Hayır Hayır Ve Asla

Sevdiğim ve saydığım bir yazarımızdan hiç ummadığım şu satırları okuduğumda çok şaşırdım doğrusu:

“Dört halifeden sonra, hilafet maalesef saltanata inkılâp etti. Müslümanları halife hükümdarlar yönetmeye başladı. Seçim kalktı, saltanat babadan oğla geçmeye başladı. Bunun ne kadar İslâmi olduğunu bilmiyorum, ama İslâma aykırı olduğunu iddia etmek de zor. Dönemsel olarak siyasetin gereği yapılmıştır. Tabii ki saltanat “bize özgü” bir anlayış değildir. Dört halife sonrasında iktidar olan Abbasi ve Emeviler de aynı sistemle yönetilmişlerdi.”

Bu satırları sıradan biri yazsaydı şaşırmaz ve kale almazdım. Ama sevdiğim bir yazar kardeşim hem “bilmiyorum” deyip hem de “ama” ile çok rahat bir halet-i ruhiye ile yanlış şeyler yazınca, “buna cevap vermek, bu yanlışı düzeltmek gerekir” demek zorunda kaldım. Bunun için yazarına bir mektup yazmak belki yeterliydi, ama bu arada o yazıyı okuyan kardeşlerimizin kafasında oluşan tereddütleri de izale etmek için cevabı basın yayın yoluyla yapmak mecburiyetinde kaldık.

Yazıda önce bir durum tespiti yapılmış: “Dört halifeden sonra, hilafet maalesef saltanata inkılâp etti. Müslümanları halife hükümdarlar yönetmeye başladı. Seçim kalktı, saltanat babadan oğla geçmeye başladı.”

Hay başlamaz olaydı ama maalesef böyle oldu…

Bizim tarihimizin en talihsiz olaylarından biridir bu maalesef. İslam’ın bütün kazanımlarını kayba çeviren çok acı, çok acımasız bir olay. Bu bir “irtica” bile olamazdı. çünkü cahiliye dönemi Araplarında bile olmayan, ama etraf ülkelerde sürekli var olan ve hatta bugün bile süren bir çirkin olaydı bu.

İslam, insana ve yönetime bir seviye ve şeref getirmişti saltanatı kaldırmakla, ama insanlar ne yazık ki onun kıymetini bilemediler.

“Bunun ne kadar İslâmi olduğunu bilmiyorum,” diyor sevgili Yavuz Bahadıroğlu kardeşimiz. Buna inanamıyorum. Daha doğrusu inanmak istemiyorum. “Tevazu göstermiş” diyecektim, ama arkasındaki cümle maalesef buna mani oluyor:

“ama İslâma aykırı olduğunu iddia etmek de zor. Dönemsel olarak siyasetin gereği yapılmıştır.”

Hayır, hayır ve asla saltanat İslamî değildir. Allah Teâlâ İslam’ı, düşmanlarının iftiralarından koruduğu kadar dostlarının hatalarından da korusun.

Sevgili Yavuz Bey kardeşimden beni anlayışla karşılamasını, serinkanlı düşünüp olgun davranarak gücenmemesini istirham ile söyleyelim ki, saltanat ve veliahtlik usülü kesinlikle İslamî değildir ve bu yolla seçilenlerin halifeliği de geçersizdir. Onlar olsa olsa kral ve padişah olurlar, ama asla “halife” olamazlar. Zaten olmamışlardır da.

Böyle söylemek, geçmiş padişahlara hakaret ve hizmetlerini yok saymak değildir. Onların çabasını takdir ve kıymetini bilmek, ayrı bir bahistir. Konumuz o değil tabi.

“Dönemsel olarak siyasetin gereği yapılmıştır” demek, saltanata bir mazeret üretmektir ki çok tehlikelidir. Bu gün İslam düşmanları Müslümanları hala “saltanat istemekle” suçlarlar. Oysa yeryüzünde krallık ve saltanatla fiili mücadele eden ve onu yenen, onun yerine ilk defa seçimle devlet başkanı olma ve halkın gönüllü katılımıyla iktidarı teslim alma (biat) güzelliğini ortaya koyan, daha “cumhuriyet” ve “demokrasi” bilinmezken bunların temel ilkelerini dünyaya fiîlen öğreten İslam’dır.

