Dedem İmtihanı Geçmiş

Yine bir gün rahmetli dedemin sohbet mürşidi Darendeli Abdullah Efendinin ziyaretine gitmiştik amcam Yusuf Efendiyle. Söz dedemin Agece ibadetinden açıldı.

Benim rahmetli ebemden öğrendiğime göre dedem akşam namazını kılınca yatarmış. Gecenin bir saati gelince kalkar, önce yatsıyı, sonra teheccüdü kılarmış. Namazdan sonra zikrullaha otururmuş. Bir hayli hafî/gizli zikirden sonra coşar, cehrî/sesli zikre başlarmış. İşte o zaman dayanamaz, feryadı basarmış. Yaptığı kusurları gözü önüne getirir de “el-eman Allah” demeye başladı mı artık kendini zaptedemez olurmuş. Sabaha bitmiş tükenmiş olarak girer, sabah namazından sonra yatarmış.

Sonra suyu içinde olan bahçesine gider, akşama kadar orada kalırmış. İşi bitince namaz, zikir ve tefekkürle vakit geçirirmiş. Ben bu gündüz halini bilirim tabi. Köyün içine ancak Cuma namazı için çıkardı. Geri kalan hayatı hep böyle tenhada inziva içinde geçerdi. Ben yanına vardığımda sevinir, elime Abdulkadir Geylanî’nin (k.s.) menkıbelerini anlatan kitabını tutuştururdu. O kitabı belki yüz kere okutmuştur. Her yanına gelene okuturmuş. Onlar da “bak şimdi şöyle olacak” demesi karşısında, “sen zaten bunu biliyorsun, bize niye okutuyorsun?” diye zınarırlarmış. Bana uzun uzun dert yanardı torunlarından veya akraba gençlerinden…

Hem “en iyi sen okuyorsun” derdi bana. Ben de bundan memnun olur, onu üzmek istemez, iştahla okurdum. Hatta kendimi sahnede rol yapan artist sayar, sanki Abdulkadir Geylanî (k.s.) olur, öyle canlı okurdum. O da ağlayarak, sallanarak, coşarak dinlerdi. Bu yüzden bir defa başıma geleni bir kitapta yazmıştım hatta. Şimdi tekrar etmeyelim. Okumamızbitince “bunu ben düzdüm” dediği sesli virdini çekerdi bir kaç kere hüzünle: “el-eman Allah bir Allah, lâ ilâhe illallah”

Bundan sonrasını Muallim Abdullah Efendi anlatıyor: “Yine bir ramazanlık günüydü. Yaz mevsimi ve kendisi oruç. Bahçesinden incir toplamış, eşeğe yüklemiş, ta Hartlap’tan Maraş’a getirmiş. İkindi olmuştu, bu çıka geldi. Hemen kendisini odaya istirahata aldım. İncirleri hısım, akraba, komşulara biz dağıttık. Ücretini verdik. Sevindi. Alkışın bini bir para…

Neyse, akşam oldu, iftar, namaz, teravih derken camiden eve gelir gelmez ben “sen yorgunsun, sohbeti bırakalım, sen hemen yat” dedim. “İyi olur efendi. Allah senden razı olsun” dedi.

Ben yukarı odama çekilirken içimden dedim ki, “acaba bu yorgunlukta bu gece teheccüde kalkabilecek mi?”

Baktım, saati gelince maşallah dip diri kalktı. Vazifelerini yaptı. Sahuru beraber yedik. Yarın da köyüne gitti. Hem helal rızık için gayretini, hem de gece ibadetini kaçırmamasını çok takdir ettim.”

Dedem imtihanını yüz akıyla vermiş. Ya biz evlatları, torunları? Allah’ım bizleri cennetinde buluştursun onlarla inşallah… Darendeli Abdullah Efendiyi, dedemi, ebemi, babamı çok özledim. İlle de kocaanamı! Çünkü ona çok ama çok acıyorum. Böyle böyle ölümü ve ahireti sever ve arar oluyoruz galiba.

Bu da işin bir başka güzel tarafıdır galiba, öyle değil mi?

 

Tüm Yazılar