Zor İş

Hem anne hem eş hem evin hanımı hem de iş  ve de yazmak zor iş

 

Ah zaman bulabilsem de doyasıya yazı yazabilsem. Sadece Yusuf Asım için günlük yazıyorum o bile gününde düzenli olmuyor.

Olan zamanımı oğluma ayırıyorum, oğlumun eğitimi için boşa giden zamanımız olmasın istiyorum.

Anneliği sadece karın doyurmaktan ibaret görenlerden değilim. Yavrumu hem sağlık açısından hem dini açıdan hem de pedagojik açıdan en güzel şekilde yetiştirme çabası olan bir anne olarak yavrumu her anlamda en güzel ve en doğru şekilde yetiştirmek için dua ediyorum.

Yusuf 14 Mayıs'ta iki yaşına girecek İnşaallah.

Ona ait paylaşacak çok şey var aslında.

Ev, iş, çocuk ve eş olarak sorumluluk çok olunca düzenli yazamıyorum.

Diğer yazarlardan daha fazla müsamaha göstermenizi isterim.

Erkeklerin benim kadar sorumluluğu yok, boş zamanı da çok.

 

Pozitif ayrımcılık yani.

 

Sizlere Türkiye de yeni yeni yaygınlaşan Montessori Eğitim sisteminden bahsetmek istiyorum. Ben bu eğitim sistemini çok araştırdım ve bu eğitim sistemini oğlumda uygulamaya başladım. Araştırdıkça sevdiğimiz ve tam bize göre dediğimiz ve oğlumla uyguladığımız bu yöntem eylenerek öğrenmemize ve zamanın boşa harcandığı televizyon ve İnternetin boş sokaklarından uzak durmamıza ve olan zamanın dolu dolu geçmesine vesile olan bir eğitim sistemi oldu bizim için.

 

 

Sizler için Montessori eğitim sistemi hakkında kısaca alıntı yapmak istedim.

 

“1870’te İtalya’da doğan Maria Montessori, 1896’da Roma Üniversitesi

Tıp Fakültesi’nden mezun olarak ülkesinin ilk kadın tıp doktoru unvanını elde

etmiştir. Asistan doktor olarak çalışırken bir yandan da özel araştırma ve

çalışmalarda bulunmuş ve özellikle çocukların nasıl öğrendiklerini analiz

etmiştir. Dikkatini insan bedeninden insan zihnine çeviren Montessori, 1901

yılında psikoloji ve felsefe alanlarında araştırmalar yapmıştır. 1904’te de Roma Üniversitesi’nde antropoloji profesörü olmuştur. Yaşamını çocukların

eğitimine adayan Montessori, bu dönemden sonra eğitimden başka işlerle

meşgul olmamıştır (Aydın, 2006; Aytaç, 2006)

 

Anne Çocuk ve Yazmak

 

Ah zaman bulabilsem de doyasıya yazı yazabilsem. Sadece Yusuf Asım için günlük yazıyorum o bile gününde düzenli olmuyor.

Olan zamanımı oğluma ayırıyorum, çok yoruyorsun kendini diyorlar da oğlumun eğitimi için boşa giden zamanımız olmasın istiyorum.

Anneliği sadece karın doyurmaktan ibaret görenlerden değilim.

Yusuf 14 Mayıs'ta iki yaşına girecek İnşaallah.

Birlikte namazımızı kılıyoruz, kitap okuyoruz, hayal gücümüz çalıştırıp eğlenceli, eğitici, motor becerilerini geliştirici, oyuncaklar icat edip oynuyoruz.

Ona ait paylaşacak çok şey var aslında.

Yusuf'un büyük resimli hikaye kitapları var her şeyi tam konuşamayan oğlum Maşallah kitabı bana okuyor, söyleyebildiği kelimelerle ve haraketleriyle göstererek.

Ev, iş, çocuk ve eş olarak sorumluluk çok olunca düzenli yazamadık işte. Diğer yazarlardan daha fazla müsamaha göstermenizi isterdim. Erkeklerin benim kadar sorumluluğu yok, boş zamanı da çok.

Pozitif ayrımcılık yani. Anne Çocuk ve Yazmak

 

Ah zaman bulabilsem de doyasıya yazı yazabilsem. Sadece Yusuf Asım için günlük yazıyorum o bile gününde düzenli olmuyor.