“Hak şerleri hayreyler” denilmiştir. Kim bilir, “hâl”i gitmiş “kâl”i kalmış “hilafet”in kaldırılması, “dönemsel olarak siyasetin gereği yapılmıştır” çaresizliğini yok edecek bir gerekliliğe dönüşmüştü belki de…

Ruhu çoktan uçup gitmiş bir cesedi kaldırdılar hilafeti kaldıranlar. Bahçedeki korkuluk gibi bu ceset, kimi kargaları korkutarak zararlarını kısmen önlemiş olmakla iş görmüş olabilir. O dahi ayrı bir mevzu…

Hatta bu cesedi kaldıranların aklına hiç gelmemiş olabilir ama kim bilir, “yenisi aslî özellikleri korunarak kurulsun” diye belki de “saltanata dönüşmüş hilafet”, onlar alet edilip bir ilâhî tecellî olarak kaldırılmıştır. Hikmetinden süal olunmazmış…

Bugün insanlığın yakaladığını iddia ettiği hukukun üstünlüğü, adalet, eşitlik, seçme ve seçilme hakları, düşünce ve ifade hürriyeti, kamu malının - harcamasının denetimi… gibi bir çok güzellikler hilafetle yaşatılırken, maalesef Emeviler döneminde saltanat ve veliahtliğe geçişle bütün bu güzellikler kaybolmuş, bunların yerine baskı, zulüm, zorbalık ve işkence hakim olmuştur. Başta Ebu Hanife olmak üzere nerdeyse bütün imamların işkence görmesi, hatta bazılarının zindanlarda ölmesi, işte bu haksız ve onursuz saltanat rejimi yüzünden olmuştur.


Biz Müslümanların yeniden dirildiği ve doğrulmaya çalıştığı bu zamanda, tekrar o tehlikeye düşmemelerini ihtar için “İslam’da Devlet Ve Siyaset” kitabımızı yazdık ve bu konuları enine boyuna orada işledik. “Toprak Yayınları”ndan çıkan bu kitabı kardeşlerimize acizane öneririz.

Aynı yayınevinden çıkan “İlim ve İktidar” kitabımız da bu konuları işler. Yine oradan çıkan “İlim ve özgürlük” kitabımız, cumhuriyet adı altında her kurumda korkunç bir saltanatın nasıl devam ettiğini anlatır. Evet, habis bir ur bütün hücrelerimizi istila etmiş, “saltanat”tan kurtulmak kolay olmuyor maalesef…

“Hilafet” ile Sevgili Peygamberimizin “ısırıcı krallar” dediği “saltanat” arasında kabil-i telif olmayan zıtlıklar vardır. Batılılar, “İslamî Hilafetten” çok faydalanmışlar ve bugünkü demokrasinin temellerini oralardan almışlardır. Ama onlar maalesef müslümanlardan bir bilgiyi alırken, genellikle kaynağını söylemeyerek “hırsız” durumuna düşmüşlerdir. Aslında her konuda böyledirler ve son zamanlarda Fuad Sezgin Bey bilimler tarihini yazarak onların bu konudaki foyalarını güzel ortaya koymuştur.

Yanlış anlaşılmasın diyerek şunu da ifade edelim ki, batılıların temel ilkelerini bizden aldıkları “demokrasi”, bugünkü haliyle her açıdan, özellikle de “kanun koyma, hakimiyetin kaynağını belirleme” açısından İslamî değildir. Bizden almışlar ama kendilerine de uydurmuşlar.

Sonuç itibariyle bu mesele, her aydınımızın bilmesi gereken “önceliklerimiz” arasındadır ve açık yüreklilikle söyleyelim ki bunun ehemmiyetinin takdir edilememesi bizi üzmektedir.


Tüm Yazılar