N E V Â, 50./V.A

 

 

 

 

N E V Â, 50./V. A

 

RÛM ROMA-BİZANS SURESİ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ! (devam)

 

 

GÖKLERDE VE YERYÜZÜNDE ÖVGÜ, SADECE ALLAH’A MAHSUSTUR!

 

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيم

 Özünde Rahman fiilinde Rahîm olan Allah adına, Allah’ın ismi ile.

 

 فَسُبْحَانَ اللَّهِ حِينَ تُمْسُونَ وَحِينَ تُصْبِحُونَ {17} وَلَهُ الْحَمْدُ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَعَشِيّاً وَحِينَ تُظْهِرُونَ {18} يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَيُحْيِي الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَكَذَلِكَ تُخْرَجُونَ{19}

ŞU HALDE! Akşama ulaştığınızda ve sabahladığınızda, (yani tüm zaman dilimlerinde) Sizde Allah adına O’na doğru, O’nun emir ve tavsiyeleri doğrultusunda hareket ediniz! (lâfzen O’nu tesbih ediniz)

 

Dahası gece bastırdığında ve gündüzün ortasında, göklerde ve yeryüzünde, (yani tüm zaman ve mekânlarda, Allah’a hamd ve O’nu tesbih ediniz.) Zîrâ göklerde ve yeryüzünde her çeşit övgü sadece O’na mahsustur!

 

(Çünkü) O’ ölü toprağı (Rahmetiyle) canlandırdığı gibi, hem cansız varlıklardan hayatı var eder. Hem de canlı hayatı, cansız hale getirebilir! İşte siz de (âhirette) böyle diriltileceksiniz! 30/17. 18. 19.

 

فَسُبْحَانَ اللَّهِ  - Fe Sübhânellezî” Yani “Sizde Allah adına O’na doğru, O’nun emir ve tavsiyeleri doğrultusunda hareket ediniz! (lâfzen O’nu tesbih ediniz) demektir.

Bizim tespit edebildiğimiz kadarı ile Kurân’ı Kerîmin muhtelif sure ve âyetlerinde, 32 defa geçen bu سُبْحَانَ  – Sübhâne” kelimesi, Ya Lâfzatullah’a, yani Allah lafzına, ya da, Allah’a isnat edilen bir zamire, isim tamlaması (muzâaf) olarak gelmiştir. Aslında bu “Sübhâne” kelimesi güzel Türkçemizde de kullanılmaktadır. Fakat bu kelimenin aslı Arapçadır, mâzîsi ise “Se be ha kelimesidir.

Kelimenin lügat manasına gelince; Yaptığımız köken araştırmasına göre, bu kelimenin şu manalara geldiğini gördük: Süratle hareket etmek, Belirli bir hedefe odaklanıp ona doğru koşmak, Devamlı aktif halde olmak, Mesâî yapmak, Koşuşturmak, Suda ve hava da yüzmek ve uçmak gibi manalara gelmektedir. Ayrıca bu kelimenin bazı türevlerinin, Allah’ı tesbîh etmek, yani Allah’ın emir ve tavsiyeleri doğrultusunda, Allah adına, O’na doğru hızla hareket etmek, gibi ıstılâhî manalarda da, kullanıldığını görüyoruz, Bu kelime, ayrıca Mekke şehrinin hürmetini yansıtmak için kullanılmak gibi, daha birçok manaya da gelmektedir. (Ahterî + Lisanul’Arap)

Siz eğer, Sübhane ve tesbih kelimelerinin kökü olarak kabul edilen bu “Se be ha”  kelimesinin başını sonuna, sonunu da başına geçirirseniz, o zaman karşınıza çıkacak kelime  “Ha be se” kelimesidir. O takdirde, kelimenin tam tersi olan bir manaya ulaşırsınız! Çünkü hızla hareket etmek manasına gelen “Se be ha”  kelimesinin tersi olan, “Ha be se” kelimesi, hapsetmek, hareketsiz bırakmak, statik yani pasif, yani durgun hale getirmek gibi manalara gelmektedir! İşte bu mülahazaların ışığı altında değerlendirdiğimiz için! Biz âyet metnindeki bu سُبْحَانَ  – Sübhâne” kelimesine, metin içindeki kalıp ve konumunu da hesaba katarak; Siz de akşama ulaştığınızda ve sabahladığınızda, yani tüm zaman dilimlerinde, Allah adına ona doğru, O’nun emir ve tavsiyeleri doğrultusunda hareket ediniz! (lâfzen O’nu tesbih ediniz) şeklinde mana vermeyi uygun bulduk!

