Söz Yumuşak Olmalı 2
Evet, önceki yazımızda bazı Hoca Efendilerin alaycı, aşağılayıcı, kırıcı dillerinden şikayet ederken demiştik ki, “her kime iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma işini yapacaksa, öğretmek için konuşacak, irşat için nasihat edecekse, bunu ancak tatlı dille, yumuşak sözlerle, nazik ve kibarca yapacak. Ortam gerilirse, kırmadan, incitmeden, daha beter etmeden işi kıvamında sonlandıracak.”

Memleketimizin yakın zamanlarda yetiştirdiği hakiki gönül adamlarından, hâl dervişi Merhum Bakkal Mehmet Çıngılı abimiz şöyle bir hatırasını anlatmıştı:

“Hasta yatağında iken Hafız Ali Efendiyi ziyaret ettiğim bir günde beni görünce heyecanlandı ve dedi ki:

- Oğlum Hafız, müjde, bugün evlada bile emri bil maruftan sorumluluk kalktı.”

Sübhanellah!..

Bunu ilk duyduğumuzda bize biraz garip gelmişti. Çünkü din üçse, biri iman, diğeri ihlasla yaşamak, üçüncüsü ise yaşatmak için hakkı tavsiyeleşmek ve neticesine sabırla katlanmaktır. Hakka davet, tebliğ ve irşat, dinin temel direğidir. Bunun üzerine bir araştırdık ki, fitne zamanında faydalı olmayacaksa üçüncüsü düşer. Bunu hem burada, hem de bazı kitaplarımızda delil ve hikmetleriyle yazdık.

Evet, zaman fesada gider de söz fitne çıkaracaksa, dinlenmek şöyle dursun kavgaya sebep olacaksa, Hafız Ali Efendinin dediği durum söz konusu olabilir. Her ne kadar öylesi zamanlarda bile, yani davet ve tebliğ, irşat ve nasihat yapıldığında tehlike cemaate veya ümmete değil de sadece yapana gelecek olsa, görevi yapmak daha iyi olur. Evet, Allah yolunda ehlikeler göze alınarak nasihat yapılsa, elbette evla olan budur. Malum, şehitlerin efendisi önce Hz. Hamza, sonra da zalim sultanın önünde hak sözü haykırdığı için öldürülen şehittir. Burada verilen müjde, yapılmadığında sorumluluk ve vebalin yokluğudur.

Evet, zaman beter olmuştur. İnsanlarda gurur ve kibir ayan beyandır. Herkes kendi fikrini beğenir olmuştur. Alime ve bilgisine hürmet kalkmıştır. Şeriata göre muamele sanki bitmiştir. Menfaatperestlik düşünmeden düşülen taassubu ve kör taklitçiliği çoğaltmıştır. Heva ve hevesi uğruna, düşük şehvetlerini tatmin için, zilleti kendine reva görenler artmıştır. Her güçlüye perestiş edenler, kendilerinden maddî olarak zayıf olanlardan da aynı muameleyi bekler olmuştur. İnsanların birbirine muamelesi sanki silsile-i meratip olarak aşağıdan yukarıya “kul ilah” ilişkisine dönmüştür.

Allah korusun, işte böyle bir zamanda insan, benlik ve nefsâniyet ile nasihata karşı tepkili olabileceği için, hakkı tavsiye ile öğüt vermeler, nasihat ve irşatlar, hatırlatmalar ve uyarılar, umumiyetle yumuşak sözle ve itidal üzere olması emredilmiştir. Özellikle de ilk kez karşılaşılıp konuşulan kimselere.

Bunun dinden delillerini yarın sunalım mı?
Tüm Yazılar