Olan zamanımı oğluma ayırıyorum, çok yoruyorsun kendini diyorlar da oğlumun eğitimi için boşa giden zamanımız olmasın istiyorum.

Anneliği sadece karın doyurmaktan ibaret görenlerden değilim.

Yusuf 14 Mayıs'ta iki yaşına girecek İnşaallah.

Birlikte namazımızı kılıyoruz, kitap okuyoruz, hayal gücümüz çalıştırıp eğlenceli, eğitici, motor becerilerini geliştirici, oyuncaklar icat edip oynuyoruz.

Ona ait paylaşacak çok şey var aslında.

Yusuf'un büyük resimli hikaye kitapları var her şeyi tam konuşamayan oğlum Maşallah kitabı bana okuyor, söyleyebildiği kelimelerle ve haraketleriyle göstererek.

Ev, iş, çocuk ve eş olarak sorumluluk çok olunca düzenli yazamadık işte. Diğer yazarlardan daha fazla müsamaha göstermenizi isterdim. Erkeklerin benim kadar sorumluluğu yok, boş zamanı da çok.

Pozitif ayrımcılık yani. Anne Çocuk ve Yazmak

 

Ah zaman bulabilsem de doyasıya yazı yazabilsem. Sadece Yusuf Asım için günlük yazıyorum o bile gününde düzenli olmuyor.

Olan zamanımı oğluma ayırıyorum, çok yoruyorsun kendini diyorlar da oğlumun eğitimi için boşa giden zamanımız olmasın istiyorum.

Anneliği sadece karın doyurmaktan ibaret görenlerden değilim.

Yusuf 14 Mayıs'ta iki yaşına girecek İnşaallah.

Birlikte namazımızı kılıyoruz, kitap okuyoruz, hayal gücümüz çalıştırıp eğlenceli, eğitici, motor becerilerini geliştirici, oyuncaklar icat edip oynuyoruz.

Ona ait paylaşacak çok şey var aslında.

Yusuf'un büyük resimli hikaye kitapları var her şeyi tam konuşamayan oğlum Maşallah kitabı bana okuyor, söyleyebildiği kelimelerle ve haraketleriyle göstererek.

Ev, iş, çocuk ve eş olarak sorumluluk çok olunca düzenli yazamadık işte. Diğer yazarlardan daha fazla müsamaha göstermenizi isterdim. Erkeklerin benim kadar sorumluluğu yok, boş zamanı da çok.

Pozitif ayrımcılık yani. İtalya’nın ilk kadın doktoru olma başarısını gösteren Maria Montessori, eğitim alanındaki görüşleriyle de dünyada yankı uyandırmıştır. Zihinsel engelli çocuklarla çalışmasıyla başlayan eğitim yolculuğu, “Çocuk Evi”yle devam etmiştir. Ona göre eğitimin merkezinde çocuk vardır. Çocuğun duyularını geliştirmek önemlidir. “Eller zihnin araçlarıdır.” Çocuğun, doğal merakının yönlendirmesiyle, özgürlük içinde hareket edebilmesi için ortamın ve materyallerin ona göre düzenlenmesi gerekir. Çocuklarda belirli becerilerin kazanılması için “hassas dönemler” ve bu dönemlerde çok az bir gayretle bu becerilerin kazanılmasını sağlayan “emici zihin” vardır. Yöntemdeki hazırlanmış çevre, çocuğun bilişsel ve duyuşsal açıdan gelişmesine imkân tanımaktadır.

 

 

Temeli bireysel eğitime dayanan Montessori eğitiminin amacı, çocuğun bağımsız olmasını sağlamak, çocuğa her şeyi bulabileceği ve gelişimini destekleyen en uygun çevreyi hazırlamaktır. Bu aktif katılım sayesinde çocuklar seçim yapma özgürlüğü kazanmakta, hangi materyalleri kullanacağını seçerken, neyi nasıl yapacağına kendisi karar vermekte bu eğitimle problem çözme, yaratıcılık ve iletişim becerilerine yönelik kazanımlar elde edilmektedir(Temel, 1994). Montessori eğitiminin amacı, sadece çocuğa bilgi aktarmak

değil, çocuğun araştırma ve öğrenme isteğini uyandırmaktır

 

Çocuğun Gelişim Evreleri


Çocuğun gelişimini (0-6), (6-12) ve (12-18) yaş arası dönemler olarak

üç evreye ayıran Montessori, bunlardan ilkini iki alt evreye ayırır. (0-3) yaş

arasındaki ilk alt evreyi (3-6) yaş arasındaki dönemi kapsayan ikinci alt evre

takip eder. Montessori’ye göre, her iki alt evrede de çocuklar özel kavrama

yetenekleriyle donatılmıştır. Bu nedenle (0-6) yaş arası evre öğrenmenin en

yoğun olduğu dönemdir (Schafer, 2006).