 

Bizim bu şekildeki bir mâna ve yorumu tercih etmemizin sebebi: Bu şekildeki bir yorumun, Kurân’ın birçok âyeti tarafından verilen İlâhî mesajlara daha uygun olmasıdır! (krş. 13/13. 17/44. 24/41. 59/24. 36/37… 40. âyetler aralığı) Tüm bu âyetlerde görüyoruz ki, Allah’ın yarattığı her varlık, Yüce yaratıcının koyduğu, tabiat kanunları çerçevesinde hareket etmektedir. Örneğin Güneşin ve Ay’ın da, Allah’ı tesbih ettiğini, yani Allah adına, O’na doğru O’nun emri doğrultusunda olan, hareketlerini çok basit deneylerle hattâ çıplak gözle bile izleyebilmekteyiz!

تُمْسُونَ  –Tümsûne” Arapça olan bu kelimenin masdarı, “El Mesâü” kelimesidir. Lügat manası; Sabahın zıddı olan akşam demektir. Türkçemizde, özellikle de, yurdumuzda kullanılan “Mesâî” yapmak, (yani gündüz bitinceye kadar çalışmak veya işler uzayınca, gece de, çalışmaya devam etmek)  kavramı da bu kelimeden türetilmiştir. Tüm bu mülahazalarla, biz âyet içerisindeki kalıp ve konumunu da hesaba katarak bu kelimeye mealde, “Akşam’a ulaştığınızda” şeklinde mana vermeyi uygun bulduk!

تُصْبِحُونَ  – Tusbihûne”  Bu kelimenin masdarı ise, “Es’Sabâhu”  kelimesidir. Lügat manası ise; Akşamın zıddı olan Sabah, yani günün ilk saatleri demektir. Biz âyet içerisindeki kalıp ve konumunu da hesaba katarak bu kelimeye mealde, “sabahladığınızda, günün ilk saatlerinde” şeklinde mana vermeyi uygun bulduk! (Ahterî+Lisan..)

Bize göre, 24 saatlik gece ve gündüzden ibaret olan bir günün yarısını, gün doğumu ile başlayıp 12 saat süren, “Sabah” kelimesi kapsamaktadır! Ayette bu ifade “Tusbihûne” şeklinde ifade edilmektedir! 24 saatlik bir günün diğer yarısı olan ve güneşin batması ile başlayıp, tekrar gün doğuncaya kadar süren kısmını ise gündüzün bitimini ifade eden ve akşam manasına“El Mesâü” kelimesi ifade edip kapsamaktadır! Bunun pratik sonucu, tüm zaman dilimleri demektir! Bunun için biz bahse konu olan âyete “ŞU HALDE! Akşama ulaştığınızda ve sabahladığınızda, (yani tüm zaman dilimlerinde) Allah adına ona doğru, O’nun emir ve tavsiyeleri doğrultusunda hareket ediniz! (lâfzen O’nu tesbih ediniz. 30/17) şeklinde mana vermeyi uygun bulduk!

 

وَلَهُ الْحَمْدُ  – Ve Lehül’Hamdü” Hamd, yani övgünün her çeşidi, sadece O’na mahsustur! Bizim tespit edebildiğimiz kadarı ile Kurân’ı Kerîmin muhtelif yerlerinde, 41 defa geçen bu “Hamd” kelimesinin karşılığı olan “övgü” nün, ya Allah lâfzına, ya da, Allah’a isnat edilen zamire tahsis edildiğini görüyoruz! Biz âyet içerisindeki kalıp ve konumunu da hesaba katarak bu kelimeye mealde, “Dahası, göklerde ve yeryüzünde her çeşit övgü sadece O’na mahsustur!” şeklinde mana vermeyi uygun bulduk!

 

عَشِيّاً  – Aşiyyen” Arapça olan bu kelimenin aslı “El Aşâ” veya “El Işâ” kelimesidir, Lügat manasına gelince; (Tavuk karâsı) denilen, Gece körlüğü, Gün batımından sonraki, gecenin ilk bölümü, Mutlak manada, Gece, (Gündüzün sırtı, ortası manasına gelen “Zahr” kelimesinin zıddı, yani) Gecenin ortası, gibi daha birçok manaya gelmektedir. Bazı kaynaklarda ise, (zorlama ile) ikindi vakti için de, kullanıldığı görülmüştür! (Ahterî+Lisan..)

