Değişim ve Gelişim

Evet, insanın yaratılmasından, var edilmesinden asıl amaç, yeryüzüne kendisinin halifesi olarak gönderildiği Allah’ı bilmesi, sevmesi, sayması ve bunların nasıl olacağını anlatan dinini yaşaması ve yaymasıdır. Bir başka ifadeyle Allah Teâlâ’ya iman ve ibadet etmesi, onun emir, yasak ve tavsiyelerinden oluşan dinini, düzenini yaşaması ve yaşatmasıdır.


Biz buna “takva” diyoruz. Takva, yani korunma. Yani, Allah Teâlâ’ya iman ve ibadet ederek, emir ve yasaklarını, yani kanunlarını yaşayarak, iyi huylarla süslenip kötü huylardan uzaklaşarak ahlakını güzelleştirip hem bu dünyada, hem de öbür dünyada mutluluğu yakalaması ve bunlar olmasaydı kendisine gelecek olan eza, bela, cefa ve cezadan korunması, kurtulmasıdır. Sorumluluk bilincinin yaşama geçmesi yani.


Bütün bunları yaparken teferruatta başka amaçları da olabilir insanın. Mesela yaşamasına yardımcı olması için dünyayı imar etmesi gibi. Zaten, yeryüzünde bunları gerçekleştirecek kabiliyet ve eh1iyette yaratılan tek varlık da insandır.


Sonuç itibariyle bir “halife” olarak bireysel amacımız yukarda ifade edilen takvayı yakalayarak  “takvalı – müttaki” bir Müslüman olmakla beraber, toplum olarak da kendi yurdumuzda Allah’ın ezelî ve ebedî biricik dini olan İslam’ın hayata hakim kılınmasını sağlamaktır. Bu hilafet görevine, yeryüzünde fitne ve fesat çıkaran küfür ve şirki yok etmek, en azından İslam’ı diğer bütün batıl dinlere, ilke ve ideolojilere, nizam ve sistemlere üstün kılmak da dahildir. Bu da başka toplumlarla tanışıp bilişmeyi gerektirir. Olumlu veya olumsuz değişimler böyle başlar. Karşılıklı etkilenmeler, yaşam tarzında değişiklikler, hatta inançlarda etkilenmeler hep böyle oluşur gider.


Şu gerçeği bir kere daha vurgulayalım;  yukarıda insanın ilk yaratılışı hakkında bilgi verirken, insanların farklı kavim, kabile ve ırklardan yaratılış sebebinin “tearuf” amaçlı olduğunu görmüştük.( Hucurat  13.)      

    

“Tearuf”, yani insanların tanışma, bilişme, birbirinin ilim, sanat, marifet ve tekniklerinden faydalanma için.


Buradan da anlaşılıyor ki insan, başkaları ile olumlu veya olumsuz ilişki kurmaya, telkine, değerler paylaşımına, değişim ve dönüşüme açık bir varlıktır. Özellikle de galipler ve üstünler, mağlupları ve zayıfları etkilerler.


İnsanlar veya milletler, eğitim, seyahat, ticaret gibi çeşitli ihtiyaçları karşılamak veya savaşlar ve işgaller gibi çok değişik sebeplerle zaman içinde karşılaşırlar ve birbirlerinden karşılıklı etkilenirler. Bu çok tabii bir durumdur.


Allah Teâlâ’nın değişim ve  dönüşüme işaret ettiği bazı ayetler de vardır. İnsan tabiatını en iyi bilen onun yaratıcısı Allah Teâlâ buyuruyor ki: 

“Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah on­larda bulunanı değiştirmez.( Rad 11)


Bu ayet bize bireysel ve toplumsal değişimin yasasını anlatıyor. İnsanlar ve toplumlar içten veya dıştan, maddî veya manevî, dost veya düşman aracılığıyla, teklif veya tehditle, velhasıl şöyle ya da böyle, şu veya bu sebeplerle kendi kendilerini değiştirmedikçe, kendi içlerinde olanı değiştirip kendi kendilerini iyiliğe veya kötülüğe doğru götürmedikleri sürece Allah onları olumlu ya da olumsuz değiştirecek değildir.


Öyleyse eğer Rabbimizin bizi değiştirmesini, bizi iyiye, doğruya, Hakka yönlendirmesini istiyorsak, biz önce kendimizi değiştirmek, kendimiz iyiye, doğruya, faydalıya, hakka ve hidâyete yönlendirmek zorundayız. Kendimizi ıslah etmek zorundayız.


Demek ki bireysel veya toplumsal değişimin anahtarı bizim elimizdedir.

 

 

Tüm Yazılar