İstiklal Marşımızın Önemi

İstiklâl, bedeli en yüksek bir kavram. Bir mübarek mana... Uğrunda, gerekirse her şeyinizi vermeye, her dem hazır olacaksınız ki, İstiklâl size yâr olabilsin. Bu millet, öyle bir felaketin içinden öyle bir aşkla çıktı ki, istiklâl ona yâr oldu. Milletin bu haklı mücadelesinden Mehmet Akif Ersoy’un İstiklâl Marşı doğdu.


İstiklal ruhunun altında Kur’an yatar. Cenâb-ı Hak buyuruyor ki:


“Bir kısım insanlar, müminlere: "Düşmanlarınız olan insanlar, size karşı asker topladılar; aman sakının onlardan!" dediklerinde bu, onların imanlarını bir kat daha arttırdı ve "Allah bize yeter. O ne güzel vekîldir!" dediler.” (Âl-i İmrân, 173)


Rasûlullah (sav) da şöyle buyuruyor:


“Ey kitab’ı (Kur’an’ı) indiren, bulutları gökyüzünde gezdiren ve düşman saflarını darmadağın eden Allahım,  şu düşmanı  perişan et ve bizi onlara karşı muzaffer kıl!” (Buhârî,Cihâd 112; Müslim, Cihâd 20)


Hayatı bize veren kimdir?


Allah Teala değil mi?


O “el-Hayy” olan ilahımızdır. Hayatı, ezelî ve ebedî olarak sarmalayan odur. Hayatımız o bize hayat verdikçe vardır. O bizi öldürürse ölürüz. O öldürmezse ölmek de mümkün değildir. Yine o eceli takdir edendir. Ecel gelmeden ölüm gelmez. Öyleyse ölümden korkmak niye? Madem ecelimiz gelmeden ölüm gelmeyecekse, o da bir saniye evvel veya sonra değil, tam anında gelecekse, evet, ölümden korkmak niye?


Bütün hayatların kaynağı olan, ezelî ve ebedî olarak ölmeyen, diri olan Allah, bizim dirimizi ve ölümümüzü bir zamana bağlamış, takdirini bizim bilemeyeceğimiz bir vakte raptetmiştir. Korkakların yüzü kara olsun.


İnsan niye yaşar, niye savaşır. Dost kim, düşman kim. İşte bizim istiklal marşımız bize bunu öğretmektedir. O yüzden her bu millet içinde her öğrenciye verilecek ilk ders, besmeleden sonra İstiklal Marşı olsa yeridir.


Gelin o marşımızı, içeriğini düşünerek ve anlayarak bir daha okuyalım:


İstiklal Marşı

 

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;

O benimdir, o benim milletimindir ancak.

 

Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal!

Kahraman ırkıma bir gül! ne bu şiddet bu celal?

Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal,

Hakkıdır, Hak'ka tapan, milletimin istiklal!

 

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım;

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım;

Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

 

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,

Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.

Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar.

"Medeniyet!" dediğin tek dişi kalmış canavar?

 

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın!

Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.

Doğacaktır sana vaadettiği günler Hak'kın;

Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

 

Bastığın yerleri "toprak" diyerek geçme, tanı!

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı;

Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.

 

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?

Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda!

Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

 

Ruhumun senden ilahi, şudur ancak emeli;

Değmesin mabedimin göğsüne na-mahrem eli!

Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli,

Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli

 

O zaman vecd ile bin secde eder varsa taşım;

Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,

Fışkırır ruh-i mücerret gibi yerden naşım;

O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

 

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal;

Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal!

Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal.

Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;

Hakkıdır, Hak'ka tapan milletimin istiklal!

 

Mehmet Akif Ersoy

 

 

Yazarın Diğer Yazıları