 

تُظْهِرُونَ  – Tuzhirûne” 18. Âyette geçen bu muzâri fiilin masdarı “Ez Zahr” kelimesidir. Lügat manasına gelince: Canlının karın bölümünün zıddı olan, Sırtı-Arkası, Sırt ağrısı, Gündüzün ortası, Şiddetli sıcaklık, Rakibe Gâlip gelmek, onu Yenmek, Gizliliğin zıddı, yani görünür olmak, Ortaya çıkmak, gibi manalara gelmektedir. Ayrıca, Araplarda (vahşi) bir boşama biçimi olan, Zıhar yapmak, (yani kişinin hanımına “senin sırtın benim anamın sırtı gibidir”) demesini ifade eden, “zıhar” kelimesi de, bu kökten türetilmiştir! (Ahterî+Lisan..)

Bu 17. ve 18. âyetlerin tefsir ve yorumunu yapan birçok müfessir, bu âyetlerin beş vakit namazı ifade ettiği kanaatine varmışlardır. Bunu da şu şekilde izah etmişlerdir: 17. Âyette geçen, “Fe Sübhâne” kelimesi ile 18. âyette geçen “Ve Lehül’Hamd” kelimelerini, namaz olarak tefsir etmişlerdir! Yine bu iki âyette geçen, “Tümsûne, Tusbihûne, Aşiyyen ve Tuzhirûne” kelimelerini de namaz vakitleri olarak, tefsir etmişlerdir! Bizce bu yorumlar oldukça zorlama gibi görünüyor! Üstelik bu tespitleri doğru olarak kabul etsek bile bu sefer de, bu âyetlerden beş vakit namaz çıkmaz! Çünkü bu âyetlerde, beş değil sadece dört vakti ifade eden kelimeler mevcuttur! Bunlar akşam günbatımını ifade eden “Tümsûne” Sabah gündoğumunu ifade eden “Tusbihûne” Gecenin ortasını ifade eden “Aşiyyen” ve Gündüzün ortasını-sırtını ifade eden “Tuzhirûne” kelimeleri dir. Yani bu tablodan bir ikindi vakti çıkartmak zorlamanın da ötesinde, neredeyse imkânsız gibidir!

Yukarıda da ifade etmeye çalıştığımız gibi, “Buradaki akşam ve sabah, Allah’ı tesbih adin” emri, “Tüm zaman dilimlerinde, Allah adına ona doğru, O’nun emir ve tavsiyeleri doğrultusunda hareket ediniz! (lâfzen O’nu tesbih ediniz) şeklinde, anlaşılmalıdır! Görüldüğü gibi burada, Allah bizden, tüm zaman dilimlerinde, Allah’ın, her an Evrene ve hayata müdahil olduğunu unutmamamızı istemektedir! Yani bizden istenen şey: Hâşâ Allah yokmuş gibi yaşamamamızdır! Görüldüğü gibi bu âyet tüm zaman dilimlerini kapsama alanına almaktadır! Buna karşılık bir sonraki âyet olan 18. âyette ise, buna gündüzün ortasını ifade eden “Tuzhirûne”  kelimesi ile gecenin ortasını ifade eden “Aşiyyen” kelimesinin beraberinde, gökleri ve yeryüzünü ifade eden “Semâvât ve Ard” kelimeleri de eklenmiştir. Böylece “Göklerde ve yeryüzünde, yani her zaman da ve her mekân da, her çeşit övgü sadece O’na mahsustur!” şeklinde, bir ifade yer almıştır!

Bu 18. âyeti de, “Göklerde ve yeryüzünde, gece ve gündüzün tamamında, yani bütün zaman ve mekânlarda, her çeşit övgü sadece Allah’a mahsustur!” şeklinde anlamamızın daha doğru olacağı kanaatindeyim! Kurân’ı Kerîm’de 41 defa geçen bu “Hamd” kavramı sadece Allah için kullanılmıştır! Bu durumu daha iyi anlayabilmemiz için, bugün elimizde bulunan Mushafların, Birinci suresinin birinci âyetinin, yani Kurân’ın, neden “Elhamdü Lillahi Rabbilâlemîn” (bkz. 1/1.) âyeti ile başladığını bir düşününüz! Demek ki, “Hamd’i” yani her çeşit övgüyü Allah’tan başkasına da isnat eden insanlar varmış[1] ki, Bunu Reddetmek için; Kur’an “Hamd’in her çeşidi, sadece âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur” âyeti ile başlamaktadır!

