Kimi Kast Etmiştim? 2

Bir şey daha var; nasihat ve uyarı başka, şimdi eleştiri dediğimiz tenkit başka, tartışma ve münakaşa daha başkadır. İşe nefsi karıştırmadan usul ve adabına uygun olmak ve bilgiye dayanmak şartıyla nasihat ve tavsiye etmek, doğruyu göstererek uyarmak, herkese düşen ve terkedilmemesi gereken bir vazife ve fazilettir.

Bu yüzden insandan ziyade eserlerin iyi ve güzel yanlarını gösterip övmek, yanlış ve çirkin yanlarına dikkat çekerek uyarmak dediğimiz tenkit veya eleştiri de ehli için gereklidir.

Ancak münakaşa ve cedelleşme de dediğimiz tartışmalardan hazer edinip kaçınmak, mümkün mertebe münakaşa ve mücadele yapmamak gerekir. “Hiçbir münakaşa kazanılmaz” sözü bu anlamda söylenmiştir. Haklı bile olsanız, bırakın ülfetiniz olmayan insanları, bazen dostlarınızı ve sevgilerini bile kaybediyorsunuzdur. Kazancınız nedir ki o zaman?

Her zaman her işimizde kendimize soracağımız ve cevabınızı kalbimizden vereceğimiz bir soru vardır, “amacım nedir?” Buradan konumuza gelirsek, acaba nasihat, uyarı, eleştiri ve mücadeleden amacımız nedir? Bunu niçin yapıyoruz?

Bizi ve işimizi değerli ve saygın kılacak olan her zaman temiz bir kalp, iyi bir niyet ve güzel ahlaktır. Muhatabımızın ve toplumun hayrını ve yararını düşünmek, gerçekten faydalı bir iş yapmaktır. Bu Rabbimizin rızasını kazanmak demektir aynı zamanda. Asıl amaç da her zaman bu olmalıdır aslında.

Ne var ki bundaki maksadımız bir sebepten ötürü muhatabımıza duyduğumuz kin, garez, haset ve adavet de olabilir. Kıskançlıktan kıvranmak, düşmanlıktan çatlamak perde yapılabilir uyarı ve eleştirilere. Ya da “muhalefet et, meşhur olursun” kaidesince, şan ve şöhret için de olabilir.

Peki bunlardan hangisidir benim amacım? Bunu ancak ben ve Yaratıcım bilebilir. Benden bana daha yakındır Allah Teâlâ. Ondan bir fikir, plan, söz ve iş saklamak mümkün değildir. Ve ahirette bütün sırlar açığa çıkacaktır. Bu yüzden Allah Teâlâ’ya ve ahirete iman edenlerin ilk şıktan başka tercihleri olamaz, olmamalıdır. Olmuşsa, ertelenmeden derhal tövbe ederek gereği yapılmalıdır.

Bir şey daha var dikkat edeceğimiz; bunları yaparken insanları kırmamak, hatalarını müsamaha ile karşılamak, doğruları tevazu ile göstermek, nefis müdafaasına yol açacak üsluptan kaçmak, geleceğini karartmamak gerekir. Muhataba hoşgörülü olmak ve ürkütüp kaçırmamak da çok önemlidir. Bu yüzden insanlar kişisel fedakarlıklar yapılabilirler. Her şey zaman ve zemininde güzeldir demiştik. Henüz zamanı gelmemişse, ham meyveyi dalından koparmamak misali, uyarı ve eleştiriler ertelenebilir, hatta terk edilebilir de.

Ancak eğer gerçekler ille de söylenecekse, din tebliğ edilecekse, doğrular gösterilecekse, bütün bunlar asla ve kat’a dinden, imandan, şeriattan, ilkelerden taviz verilmeden yapılmalıdır. Mesela birileri rahatsız olacak diye yağcılık ve dalkavukluk yaparak dinin hakikatleri gizlenemez, tahrif ve tağyir ile doğrular değiştirilip bozulamaz, asla mecrasından saptırılamaz.

Bir başka ifadeyle uyarı, eleştiri adına iş yaparken dinden taviz verilemez. Af, müsamaha ve hoşgörülü olalım derken, “iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma” gibi temel bir ilkemizi de yok saymamalıyız. Elbette bunun şartları vardır ve bu yüzden bazıları “bunu ancak alimler yapar” demişlerdir. Biz ise “kim yaparsa yapsın, ama muhakkak yapsın” diyoruz. Bu ibadet yersiz ve geçersiz mazeretler uydurularak asla terk edilmemelidir.

Bunları kim için ve niye mi yazıyoruz? Bekleyin, beraberce görelim inşallah.

 

 

Tüm Yazılar