Hoca Efendinin Demeçleri 20

Mehmet Ali Birand’ın ölümü üzerine bir yazı yazmıştık. Bu yazı münasebetiyle burada İslam akaidine aykırı çok yorumlar yapılmıştı ve biz de onlara cevap vermiş, imanın sahih olma şartlarını yeniden hatırlatmıştık.

Bu arada ilginç bir eleştiri kalmıştı. Biz de “bir eleştiri daha var, ama cevap verip vermemekte tereddüdüm var. Biraz daha düşüneyim, eğer faydalı görürsem yazarım, değilse geçerim” demiştim. Sonra da zamanlama bakımından faydasız ve gereksiz görüp vaz geçmiştim. Şimdi konu açılmışken iyi niyetle o yazıyı yayınlıyorum.

Bana mektup yazıyorlar: “M. Fethullah Gülen Hoca bu adam için taziye yayınladı ve çok övdü. O senden daha büyük hocadır. O övüyor, sen yeriyorsun. Kim haklı?”
Şimdi bu soruya azıcık dokunmak isterim. Onlara diyorum ki, “M. Fethullah Gülen Hoca Efendi’nin yazdıklarına dikkat ediniz. Onu mesleğindeki başarısından dolayı övüyor. Dininden dolayı değil! Bu da bir gerçektir. Biz de bu başarısından dolayı hakkında yazı yazmak suretiyle onu dile getirdik zaten. Yoksa her ölene yazı yazmıyoruz. Olaya böyle bakılırsa sorun yok.

Fakat bu sorudan da anlaşılıyor ki, biz her ne kadar “sorun yok” diyorsak da avam için bir sorun teşkil ediyor bu mesele. M. Fethullah Gülen Hoca Efendi’nin mesaj yayınlaması, onu her cihetten takdir ettiği şeklinde anlaşılıyor. Halk, bir din aliminin bir kişiyi mesleğinden dolayı övmesini, ölünce mesaj yayınlamasını, inanç ve ahlak dahil her yönden takdir olarak, sevgi olarak değerlendiriyor. Madem halk böyle anlıyor, peki M. Fethullah Gülen Hoca Efendi İslam karşıtı insanlar için bunu niye yapıyor? Avamın kafalarını niye karıştırıyor?

Ben kendim bunu yapmam ve onun için de “yapmasa daha iyi olur” derim. Fakat empati yaparsak anlarız ki onun da kendine göre mazeretleri vardır da! Ne gibi mi?
Çünkü o benim gibi kendi başına bir insan değil, bir cemaatin lideridir. O cemaatin ilişkilerinde rahat olması, düşman kazanmaması ve yaptıklarında engellenmemesi için, tıpkı bir siyasetçi hassasiyetiyle kamuoyunu iyi inceliyor ve ona göre davranıyor. Öyle oluyor ki, bazen istemese de bazı işleri yapmak, bazı sözleri söylemek zorunda kalıyor, en azından öyle hissediyor kendisini.

Hatta bunun tersi de oluyor. Mesela bazı işler, bazı hadiseler vuku buluyor, o konuda konuşmak, bilgi vermek gerekiyor, çok konuda demeç verdiği için kendisinden bu mevzuda da açıklama bekleniyor. Fakat buna rağmen o hiç konuşmuyor, olayı görmezlikten geliyor. Aslında bu bir vebaldir. Bu “iyiliği emretme, kötülükten sakındırma” temel ilkemize ters düşer. Ancak şartlar ve zaruretler öyle gerektiriyor diye Hoca Efendi susulabiliyor. Nedeni basit. Ona sorarsanız, “daha büyük zararlardan korunmak için, az ve ehven zararı tercih ediyor.” “Sabır” diyor. “Köprüyü aşana kadar” diyor. “Tedric ve zamanlama” diyor belki.

Hatırlıyorum, bir vaazında ağlayarak şunları söylemişti. “Gelecek nesillerin yüzüme tükürdüğünü hisseder gibiyim. Bana şöyle söyleyecekler; ‘konuşman gereken çok yerde çok şeyi konuşmadın, yapman gereken zaman ve zeminde çok şeyi yapmadın.’ Ben de onlara “Eyvallah, evet öyle oldu. Ama bir mazeretim var , dinlerseniz onu arz edeyim. Sırtımda yumurta küfesi vardı. Kendim için değil, onlar kırılmasın diye böyle yaptım” diyeceğim. Bilmem beni mazur görür de affederler mi?”

