Hoş Geldiniz Sayın Ruhanî

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün daveti üzerine bugün Türkiye'ye geldi. Sayın Ruhani, ziyaretiyle ilgili Tahran'da havaalanından ayrılmadan önce basın toplantısı düzenlemiş. Bazı önemli sözler söylemiş. Onları kısaca bir değerlendirmek istedim.

Ben dış politikada uzman değilim. Çok önemli şeyler de söyleyemem bu konuda. Haddimi bilmem gerekir. Sadece her Müslümanın düşünüp söyleyebileceği basit fikirleri ifadeye çalışacağım, o kadar.
İran önemli bir ülke. Bir o kadar da nevi şahsına münhasır bir ülke. Takip ettiği dış politika da çok ilginç. Bu işlerin uzmanı olmayanları ters köşe edebilecek çok tutum ve davranışları oldu geçmişte.
O yüzden onu değerlendirirken, sıradan bir İslam ülkesinin kodları ile hareket ederseniz, zaman zaman çok fena yanılırsınız. Biz bu yanılmanın en büyüğünü Humeynî devriminden sonra yaşadık. Bütün dünyaya İslam Devrimi ihraç etmesinden korkulan bu ülke, uzak yakın her devlete bir kısım tedbirler aldırmıştır.

Mesela bizde PKK’nın çıkışını İran İslam Devrimine bağlayan bir yazı okumuştum. Kulaktan da bazı sözler duymuş, bunu “İslam’a Göre Irkçılık ve PKK Ekseninde Kürt Sorunu” kitabımda yazmıştım. İzahı da makuldür. O zamanın derin devleti şöyle düşünür: “Kürtler dindar bir halktır. Bu devrimden etkilenmeleri muhakkaktır. Bunu önlemek için Doğuda PKK’yı kuralım. Böylece hem o dindar halkın İran’dan etkilenmesini kırarız, hem de bizim için tehlike olan kendilerinin dindarlığını kırarız. Doğuyu böylece meşgul eder, kendi derdine düşürürz.” Kurarlar ama sonra işin içine başkaları da girince kontrolü kaybederler.

Her neyse, “biz bu yanılmanın en büyüğünü Humeynî devriminden sonra yaşadık” derken kastım, İran’ın, “İhvan-ı Müslimîn”in Hama ve Humus isyanında Hafız Eset denilen kan içici vampiri, çağının en büyük zalimini desteklemesidir. Biz o zaman İran için mezhebin dinden öncelikli olduğunu gördük. Hatta Eset’in mezhebinin İslam dairesi dışında olması bile durumu değiştirmedi.

Aynen öyle, şimdi de yine aynı İran, yine zalim oğul Eset’i destekliyor kayıtsız şartsız. Güya Eset düşerse Kudüs tehlikeye girermiş. Ne bahane ya!
Özellikle de dış politika demiştim, İran orada cambaz bir ülke. Bizimle de zaman zaman sorunlar yaşıyor. Bu yüzden geçen senelerde Tayyip Bey “yüzüme söylenen başka, arkamdan duyduğum başka. Önce dürüst olun” demişti.

Ama ne olursa olsun İran, yakın komşumuz olan Müslüman bir ülke. Camisiyle, minaresiyle, ezanı ve namazıyla, yasalarının mezhebi de olsa İslam kaynaklı olmasıyla, medreselerinde İslam’ın hem de Arapça olarak öğretilmesiyle önemli bir ülke. Aramızda siyasî, iktisadî, ticarî, eğitim ve kültürel alanlarda bir hayli zengin ilişkilerimizin olduğu, daha da fazla olması gereken bir ülke. Daima barış içinde yaşamamız, sık gidip gelmemiz, ilişkileri zenginleştirmemiz gereken bir ülke.

Az yukarıda “Sayın Ruhani, ziyaretiyle ilgili Tahran'da havaalanından ayrılmadan önce basın toplantısı düzenlemiş. Bazı önemli sözler söylemiş” demiştim. Şimdi onlardan bazısını görelim isterseniz.
İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, "Bu iki önemli ülkenin ilişkileri sadece İran ve Türkiye için değil, tüm bölgenin gelişmesi için büyük önem taşıyor" dedi. Çok doğru bir tespit.

