Hangi Uluslar Arası Toplum?

Kasıtlı veya kasıtsız olarak kitle iletişim araçları vasıtasıyla ülkemiz gündemine dâhil edilen kulağımıza hoş gelen bazı kavramlar vardır. İşte, ülke olarak siyasi ve kültürel hayatımıza giren ve kulağımıza hoş gelen kavramlardan bir tanesi de “Uluslara Arası Toplum” kavramıdır. Bu tür kulağa hoş gelen kavramlar çoğu kez, sömürgeci ve emperyalist yayılmacı devletlerin, kendi asıl amaçlarını maskelemek için birer propaganda aracı olarak kullanılırlar. Yakın geçmişte her bir yayılmacı devlet, gözüne kestirdiği herhangi bir ülkeyi veya bölgeyi işgal ederken, işgal girişimini dünyaya servis ederken hep kulağa hoş gelen bu tür kavramları kullanmıştır.


Misal olarak 1979 yılında Sovyetler Birliği Afganistan’ı işgal ederken, dünyaya işgal gerekçesini “Barış ve Demokrasi” şeklinde ortaya koymuştur. Aynen bunun gibi, ABD’de 2003 yılında Irak’ı işgal ederken, ‘Saddam’ın elinde var olduğunu iddia ettiği’ ”kitle imha silahlarını" işgal gerekçesi olarak kullanacaktır. Ne bileyim, başka bir yayılmacı veya emperyalist devlet, dünyanın bir başka ülkesini işgal ederken, kulaklara hoş gelen ve esas niyetlerini perdeleyen başka başka kavramlar kullanacaklardır.


İşte, bu anlamda, güya küresel ve bölgesel sorunların çözümü konusunda son yıllarda en fazla ismini duyduğumuz kavramlardan biri de “Uluslara Arası Toplum” kavramıdır. İşin aslını ve gerçekliğini bilmeyenler de, sanki dünyanın herhangi bir bölgesinde ortaya çıkacak sorunların çözümünde hemen etkili olabilecek, ya da olacak işlevsel tarafsız bir toplum var. Bu yönüyle, mevcut BM teşkilatının taraflı ve yanlı tutumunu düşünerek insan sormadan edemiyor: Hangi uluslar arası toplum?


Devletlerarasındaki sorunları barışçıl bir yaklaşımla çözmeyi amaçlayan ilk teşkilat, I. Dünya Savaşından sonra kurulmuş olan Cemiyeti Akvam, yani Milletler Cemiyetidir. Kuruluş fikri ABD başkanı Wilson’a ait olan Milletler Cemiyeti, ne yazıktır ki o dönemin güçlü devlerinin çıkarlarına hizmet etmiştir. Milletler Cemiyeti II. Dünya Savaşından sonra dağılacaktır.


Güya, söz konusu aynı amaçla II. Dünya Savaşından sonra Birleşmiş Milletler örgütü kurulmuştur. Ne yazıktır ki, Milletler Cemiyeti gibi Birleşmiş Milletler örgütü de, kurulduğu tarihten günümüze kadar gelen süreçte, çoğu kez güçlü devletlerin siyasi çıkarlarına hizmet etmektedir. Yani, Birleşmiş Milletler örgütü hiçbir zaman, kendisine “Uluslara Arası Toplum ” denilmeyi hak edecek kadar, kendisine üye bağımsız devletlerin eşit şekilde temsil edildiği hakkaniyetli bir örgüt olamamıştır. Hele hele bu örgüte bağlı bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi vardır ki yapısı akıllara ziyandır. Söz konusu BM Güvenlik Konseyinin on beş üyesi bulunmaktadır, bu üyelerin beş tanesi daimi statüde olup bunların veto hakkı bulunmaktadır. BM Güvenlik Konseyinde veto hakkı bulunan ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa gibi ülkeler BM genel kurulundan kendi aleyhlerine çıkacak olan hiçbir kararı kabul etmeyerek veto etmektedirler. Söz konusu ülkelerin yerli-yersiz vetoları yüzünden BM teşkilatı genel kurulundan lüzumlu kararlar çıkarılamadığı için örgüt tam anlamıyla işlevini yerine getirememektedir.


Birleşmiş Milletler teşkilatının çarpık yapısı yüzünden teşkilat uluslararası sorunların çözümü konusunda her geçen gün çok daha fazla itibar kaybına uğramaktadır. Hele hele son yıllarda BM teşkilatı, Irak gibi, Suriye gibi ülkelerdeki sorunların çözümüne hiçbir katkıda bulunamayarak tamamen acziyet içerisinde kalmıştır. Kasıtlı veya kasıtsız Uluslara Arası Toplumun” ilgisizliği yüzünden Suriye ülkesi, küresel güç odakların kıyasıya mücadele ettiği ve hiçbir ahlâkî kuralın işlemediği bir savaş arenasına dönüşmüştür. Suriye halkı mı? Maalesef ülkelerinde yaşanan savaş ortamından dolayı, onların ortalama olarak yarıdan fazlası mülteci durumuna düşerek vatandan cüda haline gelmişlerdir.


Yukarıdan beri, kitle iletişim araçları vasıtasıyla bizlere dayatılan bazı kavramların içinin boş olduğunu, söz konusu bu kavramların daha çok, sömürgeci devletlerin sömürgeciliklerini maskelemek için propaganda amaçlı olarak tarafından kullanıldığını ifade etmeye çalıştık. Güçlü devletlerin siyasi çıkarlarına göre şekillendirilen küresel ölçekli teşkilatların içerisinde fakir ve zayıf devletlere yer yoktur. Hele hele Müslüman devletlere özellikle yer yoktur. Bu tür teşkilatlarda Müslüman devletler çoğu kez dolgu malzemesi olarak kullanılmaktadırlar. Fakat hepsinden acı olan da, İslâm dünyası olarak bir alternatif oluşturamadığımız için bu tür yanlı/taraflı teşkilatlara elimahkum mecbur oluşumuzdur.


Bizler İslâm ümmeti olarak bir araya gelip, kendi iç mekanizmalarımızı oluşturarak kendi sorunlarımızı çözme irademizi ortaya koyamadığımız sürece, küresel güç odakları karşısındaki çaresizliğimiz ve mazlumiyetimiz devam edecektir. Netice olarak çaremiz Kur’an ve sünnet ölçeğinde şekillenecek olan birliğimizdedir, vahdetimizdedir.

 

 

Yazarın Diğer Yazıları