PKK İslam’ın neresinde?

Son yazımızda “Kürt sorununu” karşısında Müslümanların alması gereken tavrı yazmıştık.

Bize göre kime yapılırsa yapılsın, bir zulme seyirci kalmak yanlıştır, hele de zalimlere meyletmek, yani sevmek ve desteklemek cehennemde yanmaya sebeptir, bir müslümandan bu beklenmez.

Ama zalim kim, zulüm ne ve de kaç çeşit?

Buradaki yazılarımızı da şahit göstererek “İslam’dan başka bir din, bir sistem, bir yaşama biçimi, bir ideoloji asla tanımıyoruz” demiştik. Bize göre en büyük zulüm, şirk ve küfürdür.

Bu açıdan bakarsak, ülkede zulmün kaynağı, İslam dışı sosyal yapılanmadır. Yani sistemin bizzat kendisidir. Onun için “kendilerine zulüm yapıldığını söyleyen kardeşlerimize buradan bir çağrı yapmıştık:

“Ey sevgili Kürt kardeşlerim, sistem bu ülkede bu zulümleri yaparken Kürt, Türk, Arap, Acem diye ayırmıyor ki? İslam’ı isteyen, yaşamaya ve yaşatmaya çalışan herkese ayırım göstermeksizin zulmediyor.”

Evet, bu sistem bize hiç sormadan, hem de cebir ve şiddet kullanarak, bizim de sizin de dinimizi, dilimizi, alfabemizi, kültürümüzü, medeniyetimizi, folklorumuzu, hatta kılık kıyafetimizi aldı elimizden. İslam medeniyetine mensup biz Müslümanlara, Hıristiyan Batı’nın medeniyetini dayattı. Onun için diyoruz, “biz hepimiz birlikte mağduruz, mazlumuz, makhuruz” diye.

Bir Müslüman olarak Türk, Kürt, Arap, Acem vs. bütün kardeşlerimize çağrımız şudur: “Karşımızdaki esas tehlike dinsizliktir, İslam’sızlıktır. Sadece bizim de değil, bütün bir insanlığın çaresi ise İslam’dadır, Çare İslamlaşmadadır. Gelin bunun için el ele vererek birlikte çalışalım.”

Kaldı ki, bir Müslüman İslam’dan başka bir din, bir yaşama biçimi isteyemez. Bir müslüman İslam’ı alıp almamakta muhayyer değildir ki!

Peki, çare İslam ise, bu kanlı terör örgütü PKK, İslam’ın neresinde?

PKK sosyalist, Marksist, ırkçı, batıcı, laik, seküler… bir sistem öneriyor.

Öyleyse PKK nın önerdiği sistem ile yürürlükteki sistem arasında İslam açısından fark ne?

İslam olmadıktan sonra neyin kavgasını vereceğiz?

Dikkat ediniz, onlar İslam karşısında birleşiyorlar da. Çağrı yapmadılar mı sistemin sahiplerine örgüt sempatizanları: “Biz de sizin gibi laikiz, gelin dincilerle ortak savaşalım” diye?

Bu “ahlaksız teklif”ten daha büyük onursuzluk olur mu?

Siz durun, köklerinin nasıl bir olduğunu yakında göreceğiz. Belgeler yavaş yavaş su yüzüne çıkıyor. Ergenekon çok şeylerin perdesini kaldırıyor.

Hem İslam olmadıktan sonra zaten bunlar, “milletün vahide” değiller midir?

İslam’dan başka bir dava adına kalkar mı Müslüman?

Hele de kan döker mi? Kardeş kanı üstelik?

“Bir kelimeyle de olsa katile yardım eden, akan kana ortak olur” diyor Sevgili Peygamberimiz. Katil olmanın sorumluluğunu iyi düşünmek gerekir.

“Kürt sorunu” adına PKK ya maddî manevî destek veren Müslümanlara sormak lazım; Küfür adına kan dökmeye hangi âlimden fetva aldınız? Bilgisi olmadığı gibi Allah Teâlâ korkusu da olmayan piyasa soytarılarını âlim yerine koymuyorsunuzdur inşallah?

