Ya Bu Vaziyet Nedir?


Geçen yazımızda şu ayeti yazmıştık;

"Ey müminler, kendilerine kitap verilenlerin bir grubuna uyarsanız, bunlar sizi iman ettikten sonra döndürüp kâfir yaparlar. Allahın ayetleri size okunuyorken ve Onun peygamberi aranızdayken nasıl kâfir olabilirsiniz? Kim Allaha sımsıkı sarılırsa doğru yola iletilmiş olur." (Al-i İmran 100-101.)

Batı bugün bizden ne istiyor?

Gayet açık. Kendilerine uymamızı istiyorlar.

Nedir o uymamızı istedikleri?

Pozitivizm, materyalizm, sekülerizm, laiklik.

Yani?

Bu dünya hayatını din dışı yaşamamızı istiyor. 

Yani din yokmuş gibi, onu arkaya atarak, yok farz ederek yaşamamızı istiyor.

Yani kitabımızı, sünnetimizi, şeriatımızı reddederek, dinsiz, kitapsız, sünnetsiz, şeriatsız bir hayat yaşamamızı istiyor. 

Bu çok açık. Böyle demiyorlar elbette. Lafı dolaştırıp duruyorlar. Demokrasi diyorlar. Parlamento diyorlar. Halkın iradesi diyorlar. İnsanın özgürlüğü diyorlar. Evrensel hukuk diyorlar, liberalizm diyorlar. Diyorlar da diyorlar. Sonuç aynı kapıya çıkar. Hayatı dinsiz yaşamak. Keyfince, dilediğince. Biz ağızlarının domalışından bunu anlıyoruz elbette.

Bir Müslüman bunu kabul edebilir mi?

Batılıların bu çağrısına, bu tür bir Batılılaşmaya bir Müslüman nasıl olur da “evet” der? 

Diyemez.

Bir Müslüman bunu yapamaz. 

Yapmaz da. 

Çünkü bir Müslüman için hiçbir şey; imandan sonra küfre dönmek, Cennete girecekken cehenneme düşmek kadar korkunç olamaz. Bir Müslümandan bu beklenemez.  Ateşten bir çukura girip yanmak, imandan dönmekten daha sevimlidir hakiki bir Müslüman için. Bu, her çağda ve her mekandaki gerçek müslümanların en başta gelen özelliğidir. İşte Ashab-ı Uhdut ve Ashab-ı Kehf, işte Firavunun sihirbazları, işte ashab-ı kiram.  

Biz müslümanlar için ilim fışkırtan iki kaynak elimizdedir: Allahın kitabı ve Allahın Resulünün sünneti. Allahın kitabı da, Allah elçisinin sünneti de bizim aramızdadır. Bu, bizim için Allahtan gelen büyük bir nimet ve rahmettir. Bu kitap ve sünnette iman, ibadet, kanunlar, helaller ve haramlar, ahlak esasları ile beraber yaşama yol ve yöntemleri, devlet, toplum ve medeniyet umdeleri, ilkeleri, yasaları açıklanmıştır. 

Bunlar, bu büyük nimet ve lütuflar, rahmet ve bereketler bizim elimizde iken, bunları terk etmek ve inkarcıların eğri büğrü karanlık yollarına sapmak, korkunç bir nankörlüktür ve çirkin bir sapıklıktır. 

Bu nedenledir ki ayette geçen bu uyarıı, vicdanları derinden yakalayan ve sarsan bir uyarıdır. İçimizi alev alev yakan kavuran bir uyarıdır. Biz bu ikaza kulak vermek zorundayız. 
Olacak şey midir Allah aşkına!

Öyleyse soru şu?

“Osmanlılardan Cumhuriyete Büyük Kırılma” kitabımızda da sorduğumuz bu soruyu, yeri gelince burada da bir kere daha soralım istedik; Öyleyse  biz, Rabbimiz yasakladığı, haram kıldığı halde, neden kafirlere uyduk? Neden uyduk da dinden olduk?

Cevabı çok basit; biz uymadık. 

Ya bu vaziyet nedir?

Çok açık. Zorla, baskıyla, cebir ve şiddetle, tehdit ve ikrah altında, vura vura, zindanlarda işkence ede ede, idamlarla asa asa kabul ettirildi bu vaziyet. Yoksa millet ne hilafetin, ne şeriatın, ne İslam yazısının, ne kılık kıyafetin kaldırılmasına, medrese ve tekkelerin kapatılmasına razı değildir. Ama ne yapsın ki, redde gücü yetmedi.
Fakat şimdi bugüne gelirsek, korkunç bir şey daha oldu. Yani sistem, asırlık politikaları ile kendi zihniyetinde insanlar yetiştirdi. Yahudi ve Hıristiyanlara uymayı isteyenler varsa ancak onlardır. O kendini Müslüman sananlardır.

Siz kalbinize bir sorun; İslam varken küfre, yani batıya uymak ister misiniz?



Tüm Yazılar