 

 فَسُبْحَانَ اللَّهِ حِينَ تُمْسُونَ وَحِينَ تُصْبِحُونَ {17} وَلَهُ الْحَمْدُ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَعَشِيّاً وَحِينَ تُظْهِرُونَ {18} يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَيُحْيِي الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَكَذَلِكَ تُخْرَجُونَ{19}

ŞU HALDE! Akşama ulaştığınızda ve sabahladığınızda, (yani tüm zaman dilimlerinde) Sizde Allah adına O’na doğru, O’nun emir ve tavsiyeleri doğrultusunda hareket ediniz! (lâfzen O’nu tesbih ediniz)

 

Dahası gece bastırdığında ve gündüzün ortasında, göklerde ve yeryüzünde, (yani tüm zaman ve mekânlarda, Allah’a hamd ve O’nu tesbih ediniz.) Zîrâ göklerde ve yeryüzünde her çeşit övgü sadece O’na mahsustur!

 

(Çünkü) O’ ölü toprağı (Rahmetiyle) canlandırdığı gibi, hem cansız varlıklardan hayatı var eder. Hem de canlı hayatı, cansız hale getirebilir! İşte siz de (âhirette) böyle diriltileceksiniz! 30/17. 18. 19.

 

فَسُبْحَانَ اللَّهِ  - Fe Sübhânellezî” Yani “Sizde Allah adına O’na doğru, O’nun emir ve tavsiyeleri doğrultusunda hareket ediniz! (lâfzen O’nu tesbih ediniz) demektir.

Bizim tespit edebildiğimiz kadarı ile Kurân’ı Kerîmin muhtelif sure ve âyetlerinde, 32 defa geçen bu سُبْحَانَ  – Sübhâne” kelimesi, Ya Lâfzatullah’a, yani Allah lafzına, ya da, Allah’a isnat edilen bir zamire, isim tamlaması (muzâaf) olarak gelmiştir. Aslında bu “Sübhâne” kelimesi güzel Türkçemizde de kullanılmaktadır. Fakat bu kelimenin aslı Arapçadır, mâzîsi ise “Se be ha kelimesidir.

Kelimenin lügat manasına gelince; Yaptığımız köken araştırmasına göre, bu kelimenin şu manalara geldiğini gördük: Süratle hareket etmek, Belirli bir hedefe odaklanıp ona doğru koşmak, Devamlı aktif halde olmak, Mesâî yapmak, Koşuşturmak, Suda ve hava da yüzmek ve uçmak gibi manalara gelmektedir. Ayrıca bu kelimenin bazı türevlerinin, Allah’ı tesbîh etmek, yani Allah’ın emir ve tavsiyeleri doğrultusunda, Allah adına, O’na doğru hızla hareket etmek, gibi ıstılâhî manalarda da, kullanıldığını görüyoruz, Bu kelime, ayrıca Mekke şehrinin hürmetini yansıtmak için kullanılmak gibi, daha birçok manaya da gelmektedir. (Ahterî + Lisanul’Arap)

Siz eğer, Sübhane ve tesbih kelimelerinin kökü olarak kabul edilen bu “Se be ha”  kelimesinin başını sonuna, sonunu da başına geçirirseniz, o zaman karşınıza çıkacak kelime  “Ha be se” kelimesidir. O takdirde, kelimenin tam tersi olan bir manaya ulaşırsınız! Çünkü hızla hareket etmek manasına gelen “Se be ha”  kelimesinin tersi olan, “Ha be se” kelimesi, hapsetmek, hareketsiz bırakmak, statik yani pasif, yani durgun hale getirmek gibi manalara gelmektedir! İşte bu mülahazaların ışığı altında değerlendirdiğimiz için! Biz âyet metnindeki bu سُبْحَانَ  – Sübhâne” kelimesine, metin içindeki kalıp ve konumunu da hesaba katarak; Siz de akşama ulaştığınızda ve sabahladığınızda, yani tüm zaman dilimlerinde, Allah adına ona doğru, O’nun emir ve tavsiyeleri doğrultusunda hareket ediniz! (lâfzen O’nu tesbih ediniz) şeklinde mana vermeyi uygun bulduk!