Çocuğun öğrenme hızı ahlaki ve sosyal duyarlılığın yükseldiği ikinci

evrenin başında azalır. Bu evrede çocuk iyinin ve kötünün bilincine varmaya

başlar. Montessori, bu evredeki çocuğu, “toplumsal alanda yeni doğmuş

bebek” olarak nitelendirir. Önceki dönemde sadece kişisel davranışları

sorgulayan çocuklar, bu dönemde daha da karmaşık olan sosyal olayları farklı

bakış açılarıyla anlamlandırmak için çaba gösterirler. Bu evrede çocuğun

vicdanı, iyi ile kötü, doğru ile yanlış arasındaki davranışı ayırdetmenin karar

merkezi haline gelir. Böylelikle çocuk, sosyal bilince ulaşmayı başarır

(Schafer, 2006; Wilbrandt, 2009).

Çocukluğun üçüncü ve sonuncu dönemi ise on iki yaşından on sekiz

yaşına kadar devam eder. Bu aşamada da çocukta ilkini hatırlatacak kadar

büyük değişimler görülür. Bir önceki evrede ahlaki bilinç kazanan çocuğun, bu

evrede toplumsal ve dini hisleri gelişir. Manevi duygular da kazanmaya

başlayan çocuk, artık birtakım ideallere sahiptir. Bu evredeki çocuk için artık

ahlak öğreticiliği yapılabilir. Çünkü çocuğun hem ahlaki hem de sosyal bilinci

artık olgunluk seviyesine gelmiştir (Montessori, 1953).

Montessori (1953)’ye göre, her dönemin özelliği diğer iki dönemden

çok farklı olsa da bunlardan her biri sonrakine temel teşkil eder. Bu nedenle

normal gelişimin sağlanması için önceki dönemdeki gelişimin ideal bir

seviyeye ulaşması gerekir. Eğitim de bu hususu göz önünde bulundurmalıdır.

Zira Montessori’nin en çok önem verdiği çocukluk evresi, öğrenmenin en

yoğun olduğu 0- 6 yaş arası dönemdir. 

 

Öneriler


- Montessori ve diğer bilim insanlarının yaptıkları araştırmalar sonucu

elde edilen bilimsel bulgulara göre, duyarlılık dönemi geçiren 3- 6 yaş

arasındaki çocuklar, bilgileri doğrudan zihinleriyle değil duyuları

aracılığıyla kazanmaktadırlar. Bu nedenle bu dönemdeki çocuğa

doğrudan anlatım yoluyla değil de materyaller aracılığıyla bilgiler

verilmelidir.

- Bilimsel araştırmalar sonucu elde edilen verilere göre, yetişkinlerin

çocuklar üzerinde uyguladıkları bazı davranışlarının onların doğal

gelişimlerini deforme edebilecek biçimde engelleyici etkilere sahip

olduklarını göstermektedir. Buna, çocuklara yürümeyi öğretmek örnek

olarak verilebilir. Zira çocuğun yürümeyi öğrenmesi için önce kas

gelişimini sağlaması gereklidir. Kas gelişimi sağlanmadan çocuklara

zorla yürümeyi öğretmek çocukta bedensel ve duygusal tahribatların

ortaya çıkmasına neden olabilir. Yürümeyi öğrenmesi için baskı

yapılan çocuğun kas yapısı henüz olgunlaşmadığından bacaklarında

fiziksel tahribatların ortaya çıkmasına neden olabilir. Ayrıca yürümeyi

öğrenmesi için baskı yapılan çocuk, uzun bir süre yürümeyi

öğrenemediğinde bu durum çocuğun, yetersizlik duygusu yaşamasına

neden olabilir. Bu durum diğer öğrenme alanları için de geçerlidir. Bu

nedenle yetişkinlerin ve okul öncesi eğitimcilerin çocuklara baskıcı ve

zorlayıcı davranışlarda bulunmaktan kaçınmaları konusunda

bilinçlendirilmeleri sağlanmalıdır. Bu doğrultuda eğitim de çocuğun

bireysel öğrenme hızına göre yapılmalıdır.