İnkârcı, din düşmanı, sosyalist, materyalist PKK ile beraber omuz omuza savaşmaya nasıl çağırır bir Müslüman bir Müslüman? “PKK ile TC ye karşı savaş verirken bizi desteklemiyorsunuz” diye bir Müslüman nasıl kızabilir bir Müslümana?

Dahası, İslam düşmanı PKK ile omuz omuza vererek batıl bir sistem için savaşan birisine nasıl “Müslüman” denilebilir?

İslam adına çıkıp kâfirlerle, zalimlerle savaşmayı tartışabiliriz. Bunun için gereken zaman, zemin, güç ve imkân gibi şartları İslam Hukuku açısından tartışabiliriz. Fıkıh ilmi bunlardan bahseder elbette. Biz de bu meseleleri “İslam’da Devlet ve Siyaset” ile “İlim ve İktidar” kitaplarımızda enine boyuna inceledik hamdolsun. Bu konudaki farklı görüşleri delilleriyle birlikte yazdık.

Fakat kâfirlerle birlikte küfrün hâkimiyeti adına savaşmayı bildiğimiz kadarıyla kimse caiz görmemiştir. Bizi İslam hukukunu anlamamak veya bilmemekle itham edenler, bunu delillendirmeli değil midirler?

“Şimdi PKK ile haklarımızı savaşarak alalım, sonra da onunla savaşır, İslam’a ulaşırız” diyor bazıları.

Siz giderken biz geliyorduk, lütfen bizden ders ve ibret alınız. Biz bu filmi gördük sevgili kardeşlerim.

Müslüman bir delikten iki kere sokulmaz.

Akıllı adam, başkalarının musibetinden kendine ders çıkararak faydalanan insandır.

Kaldı ki biz düşerken adamlarımızı bilmiyorduk. Ama siz bilerek düşüyorsunuz. Atalar, “kendi düşen ağlamaz” demiş, ama biz kendi düşen kardeşlerimize de ağlıyoruz. Çünkü bunun acısını biliyoruz.

Dikkat ediniz, hak davaya varmanın da bir metodu vardır. “Vusülsüzlük, usulsüzlüktendir” denilmiştir. Batıl metotlarla hak davaya varılamaz. Biz Makyevelist değiliz; “Hedefe varmak için her yol mubahtır” diyemeyiz.

Gelin, hep beraber “İslam” diyelim. Sadece “İslam.”

Bir zamanlar PKK sempatizanı hoca kılıklı bir serseri ile tartışırken aynen böyle dedim de, bana ne cevap verdi biliyor musunuz? “İslam diye yola çıkarsak, Batılı kafirler bize destek vermezler.”

Bu cevapta ne var?

Ne olduğunu siz söyleyin, ama Allah’ı tanıma ve hesaba katma yok, O’nun rızası yok, O’na tevekkül ve itimat yok, İslam kaygısı yok, imanın kıpırtısı bile yok…

Yuh olsun böylesi hoca kılıklı sersem şarlatanlara!

Sözün özü sevgili kardeşlerim, Allah Teâlâ katında İslam’dan başka geçerli bir din, “sırat-ı müstakim”den başka doğru bir yol yoktur. Bizim de ondan başka davamız olamaz. Değilse din biter, iman gider.

Öyleyse dinimizi dünyamıza değiştiremeyiz, bir iktidar uğruna imanımızı satamayız. İki dünya saadetimizin sebebi olan imanımız o kadar da ucuz değil…

Bu konuda bir eksiğimiz varsa, tamam, onu da beraberce tamamlayalım.

Son olarak şu hadis-i şerifi hiç unutmayalım: “Sizler mümin olmadıkça cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de mümin olamazsınız.”

Kardeş olabilmek ve sevebilmek için iman yeter. Ne ırk, ne renk, ne dil, ne coğrafya, ne kılık kıyafet, ne servet, ne mal ve makam şart değildir.

Önem vereceğimiz önceliğimiz imandır, sadece iman. Gerisini o halleder zaten.

O bizim en büyük servetimiz, nimetimiz, saadetimiz ve varlık sebebimizdir.

Tüm Yazılar