Karşılıklı Daha Güzeldir

Bir kardeşimiz bize yazdığı bir notta demiş ki:  "Siz değerli alimlerimizin, vaizlerimizin ve cami imamlarımızın sahaya inmesi gerekli. Evler, işyerleri, çarşı pazar ziyaret edilip emri bil’maruf yapılmalı. Yarın çok geç olabilir. Camide bekleyerek değil de hayatin içine girmeliyiz."

Çok haklıdır aslında. Biz de o kanaatteyiz. Bu konuda yazdığımız bir kitabın adını "İnsana Ulaşmak" koymuştuk. Evet, biz de hocalara, din dersi öğretmenlerine, imamlara, vaizlere, müftülere, ilahiyat hocalarına aynı vazifeyi hatırlatıyor, aynı daveti yapıyoruz. Özellikle de "üstadım" diyerek hücrelerinde, "şeyhim" diyerek tekkelerinde oturup el öpecek mürid bekleyenlere diyoruz ki; Sevgili Peygamberimiz İslam'ı tebliğ ve dine davet için evinde oturup insanları beklemedi. Kalktı, onların ayaklarına gitti. Evlerine, iş yerlerine, oturup çene çaldıkları meclislerine, ticaret yaptıkları panayırlarına, fuarlarına gitti ve Kur'an okuyarak ve açıklayarak onlara dini anlattı. Bir sürü olumsuzluklarla, kabalıklarla, hatta eziyet ve işkencelerle karşılaşsa bile işine devam etti. Tebliğ işinde sünnet olan işte budur. Sarığa, sakala, cübbeye, misvaka verdiğimiz önem kadar davet ve tebliğe de önem versek ne güzel olur! Neden evimizde oturup da sanki “beytullahmışız”  gibi insanların bize gelmesini bekliyoruz? Sünnet bu mudur?

Meselenin bir yanı bu. Ama başka bir yanı daha var sevgili kardeşlerim. O da şu; bize bu görevi hatırlatanlar neredeler? Biz hem okullarda öğretmenlik yapıyor, hem de camilerde sohbet ediyor, derneklerde, vakıflarda, salonlarda velhasıl davet edildiğimiz her yerde seminer veya konferans adı altında gidip dinimizi anlatıyoruz. Fakat cemaat nerede? Dinleyenler nerede? Bizi sokağa, dükkanlara davet edenler neredeler? Neden gelmiyorlar bu derslere?

Yirmi, otuz veya elli kişiye akaid, fıkıh, tefsir dersleri yapıyoruz yıl boyu her hafta. Sosyal medyada ve iletişim araçlarında ilan ettiğimiz halde sayı aşağı yukarı bu kadar.  Daha fazla yükselmiyor. Nerede bu ilimlere muhtaç olanlar? Niye evlerinde tv. seyretmeyi bırakıp da bu derslere gelmiyorlar? Yirmi veya elli kişi yerine ikiyüz, üçyüz, beşyüz kişiye ders anlatsak, daha etkili, daha zevkli, daha coşkulu, daha neşeli olmaz mı sevgili kardeşim?

Biz bu işleri Allah için yapmasaydık, İslam ve müslümanların hatırı olmasaydı, davamızın davet borcu olmasaydı, "siz dinlemeye gelmezseniz biz de anlatmayız" der, evimizde oturur, keyfimize bakardık. İki saat ders hazırlama, sonra da kalkıp o dersi vereceğimiz yere kadar gidip gelme zahmetinden kurtulur, tembel tembel yan gelip yatardık naneli çaylarımızı yudumlayarak hanelerimizde.

Ey kardeşlerimiz! Bize hatırlattığınız vazifeyi, ilim öğrenmeye muhtaç müslümanlara da  lütfen hatırlatır mısınız?

Bu verilen derslere ne kadar çok gelenler olursa, dersi verenler de o kadar derse iyi hazırlanır ve seve seve vazife yaparlar. Hiç şüphesiz bu iki tarafın da dünyada ve ahirette hayrına ve faydasına olur. İşimizi her ne kadar Allah için yapıyor olsak da, kardeşlerimizi ilgili, sevgili ve kalabalık görmek, bizi o kadar mutlu ve başarılı kılar.  

Bunca yıllık meslek tecrübeme dayanarak söylüyorum; dinleyenlerin sayısından etkilenmeyen hatip olmaz! 

 

Tüm Yazılar