Tevazu Gereği

Müslümanın vazifesi, -kim olursa olsun- Allâh’ın kullarına karşı mütevazı ve alçakgönüllü olmak, hüsn-i zan beslemek, edepli olmak ve güzel muâmelede bulunmaktır. Kimseyi hor görmemek, hakaret ve aşağılamadan uzak olmak, alaydan, sui zandan, kötü lakap ve gıybetten günahtır diye kaçınmaktır.


Cenâb-ı Hak buyurur ki:


“Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi âdet edinen herkesin vay hâline!” (Hümeze, 1)


Rasûlullah (sav) da buyurdular ki:


“Saçı-sakalı birbirine karışmış, eski-püskü elbiseler içinde, kimsenin îtibâr etmediği niceleri vardır ki, Allâh’a yemin etse, Allah onun yeminini boşa çıkarmaz.” (Tirmizî, Menâkıb, 54/3854)


“Her gördüğünü Hızır, her geceyi Kadir bilmek” düsturunu, hiçbir zaman hatırından çıkarmamalıyız. Zira kulların Allah katındaki değerini, Allahʼtan başkası bilemez. Cenâb-ı Hak, kıymet ve üstünlüğü “takvâ” şartına bağlamıştır. Takvâ ise kalptedir. Kalbin pencereleri sadece Allâh’a açıktır. İnsanların kalplerindekileri bilmek mümkün olmadığından, Hak katında kimin daha üstün olduğu da bilinemez. Bu bakımdan ibâdullâhʼı istikār, yani Allâhʼın kullarını hor görmek, dolaylı yoldan kendini üstün görmek mânâsına gelir ki, bu hâl, İslâm ahlâkıyla aslâ bağdaşmaz.


Rasûlullah (sav) Efendimizʼin şu beyanları da, bu hususta mühim bir ölçü mâhiyetindedir:


“Size cennetlikleri bildireyim mi? Onlar hem zayıf oldukları hem de halk tarafından zayıf görüldükleri için kimsenin ehemmiyet vermediği, fakat «şöyle olacak» diye yemin etseler, isteklerini Allâh’ın gerçekleştireceği kimselerdir…” (Buhârî, Eymân 9, Tefsîr 68/1, Edeb 61; Müslim, Cennet, 47)


Velhasıl imtiyaz istemek, üstünlük iddia etmek, hamlık alametidir. Olgun başaklar, meyveli dallar hep başları eğik olanlardır. Adamı tevazusundan tanımalıyız. Kendini beğeneni ve öveni, dalkavuklar, menfaatperestler hariç, kimse sevmez ve övmez.

Yazarın Diğer Yazıları