Sonuçta kanaatim odur ki M. Fethullah Gülen Hoca Efendi bazı konuşma veya demeçlerinde, kendisine fetva sorulan bir müftü veya kadı gibi “sahih” veya “esah” görüşü nakletme pozisyonundan şartlar gereği çıkıyor, zaman, mekan ve imkan gibi konjonktürel davranarak açıklamalar yapıyor. Bu doğru mudur? Dinde hükmü nedir?
Eğer bunu iyi niyetle yapıyorsa, bir sevap alacaktır. Değilse, mesuliyetinin vebalini yüklenecek, hesabını kendisi verecektir. İşi Allah Teâlâ’nın elindedir, daha fazlası bizi ilgilendirmez. Biz kendi kusur ve günahlarımızla meşgul olmalıyız. Duaya gelince, herkese etmezsek, kendimizin ki de tehlikeye girer. Bu yüzden ona her zaman duacıyız. Fakat işte konumuzda olduğu gibi bunun zaman zaman bize zararı oluyor. Yani “sen de hocasın, o da hoca. Hanginiz haklısınız kardeşim?” deniliyor.

Bu konuda tevazu gösterip “o haklıdır” diyeceğiz ama iş sadece şahsımızı ilgilendirmiyor ki! Dinin bu konudaki net tavrının bilinmesi gerekiyor. Dinin açık görüşü sorulurken, ben kendim zaruret veya ruhsat gibi mecburiyetlerde olmadığımdan, meseleyi olduğu gibi arz ediyorum. Başkası da kendi zaruretlerinden dolayı başka bir şekilde arz ediyor. “Bu benim içinde bulunduğum şartlarım, zaruretlerim gereğidir” de demiyor. O zaman hocalar birbirine aykırı fetva vermiş, görüş bildirmiş oluyorlar. Her cemaat sanki kendi hocasının görüşünü almaya mecburmuş gibi olunca, işte ihtilaflar da böyle çıkıyor.
Doğrusu bu bir sıkıntı ve zahmettir. Halk açısından nasıl aşarız bilemem. Bana kalsa ben hocayı anlarım, kendimi de anlarım. Ama avam işte bunu yapamıyor ve soruyor, “hanginizin görüşü doğru?”

Şimdi Mehmet Ali Birand’ın kendisi ekranda açıktan açığa milyonların huzurunda özgür iradesiyle "Budistlik mi, Müslümanlık mı, Hıristiyanlık mı daha iyi diye sorarsanız, benim için fark etmez" diyor. Oradaki bir hoca uyarıyor ama o aynen inancını tekrar ediyor. Biz de duyuyoruz veya okuyoruz. Buna bu zamana kadarki İslam aleyhindeki mücadelesini de ekleyerek Müslüman olmadığını kabul ediyor, bu yüzden rahmet dilemiyor, medeni bir insan gibi nezaket göstererek, gayr-i müslim olanlara denilmesi adet olduğu üzere “toprağı bol olsun” diyoruz. M. Fethullah Gülen Hoca Efendi de onu övünce kafalar karışıyor. Hele işin içine bir de hocalarının her görüşünü kayıtsız şartsız destekleyen fart-ı muhabbet sahipleri varsa, seyreyle sen gümbürtüyü, gerekmez ihtilaf, kırgınlık ve kavgaları…

Muhterem M. Fethullah Gülen Hoca Efendimiz acaba bu konuda ne düşünürler? Demeçler sebebiyle böyle bir sorun yaşanıyorsa, buna nasıl bir çözüm getirirler?
Doğrusu merak ediyoruz. “Şâfî/şifa veren” Rabbimizden kendisine ve ümmetin bütün hastalarına acil şifalar diler, afiyet verip hiç incitmemesini niyaz ederiz. Şu hasta halinde bu merakımızı gidermesi çok zor olduğundan beklemiyoruz, buna rağmen lütfeder de izah buyururlarsa memnun oluruz.

Tüm Yazılar