun bedelini, sadece bu istismarcılar değil, en azından bu dünyada, toplumun tümü ödemektedir.[4]

 
 Yüce Yaratıcı insanlardan“Hak ve gerçek, fakat süreli olarak yaratmış olduğu dünyayı dolaşıp ibret almamalarını ve sonunda da, Rabbim sen bu âlemi boşu boşuna yaratmış olamazsın” demelerini beklemektedir! Buna rağmen, insanlar Yüce Yaratıcının bu beklentisini genellikle gerçekleştirememişlerdir! Bize göre bu durumun ana sebeplerinden biri, bu insanların önderleri konumunda olan ve kendilerini yeryüzünde Tanrının gölgesi olarak gören idareciler ile o idarecilerin sofralarından karnını doyuran, sözde din adamlarıdır!

Çünkü Müslüman milletlerin idaresini ellerinde bulunduran bu idarecilerin yaptıkları haksızlıkları-hukuksuzlukları, hırsızlıkları-yolsuzlukları, akıttıkları kanları ve yaptıkları zulümleri, halka masum göstermek için, durmadan ısmarlama fetva üreten bu sözde din adamları, yapılanların ezelde yazılmış bir kader bir alın yazısı olduğunu söyleyerek, sofralarından beslendikleri bu yöneticileri temize çıkartmak için çaba harcamaktadırlar! Bu durumu sorgulayan insanları ve kendi kendilerini tesellî etmek için de, bu defa Dünya ya, yalan dünya demeye başlamışlardır!

 

Maalesef bu durum; Önce tabiatın Kurân’ından, sonra da, Kurân’ın tabiatından kopan bu insanların acziyetlerinin itirafından başka bir şey değildir! Bu insanlar, Kurân’a ters düşen bu fikri, meşru hale getirmek için de, Allah Resulünün ağzından, birtakım hadisler uydurmuşlardır![5] Fakat tarihi kayıtların da gösterdikleri gibi, Allah’ın Vahyi de, bu işin bir faturası olacağını ve o faturanın bedelinin de mutlaka ödettirileceğini haber vermektedir:

 

 ثُمَّ كَانَ عَاقِبَةَ الَّذِينَ أَسَاؤُوا السُّوأَى أَن كَذَّبُوا بِآيَاتِ اللَّهِ وَكَانُوا بِهَا يَسْتَهْزِئُون {10}

Nihayet, (öncekilerin kötü akıbetlerinden ibret almadıkları için) kendileri de kötülüğe gömülmüş olanların, Allah’ın âyetleri ile alay edip yalanladıkları için, akıbetleri çok kötü olmuştur-olacaktır da. 30/10.

 

أَن كَذَّبُوا بِآيَاتِ اللَّهِ – En Kezzebû Bi âyâtillahi” Yani “Allah’ın âyetlerini yalanlayıp, yok saymalarından dolayı” demektir. Yukarıda da defalarca ifade etmeye çalıştığımız gibi, biz buradaki “Allah’ın âyetleri”  cümlesinden, hem Kurân’ın âyetlerinin hem de Allah’ın yarattığı tabiat âyetlerinin kastedildiği kanaatindeyiz! Kurân’ın âyetlerini yalanlayıp yok saymanın nasıl bir bedeli var ise Allah’ın yarattığı tabiat âyetlerini yok saymanın da bir bedeli olacaktır, hatta her zaman olmuştur da! Nasıl mı? Bunu anlamak için bugünkü İslam dünyasının durumunu görüp anlamak, bu sorunun cevabını vermek için yeterlidir sanırım!

