Terörü Övmek Suç İse…

Dünyanın her tarafında terör örgütünü övmek ve sözle de olsa desteklemek, suçtur. Ülke şeriatla yönetilmiyor maalesef. Batılı haçlılardan alınan kanunlarla yönetiliyor. Bildiğimiz kadarıyla orada terörü övmek suçtur.

Peki, bizde niye değil? Yok, bizde de suç ise, şu memlekette sözlü ve fiilî yapılan bu övgüler ve destekler niye suç sayılmaz? Nerde bizim savcılarımız?

Bir vaiz camide konuşurken birisi şikâyet etse, çağırırlar hemen savcılığa. Hatta kulakları çınlasın, Ezher mezunu, yıllarca müftülük ve vaizlik yapmış sevgili Remzi Kirişçi’nin yaşadıklarını yazayım. Şeriatı övdü diye şikâyet edilmişti Maraş’ta. Savcılık ifade alıp mahkemeye sevk etti. Mahkeme on ay ceza verdi. Diyanet de “bize yaramazsın” diyerek görevden attı. Şimdi nerede ne iş yapıyor, bilmiyorum.

Böyle hocaları şikayet eden kahraman evlatlarımız da vardır bizim. Bırakın hakimi, savcıyı, polisi, belediye zabıtasını bile haklı da olsa şikayetten korkan bu kahramanlar, söz konusu “hoca” oldu mu, koşarak giderler şikayete. Neden mi? Sahipsizler ya. “Vurun abalıya!” Herkes vuruyor ya onlara.

Bir gün de beni şikâyet etmişlerdi bir vaazımdan dolayı. Diyanet’in müfettişi geldi, Mustafa Ateş mi idi neydi. Ölmüş gitmiş duyduğuma göre. Allah taksiratını affetsin. Benimle de görüştü. “Sizi tanıdığıma sevindim. Yıllarca fahri vaizlik yaparak Diyanet’e hizmet etmişsiniz. Bu şikâyet basit bir şey. Yine devam edersiniz hizmetinize” demişti bana. Biz de rahat ettik. Meğerse Diyanet’e suç duyurusunda bulunmuş. Başkan Mehmet NuriYılmaz da Kahramanmaraş Cumhuriyet Savcılığına bizi şikâyet ile suç duyurusunda bulundu. Gittik ifade verdik. Sanırım bizzat Diyanet İşleri Başkanlığının şikayet edip mahkemeye verdiği ilk vaiz benimdir. Az bulunur bir pâye değildir herhalde bu.

Savcı, “suçunun karşılığı olan maddeyi görmek ister misin?” diye sordu. “Evet” dedim. Elime koca, kalın ve ağır bir kitap verdi. Ayakta okurken yorgunluk hissettim ve oradaki bir sandalyeye oturdum. Savcı bana “neden ben izin vermeden oturdun?” dedi. Ben de “kitapla beraber ayakta dura dura yoruldum, sen neden izin vermedin?”  dedim gözlerinin içine bakarak. Demek istiyordum ki, burada bu kadar oturacak yer var vatandaş için. Sen niye ‘buyur otur’ demiyorsun vatandaşa içeriye girdiğimde?” İkimiz de sustuk.

Talebem yaşındaki o savcı ile bir fabrikada karşılaştık. İş sahibi ayakta karşılayınca o savcı da kalktı ve “hoş geldiniz Cemal Bey” dedi. Şimdi bey olmuştuk kibirlinin yanında. Bu davranış değişikliğinin sebebini söylemeye gerek var mı?

Yine bir acı hatıramdır, Emin Çölaşan daha öğretmenken hakkımda bir yazı yazmıştı “İslamlaşma Bilinci” kitabımızı söz konusu ederek. Güya “körpe zihinlere İslam devleti, hilafet, şeriat, ümmetçilik vs. aşılayarak onlara zarar veriyormuşum. Zavallı adam bilmiyor ki bu benim vazifemdir. Bunlar da insanlığa zarar değil faydadır.

Ama o da nesi?

Ankara’dan bakanlık arıyor, Valilik arıyor, Savcılık arıyor, Emniyet arıyor. Emniyete gittim. Basınla ilgili müdüre sordum: “Bakanlık ve savcılık neyse, siz niye arıyorsunuz?” “Biz de araştırırız hocam basına düşen suçları” dedi. Ben de “yaptığım suç değil. Çölaşan’ın gevezeliği. Bu kitabı nerden bilecek, bulacak da okuyacak. Minik kuşları istemiştir, o da yazmıştır. Bundan sonrası mahkeme işi zaten” diyerek ayrıldım.

Bakın, İslam söz konusu olunca herkes nasıl da ilgileniyor? Başka bir konu olsaydı kimin umurundaydı? Bu PKK’lıların yaptığının binde birini bu ülkede İslamcılar yapsaydı, seyreylerdiniz neler olurdu?

Bunları niye mi yazıyorum?

Şu okuduğum haberden ötürü:

“Türk jetlerinin terör örgütü PKK'nın Kuzey Irak'taki kamplarının bombalanmasına ilişkin açıklama yapan HDP Hakkari Milletvekili Abdullah Zeydan skandal ifadeler kullandı. Hakkari'nin Yüksekova ilçesindeki eylemde konuşan Zeydan, şöyle dedi:

""PKK, Türkiye’yi ve Ortadoğu'yu güller bahçesine çevirmek için ortaya çıkmış barış ve halk hareketidir. Eğer PKK Türkiye’yi güller bahçesine çevirmek istemeseydi, PKK’nın öyle bir gücü var ki, sizi tükürüğüyle boğar. Ateşle oyunuyorsunuz, bu anlaşılmaz tekçi, zihniyetçi iktidar hırsından vazgeçin Türkiye’de Sayın Abdullah Öcal’ın ve Kürt halk hareketinin sayesinde üç yıldır duran bir kardeş kanı var, kardeş kanının tekrardan dökülmesini isteyen AKP zihniyetine ve Erdoğan’nın tekçi zihniyetine Kürt halkı elbette karşı çıkacaktır."( http://www.habervaktim.com/haber/426435/hdpli-vekilden-skandal-ifadeler.html)

Tamam, biz bunları adam yerine koyup da duya duya alıştığımız saçma sapan sözlerine değer vermiyor ve iki de bir yaptıkları tehditlere kulak asmıyoruz, ama savcılar bizim gibi değiller ki. Bir vazifeleri var onların. Vazife yapılmak içindir.

Devletin adaleti kendini göstermeli, terörü övmek suç ise, o suçu işleyenin yüzünde verdiği ceza bir tokat gibi patlamalıdır.

Tüm Yazılar