 

Bizim bu şekildeki bir mâna ve yorumu tercih etmemizin sebebi: Bu şekildeki bir yorumun, Kurân’ın birçok âyeti tarafından verilen İlâhî mesajlara daha uygun olmasıdır! (krş. 13/13. 17/44. 24/41. 59/24. 36/37… 40. âyetler aralığı) Tüm bu âyetlerde görüyoruz ki, Allah’ın yarattığı her varlık, Yüce yaratıcının koyduğu, tabiat kanunları çerçevesinde hareket etmektedir. Örneğin Güneşin ve Ay’ın da, Allah’ı tesbih ettiğini, yani Allah adına, O’na doğru O’nun emri doğrultusunda olan, hareketlerini çok basit deneylerle hattâ çıplak gözle bile izleyebilmekteyiz!

تُمْسُونَ  –Tümsûne” Arapça olan bu kelimenin masdarı, “El Mesâü” kelimesidir. Lügat manası; Sabahın zıddı olan akşam demektir. Türkçemizde, özellikle de, yurdumuzda kullanılan “Mesâî” yapmak, (yani gündüz bitinceye kadar çalışmak veya işler uzayınca, gece de, çalışmaya devam etmek)  kavramı da bu kelimeden türetilmiştir. Tüm bu mülahazalarla, biz âyet içerisindeki kalıp ve konumunu da hesaba katarak bu kelimeye mealde, “Akşam’a ulaştığınızda” şeklinde mana vermeyi uygun bulduk!

تُصْبِحُونَ  – Tusbihûne”  Bu kelimenin masdarı ise, “Es’Sabâhu”  kelimesidir. Lügat manası ise; Akşamın zıddı olan Sabah, yani günün ilk saatleri demektir. Biz âyet içerisindeki kalıp ve konumunu da hesaba katarak bu kelimeye mealde, “sabahladığınızda, günün ilk saatlerinde” şeklinde mana vermeyi uygun bulduk! (Ahterî+Lisan..)

Bize göre, 24 saatlik gece ve gündüzden ibaret olan bir günün yarısını, gün doğumu ile başlayıp 12 saat süren, “Sabah” kelimesi kapsamaktadır! Ayette bu ifade “Tusbihûne” şeklinde ifade edilmektedir! 24 saatlik bir günün diğer yarısı olan ve güneşin batması ile başlayıp, tekrar gün doğuncaya kadar süren kısmını ise gündüzün bitimini ifade eden ve akşam manasına“El Mesâü” kelimesi ifade edip kapsamaktadır! Bunun pratik sonucu, tüm zaman dilimleri demektir! Bunun için biz bahse konu olan âyete “ŞU HALDE! Akşama ulaştığınızda ve sabahladığınızda, (yani tüm zaman dilimlerinde) Allah adına ona doğru, O’nun emir ve tavsiyeleri doğrultusunda hareket ediniz! (lâfzen O’nu tesbih ediniz. 30/17) şeklinde mana vermeyi uygun bulduk!

 

وَلَهُ الْحَمْدُ  – Ve Lehül’Hamdü” Hamd, yani övgünün her çeşidi, sadece O’na mahsustur! Bizim tespit edebildiğimiz kadarı ile Kurân’ı Kerîmin muhtelif yerlerinde, 41 defa geçen bu “Hamd” kelimesinin karşılığı olan “övgü” nün, ya Allah lâfzına, ya da, Allah’a isnat edilen zamire tahsis edildiğini görüyoruz! Biz âyet içerisindeki kalıp ve konumunu da hesaba katarak bu kelimeye mealde, “Dahası, göklerde ve yeryüzünde her çeşit övgü sadece O’na mahsustur!” şeklinde mana vermeyi uygun bulduk!

 

عَشِيّاً  – Aşiyyen” Arapça olan bu kelimenin aslı “El Aşâ” veya “El Işâ” kelimesidir, Lügat manasına gelince; (Tavuk karâsı) denilen, Gece körlüğü, Gün batımından sonraki, gecenin ilk bölümü, Mutlak manada, Gece, (Gündüzün sırtı, ortası manasına gelen “Zahr” kelimesinin zıddı, yani) Gecenin ortası, gibi daha birçok manaya gelmektedir. Bazı kaynaklarda ise, (zorlama ile) ikindi vakti için de, kullanıldığı görülmüştür! (Ahterî+Lisan..)

