Diyanet Ve Dine Davet

Merhum Ali Fuat Başgil, “Türkiye’de Din ve Vicdan Özgürlüğü, s. 193) kitabında der ki: “Dikkat olunsun ki, dinlerin kudret ve nüfuzu, hattâ devamlarının imkânı, her şeyden evvel, mâbed teşkilâtının ve bilhassa, ruhanîler sınıfının kuvvet ve selâbetine bağlıdır. Bu teşkilât fersûdeleşir ve daima değişip inkişaf eden ihtiyaçları karşılayamaz bir hâle gelirse; bu sınıfın bilgi seviyesi düşer ve seciyesi çürürse, din de o nisbette zayıflar ve bir gün gelir mabedin çatısı göçer.

Tarih gösteriyor ki, dinlerin azamet devirleri mâbed teşkilâtıyla ruhanîler sınıfının kuvvetli ve seciyeli olduğu zamanlardır.

 Hülâsa din, mücerred bir iman ve çıplak bir akideden ibaret değildir; aynı zamanda ahlâk ve ibadettir, dua ve münacattır, tâlim ve tedris, neşir ve telkindir.”

Laik devlet içinde Diyanet sisteme yabancı durmaktadır. Konumu hiç de güçlü değildir. Yeterince bir güce ancak “özerk” olursa belki kısmen de olsa kavuşabilecektir. Düne kadar Devlet Bakanlığına bağlı iken bu hükümet ile Başbakanlığa bağlanması az da olsa sevindiricidir.

Diyanet bu zayıflığını gönüllü elemanlar kazanarak giderebilir. Bugün o kurumda çalışmayan bir çok ilahiyatçı vardır. Orta ve yüksek öğretimdeki bu gönüllü insanlarla Diyanet dilerse büyük hizmetler yapabilir. Bu insanların çoğu bir ücret de istemez. Yeter ki bir marifete iltifat, bir güler yüz tatlı dil, bir teşekkür bir çok insan için pozitif bir teşvikçi olur. Kendilerini sığıntı gibi hissetmezler.

“Aman estağfirullah” diyecek Diyanet yetkililerine “yok yok, öyledir” diyebilirim. Eskiden müftülükler başka kurumlarda çalışan ilahiyatçılarla iyi ilişki kurmaya çalışır ve kimi hizmetlerde istifade ederlerken, ozellikle de 28 Şubat darbesinden sonra bu kesilmiş, yerini ilgisizliğe bırakmıştır. Hele de kimi Diyanet yöneticilerinin meslektaşlarına kibirli davranışı, bu dayanışma ruhunu öldürmüştür.

Sayın Mehmet Görmez Hoca Diyanet için güzel açılımlara ve değerli çalışmalara imza atıyor. Bu arada yumuşak dili ve sevecen davranışlarıyla gönül alıyor. Bundan aldığımız cesaretle bir de bu konuyu masaya yatırsa diye düşünüyorum.

Hani “un var, şeker var, yağ var; öyleyse niye helva yapıp yemiyoruz?” gibi bir şey yani demek istediğimiz.

 

Tüm Yazılar