Herkes İşini Yapsa Ya!

Ders zili çalınca öğretmenin hala konuşma yapması öğrenciyi çok sıkar. Ezan okuduktan sonra vaizin konuşması da bıktırır genellikle. Konuşan ise, kaçırdığı gerçekleri anlatma derdindedir ve aşkla konuşur. Neden dersiniz?

Nutuk atmak, hem de seviyeli bir topluluğu karşı konuşma yapmak, hele de kendini beğenen ve şöhreti sevenler için az zevkli bir şey değildir.

Bazıları da “faydalı oluyorum” sanır, oysa ileride anlayacaktır ki hiç de değilmiş.

Eğitimciler, derste dikkatin onbeş dakika sonra dağılacağını söylerler. Toplam ders saati kırk dakikadır. Birazı da yoklama vs. ile geçer. Öğretmen yirmi dakikadan sonra ya bir fıkra anlatır, ya da havayı tazeleyecek bir şeyler yapar. Böylece dikkatler belki biraz toplanmış olur.

Bazen dostlarla toplanır, güzel bir kitaptan okuruz. Otuz dakika sonra ilgi dağılır gider. Kimi esner, kimi uyur, kimi yorgun yorgun “yetmez mi?” der gibi bakar, kimi dışarıyla ilgilenir. “Fatiha” dedik mi, ortalık bayram yerine döner. Okuduğumuz topu topu üç beş sayfadır.

Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker altmış küsür sayfalık konuşma hazırlamış. Üçü hariç tamamını da okumuş katılan misafirlerine. Çin işkencesi dedikleri bu olsa gerek. Yahu akıl karı mı bu? Bu insanların kendileri günde bu kadar sayfa kitap okuyorlar mı acaba? Hiç mi akıllarına gelmiyor, “insanlar bundan sıkılır, sevimsiz olurum” diye?

Sadece Yargıtay Başkanı değil, her sene birçok Anayasal Kurumun başkanları da yapar benzer şeyleri. Birbirlerini örnek alıyorlar herhalde. Ama insan kendisi konuşurken zevk alsa bile, başkasını bu kadar dinlemek zorunda kalınca, “demek ben yapınca da böyle sıkıcı ve sevimsiz oluyormuş, bir daha yapmayalım bari” demesi gerekmez mi?

Peki ne konuşurlar bu devletliler?

Her şeyi konuşurlar! Kendi alanlarından başka iç siyaset, dış siyaset, hatta felsefe bile.

Onun için başlıkta “herkes işini yapsa ya!” diyoruz. Kendilerine ne bu siyasetten? Hele hele Cumhurbaşkanına, Başbakana, bakanlara siyaset dersi vermek, haddini aşmak değil midir?

Bence yersizdir bunlar. Kendi derdini anlatırsın, olur biter. Altmış sayfa yahu, dinle dinle bitmez. Devlet zamanı böyle öldürüyor işte. Herkes işinin başında değil, orda. Neden? Hasan efendiyi dinliyorlar.

Biri kalkar da “sana ne?” diyebilir.

Bana nesi şu: kalkmış benim alanımda, yani din konusunda da ahkam kesmiş. Tavsiyeler vermiş. Ama çuvallamış tabi.

Dediğinin özeti şu: “İslam’ın bazı kanunları, bizim laiklik’e ters düşüyor. Bunları değiştirelim. Laikliğe uygun hale getirelim.”

İyi ama sen Allah Teâlâ’nın kanunlarını değiştirirsen, o Allah Teâlâ’nın dini olmaktan çıkar, “Hasanın Dini” olur.

Eğer insanlara din özgürlüğü vermişseniz, dileyen “Allah’ın dinine”, dileyen de “Hasanın Dinine” inanır. Buna kimsenin karışması haddi değildir.

Ama biri kalkar da kesip biçerek, eğip bükerek, artırıp eksilterek benim dinimle oynarsa, işte o adam haddini aşmış demektir.

“Nasıl yani”sini gelecek yazıya bırakalım mı?

Tüm Yazılar