İnançta ödün

Bir Müslüman için inançta ödün vermesi asla düşünülemez. Müslüman, üstün bir inancı temsil eder. Allah’ın kelimesinin üstünlüğünde şüphe yoktur.

İzzet, Allah ve resulünden kaynaklanmakta ve insanlar arasında Müslüman için en önemli özellik olmaktadır. Kula kulluğu reddeden Müslüman için dize getirilmek, boyun eğdirilmek ve zillete düşürülmak kadar kahredici bir acı ve azap tasavvur edilemez. İmanın tadını almış bir mü’min için, ateşten bir çukurda diri diri yakılmaktan çok daha çirkin ve tiksindiricidir imandan ayrı düşmek.

İnsanın zor zamanları olur. Çetin sınav günlerinden geçer insan zaman zaman. İnancını korumak, büyük bedeller isteyebilir. Bunun için uyarılmıştır önceden. Bunun tarihi örnekleri sergilenmiştir Kur’an ve sünnette… İşkence, kendine güveni olmayan küfrün, insan onurunu redderek sergilediği gelir geçer bir çirkinliktir. Her yeni, eskinin muhafazakarlarından az çok nasibini almıştır işkenceden. İnsan, imanı ve onuru oranında işkenceden payını almıştır onursuz düzenlerde… Bundan kaçmak ya da kurtulmak kolay değildir. Dava sahibi bir insanın, bundan kurtulması mümkün değildir.

Çağımızın mü’mini de yoğun baskılar ve işkenceler içindedir, çetin sınavlardan geçmekte, sırtlarında ateşten gömlek, avuçlarında kor taşımaktadırlar. İnsanlığa İslam’ın mesajını taşıyanlar, bunun kaçınılmazlığını bilmektedirler ve bu bilinçle davranmaktadırlar.

Söz, bir yere kadar etkilidir. O yerden sonra, söz ve eylem birliği söz konusudur. Eğer insan sözünün bedelinden kaçacaksa, bir yerden sonra susmalıdır. Ortalık onun sözleriyle cıvık cıvık çamur olsun istemiyorsa, susmalıdır insan bir yerde.

Uhud savaşının arkasındaki zor günlerde galipler, Efendimizin üstünde yoğun baskılar uyguluyor, en azından kendi tanrılarının da bir işe yaradığının açıklanmasını istiyorlardı. Bu davanın ölçülerini koyan yüce yaratıcı şu ayetleri indiriyordu bu bu tutumlar karşısında:

“Ey peygamber, Allah’tan kork; kafirlere ve münafıklara itaat etme! Kuşkusuz Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Rabbinden sana vahyedilene uy; Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Allah’a dayan; Allah, vekil olarak yeter.”

İşte bu ayetler, hz. Peygambere (s.a.v.) kafir ve münafıkların önerilerine uymamasını, inançta asla ödün vermemesini, Allah (azze ve celle) ın kanunları, buyrukları, ölçüleri dışına çıkmamasını, böyle bir davranıştan sakınmasını, yalnız Allah’a dayanmasını, Allah’ın korumasının kendisine yeterli olduğunu, bunu böyle bilip, böyle bilmenin gereğini yapmasını emretmiştir.

Mekke döneminin hangi safhalardan geçtiği bilinmektedir. Küfrün ve şirkin, bir dönem Müslümanlara, “bir sene sizin dininiz, bir sene de bizim dinimiz yürürlükte olsun” teklifine karşı gelen ayetler çok kesindir ve inançta, kullukta bir ortaklığı kesinlikle reddetmiştir. Eğer aksi olsaydı, ihtimaldir ki, ileride gelecek olan boykotlar, ekonamik ambargolar, sürgünler, suikastlar… hiç olmayacaktı… Ama, İslam da belki kendi toplum ve düzenini bulamıyacaktı…

Peygamber (sav), bizim için en büyük örnektir. Model şahsiyettir o… Ona emir, bize de emirdir. Ona konulan yasak, elbette bizi de bağlar. Allah’ın, onu insanların görüşlerine uymaması, Allah’ın indirdiklerine uyması, değilse sapıtacağı ve acılı azaplara duçar olacağı hususundaki sakındırmaları, ikazları, Kur’an’da az değildir.

Tüm Yazılar