“Ruhani, Türkiye’nin bölgenin en önemli ülkelerinden biri olduğuna işaret ederek, iki ülkenin geçmiş yıllar boyunca son derece iyi siyasi ve ekonomik işbirliğine sahip olmasının memnuniyet verici olduğunu bildirdi. Komşularla ilişkileri güçlendirmenin hükümetinin en önemli politikaları arasında yer aldığını belirten Ruhani, bunun sonucu olarak Başbakan Erdoğan’ın Tahran ziyaretinde ilişkilerin geliştirilmesi için önemli konuların ele alındığını ve önemli işbirliği anlaşmalarının imzalandığını hatırlattı.

“Türkiye ziyaretinde bu konuların devamını ele almayı ve bir neticeye varmayı hedefliyoruz” diyen Ruhani, ziyarette başta enerji olmak üzere ulaştırma, gümrük, turizm, kültür, güvenlik ve siyasi alanlarda önemli anlaşmaların imzalanacağını belirtti. Ruhani, Türkiye'deki temasları sırasında özellikle petrol, doğalgaz ve elektrik alanlarındaki işbirliği konularının ele alınacağını ifade etti.
“İran ve Türkiye’nin son derece önemli jeopolitik konumda yer aldığını herkes idrak ediyor. Bu iki önemli ülke yan yana olduğunda bu, İran Körfezi’ni ve Umman Denizi’ni Karadeniz ve Akdeniz’e rahatlıkla bağlayabileceğimiz anlamına geliyor. Bir başka deyişle Hint Okyanusu’nu Atlas Okyanusu’na bağlayabiliriz demek. Bu nedenle bu iki önemli ülkenin ilişkileri sadece İran ve Türkiye için değil, tüm bölgenin gelişmesi için büyük önem taşıyor.”

Bir önemli konu da Suriye’dir. Ankara temaslarında bölgesel konuların da ele alınacağını belirten Ruhani, "Her iki ülke de Irak ve Suriye’nin komşularıyız. Bölgemizde önemli olaylar yaşanıyor. Çok şükür son aylarda hem Irak’ta hem Suriye’de olumlu gelişmelere şahit oluyoruz. Tüm bu konuları Türkiye ile görüşmemiz, diyaloğu ve işbirliğini devamlı hale getirmemiz gerekiyor. Bunun dışında Kuzey Afrika, tüm Ortadoğu ve Filistin de İran ve Türkiye’nin her zaman gündeminde olan ve ele aldıkları konulardandır” dedi.

Ruhani, şiddet ve terörizmle mücadelenin İran’ın son derece önem verdiği konular arasında olduğunu belirterek, şöyle devam etti: "Her iki ülkenin gündeminde de hem bölgesel hem uluslararası konular yer alıyor. Şiddet, radikalizm ve terörle mücadele İran’ın bölgede ve dünyada takip ettiği önemli hedeflerden biri. Tüm dost ülkelerle bu konuda diyaloğu ve işbirliğini sürdürmeye devam edeceğiz. Bugün ve yarınki ziyaretimde de şiddet, terörizm, mezhepçilik ve radikalizm konularında ve bunlarla mücadele yöntemleri hakkında Türk makamlarıyla görüş alışverişinde bulunacağız." (http://www.habervaktim.com/haber/374162/iran-cumhurbaskani-ruhani-turkiyede.html)
Biz bu tür ziyaretleri daima gerekli buluyor ve olumlu karşılıyoruz. Müslüman bir komşu devletin Cumhurbaşkanına biz de buradan “Hoş geldiniz. Kademiniz hayırlara vesile olsun” diyoruz.
Öyle olur inşallah.
*   *   *

Kapalı kapılar arkasında neler oldu bilmiyoruz. Ancak Sayın Gül de Sayın Ruhani de ziyareti 'dönüm noktası' olarak tanımladılar. Denilen şu: "Bu ziyaret bir dönüm noktasıdır. İlişkilerin gelişmesiyle ilgili iki ülke liderlerinde de çok ciddi bir irade var. Hem siyasi hem de ekonomik ilişkiler konusunda."
Hayırlı olması için duacıyız.

Not:
İşte insan şeytanları böyledir. Ülkemizin üstüne bir avuç serseri çocuğu kandırarak benzin döküp yakmak istediler, istiyorlar. Bu bayrak olayı ile öyle bir iş yaptılar ki, çocuklar vurulsa Kürtleri, vurulmasa Türkleri provoke edeceklerdi, ettiler nitekim. Bu şeytanlara alet olmak aklı başında bir müslümana yakışmaz. Bu kadar oyundan sonra artık birbirimizin ne dediğini, ne yaptığını iyi anlamalıyız. Yoksa yediğimiz kazıklardan oluşan tecrübenin ne faydası olur?

 

Tüm Yazılar