 

Bizim hiçbir insanı hiçbir gurubu, hiçbir toplumu hedef gösterip, ötekileştirmek gibi bir niyetimiz yoktur! Bizim derdimiz, kişiler değil, kişilerin kendi tercihleri ve eylemleri ile kişiliklerinin bir parçası haline getirdikleri, bir takım kötü sıfatlarıdır! Bunu yaparken de, bize her konuda yol gösterip, rehberlik yapan Rabbimizin indirdiği Kurân ayetlerini ve Allah’ın yarattığı kevni âyetleri referans olarak almaya çalışıyoruz! Bu yazdıklarımızın hiç birisi hâşâ Kur’an değildir. Olsa olsa bizim bu yazdıklarımız, O’ Kurân’ın yol gösterici âyetlerinden anlamaya çalışarak, şu an için elde edebildiğimiz yorumlarımızdır! Her konuda olduğu gibi, bu konuda da, söylenecek tek ve en son söz: “Elbette ki en doğrusunu Rabbimiz bilir” sözüdür.

Aslında bütün bu yorumlar, bizim vahyin gör dediği yerden bakmaya çalışıp da görüp elde edebildiğimizi düşünüp tespit edebildiğimizi zannettiğimiz yorumlarımızdır. Çünkü toplumda her insanın değerlendirme yapmak için bulunduğu pozisyon, onun değerlendirme sonuçları üzerindeki en etkili olgulardan biridir. Yani göreceğiniz şey, büyük ölçüde baktığınız yere, birde görmek istediğiniz şeye bağlıdır! Çünkü Yüce Yaratıcı “kişinin özgür tercihi ile seçip istediği şeyleri, kendisi için kolaylaştırırız!” buyuruyor. (krş. 92/7. 11.). Ve bir kere daha diyoruz ki, her konuda olduğu gibi, bu konuda da söylenecek son söz, “Elbette ki Allah en doğrusunu bilir” sözüdür.

 

Şayet sürçü kalem etti isek, önce Rabbim’in af ve mağfiretini umarım. Sonra da siz değerli okuyucularımın hoşgörü, bağışlama ve ikazlarınızı esirgememenizi rica ederim! Şu anda halen dünya kendi etrafında dönmeye devam ediyorsa, bu durumun Kurân’ı anlamamız için hâlâ bir fırsat ve hattâ belki de, son fırsat olabileceğini lütfen unutmayalım!

 

(Gelecek yazılarımızda Kurân’ın Rûm suresinin tefsir ve yorumuna kaldığımız yerden devam etme ümidiyle hoşça kalınız.)

 

    Yaşar GÜLAÇTI. 16. Nisan. 2016.  Hartlap köyü K.MARAŞ. yasargulacti@hotmail.com

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

[1] Çeşitli vesilelerle dünyanın muhtelif ülkelerine birçok seyahatte bulundum. Bu cümleden olarak, çeşitli aralıklarla, üç yıl kadar Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de bulundum. Dünyadaki ikiyüz’ü aşkın ülke arasında, yaşam standartları açısından devamlı birinci sırada yer alan, bu ülkede hak-hukuk adalet, bölüşüm ve paylaşım bilinci, en üst düzeydedir! Bunun sonucu olarak (yani tabiat’ın Kurân’ını iyi anlayıp değerlendiren) Fin halkı, maddi refahın zirvesinde yaşamaktadırlar! Bu durum, madalyonun bir tarafıdır. Fakat aynı madalyonun bir de öbür yüzü vardır ki; Buna göre bu ülke halkı Kurân’ın tabiatını gözardı edip yok saydıkları için, bunun faturasını da en ağır bir şekilde ödemektedirler! Nasıl mı? Şöyle: Bu ülkede kaldığım üç yılın belli dönemlerinde edindiğim bilgilere göre; Fin halkı, dünyada en çok stres ilacı kullanan toplumların başında gelmektedir. Ayrıca yine maddi refahın zirvesindeki bu ülke, dünyada intihar vakalarının en yüksek olduğu ülkelerin başında gelmektedir! İşte Kurân’ın tabiatı ile Tabiatın Kurân’ını biri birinden ayırmanın ağır bedeli böyle bir şeydir!