 

تُظْهِرُونَ  – Tuzhirûne” 18. Âyette geçen bu muzâri fiilin masdarı “Ez Zahr” kelimesidir. Lügat manasına gelince: Canlının karın bölümünün zıddı olan, Sırtı-Arkası, Sırt ağrısı, Gündüzün ortası, Şiddetli sıcaklık, Rakibe Gâlip gelmek, onu Yenmek, Gizliliğin zıddı, yani görünür olmak, Ortaya çıkmak, gibi manalara gelmektedir. Ayrıca, Araplarda (vahşi) bir boşama biçimi olan, Zıhar yapmak, (yani kişinin hanımına “senin sırtın benim anamın sırtı gibidir”) demesini ifade eden, “zıhar” kelimesi de, bu kökten türetilmiştir! (Ahterî+Lisan..)

Bu 17. ve 18. âyetlerin tefsir ve yorumunu yapan birçok müfessir, bu âyetlerin beş vakit namazı ifade ettiği kanaatine varmışlardır. Bunu da şu şekilde izah etmişlerdir: 17. Âyette geçen, “Fe Sübhâne” kelimesi ile 18. âyette geçen “Ve Lehül’Hamd” kelimelerini, namaz olarak tefsir etmişlerdir! Yine bu iki âyette geçen, “Tümsûne, Tusbihûne, Aşiyyen ve Tuzhirûne” kelimelerini de namaz vakitleri olarak, tefsir etmişlerdir! Bizce bu yorumlar oldukça zorlama gibi görünüyor! Üstelik bu tespitleri doğru olarak kabul etsek bile bu sefer de, bu âyetlerden beş vakit namaz çıkmaz! Çünkü bu âyetlerde, beş değil sadece dört vakti ifade eden kelimeler mevcuttur! Bunlar akşam günbatımını ifade eden “Tümsûne” Sabah gündoğumunu ifade eden “Tusbihûne” Gecenin ortasını ifade eden “Aşiyyen” ve Gündüzün ortasını-sırtını ifade eden “Tuzhirûne” kelimeleri dir. Yani bu tablodan bir ikindi vakti çıkartmak zorlamanın da ötesinde, neredeyse imkânsız gibidir!

Yukarıda da ifade etmeye çalıştığımız gibi, “Buradaki akşam ve sabah, Allah’ı tesbih adin” emri, “Tüm zaman dilimlerinde, Allah adına ona doğru, O’nun emir ve tavsiyeleri doğrultusunda hareket ediniz! (lâfzen O’nu tesbih ediniz) şeklinde, anlaşılmalıdır! Görüldüğü gibi burada, Allah bizden, tüm zaman dilimlerinde, Allah’ın, her an Evrene ve hayata müdahil olduğunu unutmamamızı istemektedir! Yani bizden istenen şey: Hâşâ Allah yokmuş gibi yaşamamamızdır! Görüldüğü gibi bu âyet tüm zaman dilimlerini kapsama alanına almaktadır! Buna karşılık bir sonraki âyet olan 18. âyette ise, buna gündüzün ortasını ifade eden “Tuzhirûne”  kelimesi ile gecenin ortasını ifade eden “Aşiyyen” kelimesinin beraberinde, gökleri ve yeryüzünü ifade eden “Semâvât ve Ard” kelimeleri de eklenmiştir. Böylece “Göklerde ve yeryüzünde, yani her zaman da ve her mekân da, her çeşit övgü sadece O’na mahsustur!” şeklinde, bir ifade yer almıştır!

Bu 18. âyeti de, “Göklerde ve yeryüzünde, gece ve gündüzün tamamında, yani bütün zaman ve mekânlarda, her çeşit övgü sadece Allah’a mahsustur!” şeklinde anlamamızın daha doğru olacağı kanaatindeyim! Kurân’ı Kerîm’de 41 defa geçen bu “Hamd” kavramı sadece Allah için kullanılmıştır! Bu durumu daha iyi anlayabilmemiz için, bugün elimizde bulunan Mushafların, Birinci suresinin birinci âyetinin, yani Kurân’ın, neden “Elhamdü Lillahi Rabbilâlemîn” (bkz. 1/1.) âyeti ile başladığını bir düşününüz! Demek ki, “Hamd’i” yani her çeşit övgüyü Allah’tan başkasına da isnat eden insanlar varmış[1] ki, Bunu Reddetmek için; Kur’an “Hamd’in her çeşidi, sadece âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur” âyeti ile başlamaktadır!

 


Yazarın Diğer Yazıları