- Montessori’nin yaptığı bilimsel araştırmalara göre, çocuğun kendine

özgü yaşam biçimi yetişkininkinden oldukça farklılık göstermektedir.

Kendine göre önemli ve güç bir görevi olan çocuk büyüyüp bir

yetişkin olmak için sürekli çalışır. Yetişkin ise bu çalışmaya

katılamamaktadır. Ayrıca yetişkinler sürekli çabadan ve zamandan

tasarruf etmeye yöneldiklerinden dolayı çocukların işlerini kendi

başlarına yapmalarına engel olmaktadırlar. Başka bir deyişle çocuk ve

yetişkin birbirlerini kendi dünyalarından ayrı tutmaktadırlar. Çocuğun

yetişkininkinden farklı, hatta ona tamamen aykırı olan çalışma biçimi

çatışmaya neden olmaktadır. Bu nedenle ebeveyn ve çocuk arasındaki

çatışmaların azaltılması için yetişkinlere çocukların çalışma biçimleri

hakkında bilgiler verilmelidir. Yetişkinlerin eğitilmesindeki amaç,

onların çocuklar için uygun bir çevre hazırlamalarını sağlamaya

yönelik olmalıdır.

 

 

Montessori Yaklaşımının Alanları


Duyu ve müzik eğitimi.


Montessori öğretisinde, çocuğu öğrenmeye zorlamak yerine, duyuların yönlendirilmesi söz konusudur. Ona göre, öğrenenin duyuları uyarıldığında, etkili öğrenme gerçekleşir (Faryadi, 2007). Birçok araştırmanın bulguları da, görme, işitme ve dokunma kanallarının birlikte kullanıldığında, öğrencilerin öğrenmelerinin ve hatırda tutmalarının etkililiğini ortaya koymaktadır (Ültanır & Ültanır, 2002; Renou, 2008; Nilson, 2003: akt. Renou, 2008). Ayrıca, Laird’e (1985: akt. Faryadi, 2007) göre, araştırma sonuçları, öğrenmenin %75’inin görme, %13’ünün işitme ve dokunma yoluyla gerçekleşirken, koku ve tat almanın %12’sine karşılık geldiğini ortaya koymaktadır. Bu yüzden, aynı anda birçok duyu birlikte uyarılırsa, daha iyi bir öğrenme gerçekleşebilir.

Montessori her duyu için birçok aktivite düzenlemişti. Parmak uçlarındaki duyarlılığı artırmak için, çocuklardan pamuk, keten, kadife ve ipek gibi çeşitli materyallere dokunmalarını ve daha sonra da gözleri kapalı bir şekildeyken bunları dokunarak tahmin etmelerini isterdi. Montessori’nin kullandığı diğer aktivite ise, çocukların gözlerini sadece temel renkleri tanımak için değil, aynı zamanda, her rengin çeşitli tonlarını da tanımak üzere eğitmekti. Örneğin, aynı olan iki setten birincisindeki rengi en koyusundan en açığına kadar dizerek, diğer setteki renkleri karıştırır ve çocuktan Montessori Yaklaşımına Genel Bir Bakış ve Eğitim Ortamının Düzenlenmesi

101

 

onları da bu şekilde sıraya koymasını isterdi.


Zihinsel ve aritmetik eğitim.


Coğrafyada, çocuklar kıtaların şekillerini bir tahtaya yerleştirerek, kıtaların isimlerini ve şekillerini öğreniyorlardı. Kıta isimleri, şekillerin üzerinde ve şekillerin tahta üzerinde yerleştirilecekleri yerlerde yazılmıştı. Matematik öğretimi ise, çubuk ve boncuklar yardımıyla yapılıyordu. En küçük çubuk 10 cm iken, diğer çubukların 10’un katları olarak gidiyorlardı ve en büyük çubuk 100 cm idi. Boncuklar ise, 1,2,3,.. şeklindeki sayma sayılarıydı. Çocuklar, temel toplama, çıkarma, çarpma ve bölme işlemleri için bu çubukları kullanıyorlardı. Geometri ise, küçük çocukların öğrenmeleri için önemli bir parçaydı. Onlar, sadece dikdörtgen ve silindir gibi geometrik nesneleri tanımakla kalmayıp, ayrıca, dikdörtgen ve silindirlerin boyutlarını ayırt etmeyi de öğreniyorlardı. Alıştırmalardan birisi, yükseklikleri aynı olan silindirleri genişliklerine göre sıralamak idi. Silindirlerin sıraya konulup, bir tahta üzerindeki uygun boşluklara yerleştirilmesi gerekiyordu. Her silindir, sadece belli bir boşluğa gelebiliyordu. Bu aynı zamanda, kendini düzeltme egzersizlerinden birisiydi, ve çocuklar silindirleri doğru yerlerine koymayı başardıklarında seviniyorlardı. Montessori’nin bütün öğretici materyalleri, öğrenmeyi oldukça basit ve anlaşılır yapacak şekilde, “hata kontrolü” ne sahipti (Schilling, 2011).

