Çaremiz

Biz millet olarak İslamsızlığın musibetini yaşıyoruz. O’na dönsek, hiç şüphesiz kurtulacağız. Ama dönemiyoruz.

Neden?

Çünkü onu bilmiyoruz.

Evet, bizim büyük kabahatlerimiz var. En başında geleni ise İslam’ı hakkıyla bilememek. Cehaletin gözü kör olsun.

Çok basit bir cümle gibi geliyor kulağa. Basit ve basmakalıp. Ne ki doğru. Kaçamayacağımız bir doğru hem de.

Evet, dinimizi bilmiyoruz. Üstelik  öğrenmek için çabalamıyoruz da. Bunun sonucu olarak helal ve haram ölçülerine göre yaşamıyoruz. Ahireti ve hesabı unutmuşuz, bütün amacımız dünya olmuş. Hırslarımızı, şehvetlerimizi, heva ve heveslerimizi kontrol edemiyoruz. Haram lokma kalbimizi kilitlemiş.

Allah’ı bile ancak başımız sıkışınca anıyoruz…

Gelin önce biz Müslümanlar tövbe edelim ve Allah Teâlâ’ya dönelim. Kabahatlerimizi, kötülüklerimizi iyiliklere tebdil edelim. Allah da bu kötü hallerimizi iyiliklere tebdil eylesin.

Allah Teâlâ’nın kesin kanunu vardır: “Bir millet –ama iyi, ama kötü- kendini değiştirmedikçe, Allah onları değiştirmez.”

İçinde yaşadığımız İslamsız sistemi ve kötü ortamı değiştirmenin de tek yolu budur zaten; kendimizi değiştirmek. Yani İslam’ı öğrenmek ve yaşamak. Kendini istemeyen insanlara İslam hem gelmez, hem de bir şey vermez.

Biz bunu başarırsak, yani Allah’a dönmeyi, kendimizi İslam ile değiştirmeyi başarırsak, içinde yaşamaktan memnun olmadığımız sistem kendiliğinden bizim istediğimize dönüşecektir. Tarih buna şahittir. Bu iş bu kadar kolaysa, hayret, niye teşebbüse geçmiyoruz.

Allah Teâlâ’nın kanunu değişmez. Gelin biz kendimizi iyilikler adına değiştirelim. İman ve Salih amele, güzel ahlakı da ekleyerek, güzel Müslümanlar olalım. “Lafla peynir gemisi yürümez’miş. “Laf ebeliğini” bırakalım da, samimi birer Müslüman olmaya bakalım.

Biz böyle olursak, içinde yaşadığımız devlet de, düzen de bize ayak uydurmaya mecbur ve mahkûmdur.

Bizi gürültü ve patırtılarla bundan alıkoymak isteyenlerin oyununa gelmeyelim lütfen, sağımızda solumuzda kalan eğri büğrü batıl yollara, beşeri din ve felsefelere ve başlarındaki güzel görünümlü şeytanlara ve deccallara aldırmadan “sırat-ı müstakim” üstünde yürümeye devam edelim. Allah Teâlâ’nın razı olmadığı “dalalete düşmüşlerin ve gazaba uğramışların yollarından” kendimizi koruyalım.

Biz O’nu ansak, O da bizi anacaktır. Biz O’na dönsek, o da bize dönecektir. Biz ona yürüyerek gitsek, o bize koşarak gelecektir. Deneyen hemen görecektir. Daha ne?

Tüm Yazılar