 

[2] Yukarıda kullandığımız “saha” kelimesi ile günümüz dünyasında, Müslüman milletlerin çoğunluğu oluşturduğu ve Büyük Ortadoğu olarak isimlendirilen bölgenin kastedilmiş olduğunu unutmayınız! Bu bölge de 26 İslam ülkesinin yanında birde Yahudi devleti bulunmaktadır! Bu bölge de, bir süreden beri, adı kısaca “BOP”  (yani Büyük Ortadoğu projesi) olan bir proje uygulanmaktadır! Bu proje, Siyonist İsrail’in fikir babalığını yaptığı, Amerikan Yahudi kongresinin de, senaryosunu yazıp vizyona koyduğu, son kapitalist Yahudi projesidir! Hedefi bu bölgedeki 26 İslam ülkesinin tabii kaynaklarını sömürüp, sonrada bu ülkelerin sınırlarını, İsrail Yahudi devleti lehine değiştirmektir! Eğer İslam dünyasından “one minute-van minit” yani “bir dakika nereye gidiyoruz” diyerek, bu işi sorgulayacak güçlü bir ses çıkmazsa, korkarım ki, batı kapitalizmi tarafından desteklenen bu Yahudi projesi, (biz temenni etmesek te) gerçekleşecek gibi görünüyor! Görmüyor musunuz; Adamlar her gün bu hedefe bir adım daha yaklaşmaktadırlar! 

 

[3] Bu fetva, 1999 da ölünceye kadar Suudî Arabistan’ın baş müftüsü olarak görev yapmış olan, Abdel Aziz bin BAAZ’ ın Medine İSLAM Üniversitesi yayınları arasında çıkan: ** El-Edilletünnakliyyetu vel’hissiyeh, Ala Cereyanişşemsi ve Sukunil ‘Ardi ve imkâni’Suudi, İlel Kevâkib ** Adlı kitaptan alınmıştır. Tarihi 1975 dir. Not: Bu bir internet alıntısıdır! İsteyenler “Abdel Aziz bin BAAZ” başlığı ile girip bulabilirler! Âcizane internetten bu fetvayı okuyunca şok oldum! Çünkü bu fetva bana çok tanıdık geldi! Tarih kitaplarından okuduğumuza göre; Bu fetvanın benzerini değil, aynısını 700 yıl önce Vatikan Katolik kilisesi de vermişti! Vatikan kilisesinin kurduğu engizisyon mahkemeleri, bu fetvaya dayanarak, dünya yuvarlaktır ve kendi etrafında dönüyor diyen bilim adamlarının bazılarını diri diri yakarak, bazılarının ise giyotinde başlarını keserek cezalandırmışlardı! Galileo bile ancak kendi kendini inkâr ederek paçayı kurtarabilmişti!


[4] Hac farizasını yerine getirmek için Dünyanın muhtelif ülkelerinden Mekke’ye gelen Müslümanlardan bir kısmı maalesef bu ibadeti yaparken, canlarından olmaktadırlar! 2015 yılı Hac mevsiminde, Mescid’i Haramın içinde tavaf yapan insanların üzerine vinç devrilmesi sonucunda 132 kişinin, Mina’ da meydana gelen izdihamda ise 769 kişinin öldükleri, yüzlerce kişinin de yaralandıkları açıklanmıştı! Yalnız bu rakamlar resmi rakamlar olup bağımsız kaynaklar tarafından doğrulanmamaktadır! Çünkü bazı kaynaklar, ölü sayısının beş bin civarında olduğunu iddia etmektedirler!

 

[5] Bir hadise göre “Mümin için zindan olan dünya, kâfirin cenneti olarak vasıflandırılmaktadır!” oysaki Allah Resulü hâşâ Kurân’a muhalif olan bir sözü kesinlikle söylemez! Yukarıdaki âyette de gördüğümüz gibi, bu dünya ne müminin zindanı, nede kâfirin cenneti olarak yaratılmıştır! Aksine “dünya hak ve gerçek, fakat süreli olarak yaratılmıştır!” (Krş. 30/8.) 

Yazarın Diğer Yazıları