Matematik materyalleri, çocuğun, somut materyallerle çalışarak, matematiksel kavramları öğrenmesine ve anlamasına yardımcı olmaktadır. Bu çalışma, soyut mantık yürütme için bir olanak sağlayarak, çocuğun matematik prensiplerini anlaması için sağlam bir altyapı oluşturmaktadır (Singh, 2005).

Dil ve okuma-yazma eğitimi.

Singh (2005), dilin insan yaşamı için vazgeçilmez olduğunu belirtmektedir.

Konuşma ve duyma yeteneğine bağlı olarak, çocuklar selamlamayı, birisine bir şeyin nasıl yapılacağını sormayı, minnettarlığın nasıl ifade edileceğini ve birisini nasıl dinleyeceğini öğrenmekteydiler. Bunlar, kendine güven eğitiminin bir parçası olan günlük yaşam egzersizlerinin de bir bölümüydü (Tubaki & Matsuishi,2008).

Korkmaz (2006: akt. Durakoğlu, 2010), Montessori’nin okuma-yazma eğitiminde kullandığı yöntemin üç aşamada oluştuğunu belirtmektedir. İlk aşamada, çocukların yazı yazma yeteneği elde edebilmeleri için, metal çerçeveler ve zımpara kağıdından yapılmış olan harfler gibi materyallerle, çeşitli hazırlık alıştırmaları yapılır. İkinci aşamada, çocukların harfleri seslerine göre tanımaları ve bulmaları için taşınabilir harfler kullanılır. Üçüncü aşamada ise, çocukların okumayı öğrenmeleri için okuma kartlarıyla alıştırmalar yapılmaktadır.

Montessori’ye göre, ancak yazı yazabilme yeteneği kazandırmayı amaçlayan materyalleri başarıyla kullanabilen bir çocuk, okuma eğitimine başlayabilmektedir (Durakoğlu, 2010).


Günlük yaşam eğitimi.


Yemek pişirme, ev temizleme, küçük çocuklarla ilgilenme gibi temel ev işlerinin öğretimi, diğer metotlarda olmayan ve Montessori programına özgü bir şeydir. Bu tür alıştırmalar, küçük de olsa, çocukların ailedeki rollerini bilmelerini sağlamakta ve bulundukları konumun bilincinde olmalarına yardımcı olmaktadır. Montessori, bu şekilde eğitimle aile yaşamını birleştirmektedir (Tubaki & Matsuishi, 2008).

Kahn (1995: akt. Aydın, 2010) bir Montessori sınıfında pratik yaşam alıştırmalarına ilişkin dört farklı grubu şu şekilde belirtmektedir:

1.Kişisel Bakım: Düğmeleri ilikleme, fermuar çekme, bağlama.

2.Çevresel Bakım: Temizlik, süpürme, bahçe işleri, ütü yapma, parlatma.

3. Sosyal İlişkilerin Geliştirilmesi: Kutlama, hizmet, kabul, özür dileme, teşekkür etme.

4. Hareket ve Denge: Bir çizgi üzerinde yürüme, sessiz oyunlar oynama, vb.”

Bu eğitim metodu hakkında daha çok araştırmanızı ve bilgi sahibi olmanızı tavsiye ederim.

 Çocuklarınız sizin gölgenizdir. O yüzden doğru yolda doğru adımlarla yürüyünüz. Bir gün gelir o gölgeler aslınız olur. İşte o zaman, ya yetiştirdiğiniz evlatlarınızın mutluluğuyla bir ömür şükrüderek yaşarsınız ya da yanlış yollarda  karanlık gölgelere mahrum ettiğiniz evlatlarınızın vicdani yükünü bir ömür taşırsınız.

Yazarın Diğer Yazıları