Herkes Uyusa da Asker Uyuyamazdı

Bu ülkede “Batılılaşma”, yani “yabancılaşmanın” temsilcisi sayılan jakoben ordu, üst düzey bürokratlar, akademisyenler ve aydınlar, evet, bunların çoğu halkı hep hor gördüler.


Ama neylersin ki demokrasi adına zaman zaman halka güzellemeler yapmak zorunda kalıyorlardı. Hâlbuki içlerinde hep bir “jakoben/ keskin devrimci” duygu saklı idi. Bu yüzden halka hep kendi ilkelerini, düşüncelerini, hayat tarzlarını dikte ettirmeye alışmışlardı. Onların ne istediği umurlarında değildi.


Darbe gecesi millet can aldı, can verdi. Ne fedakârlıklarla darbe püskürtüldü. Eğer bu aziz halkın o değerli direnişi olmasaydı, sabah uyandığımızda inanıyorum ki darbe “emir komuta zinciri içinde” diyerek ilan edilecekti. Çünkü birçok yetkili, darbenin başarısını sessizce izliyordu. Sabaha tavrını duruma göre ayarlayacaktı…


Bunu en iyi bilen eski emekli generaller ve halksız Halk Partisiydi. Onlar da o gece sessizce beklediler. Ama ne zamanki darbe halkın lehine döndü, demeçler peş peşe gelmeye başladı içten ve dıştan. Bunda Devlet Bahçeli biricik müstesna kaldı ve devlet adamlığı mührünü bir kere daha bastı tarihin şerefli sayfalarına…


Ama diğerleri bununla da kalmadılar ve her gece ekrandan şunu söylediler durmadan: “Kışla önünden araç gereçleri çekiniz artık. Bu asker için büyük ayıptır. Bu asker bizim askerimiz be biz ona çok muhtacız.”


Evet, asker bizim askerimizdir ve artık bizim olmanın gereğini yapmalı, halkını hor görmemelidir. Onun istek ve iradesine kesinlikle uymalı, bir daha darbeyi aklından bile geçirmemelidir.

Onlara cevabımız şu idi: “Bu ülkenin başı ve başkomutanı, hala gece nöbetine devam dedikçe, demek ki daha tehlike vardı ve gereği yapılmalıydı.”


Bunun ne kadar haklı olduğu gün geçtikçe ortaya çıkıyor. İşte onlardan birisi de, Antalya Valisi ​Münir Karaloğlunun 15 Temmuz gecesi ​kurduğu kriz masasında askerlerle arasında yaşanan ilginç diyalogudur. Sabah gazetesi yazarı Yavuz Donat, o gecede Antalyada darbeye karşı direnişi köşesine taşımış.  Çok ilginç. Okuyalım.


“15 Temmuz 2016 gecesi Ankarada, İstanbulda jetler alçaktan uçmaya, tanklar sokağa çıkmaya başlayınca Vali Münir Karaloğlu, gece yarısı, "Kriz masasını" kurmuş.


"Askerleri" çağırmış. Garnizon Komutanı, Jandarma Komutanı, Tugaydan bir komutan "1 General, 2 albay." Ve sormuş:


- Bu olaydan... Darbe girişiminden haberiniz var mıydı?


- Hayır Vali Bey.


- Destekliyor musunuz?


Askerler... Önce birbirlerine bakmışlar... Sonra cılız bir sesle yanıt vermişler:


- Desteklemiyoruz Vali Bey.


- Öyleyse Şimdi Anadolu Ajansı Bölge Müdürünü çağıracağım. Kamera ekibiyle gelecek. Sağıma soluma oturacaksınız. Darbe girişimini lanetleyeceksiniz.


Devletin yanında olduğunuzu söyleyeceksiniz.


Albaylar... "Hayır... Yapamayız" demişler.


General de onlara destek vermiş.


Bu sırada Albaylardan biri "Ankara ile konuşmuş." Ankarada konuştuğu kişi de "TVye çıkmamalarını" istemiş.


Vali: - Neden çekiniyorsunuz?.. Madem isyanın içinde değilsiniz, neden bunu kameraların önünde bütün millete söylemiyorsunuz?


- Emir komuta zinciri... Emir böyle.


- Ne emiri?.. Ne komutası?.. Emir komuta zinciri mi kaldı?. Alçaklar Meclise bomba atıyorlar, siz bana emir komuta zincirinden söz ediyorsunuz?. Şu andan itibaren Antalyada emir de bende, komuta da. TVye çıkıyor musunuz, çıkmıyor musunuz?


- Efendim... Yapamayız... Konuşamayız.


- Öyleyse... Sonucuna katlanacaksınız... Sayın Genelkurmay Başkanına ulaşılana kadar, burada kalacaksınız.


Sonuç... General ile 2 albay şu anda içerideler... Tutuklular.” ((http://www.habervaktim.com/haber/481073/karaloglu-ve-askerler-arasindaki-ilginc-diyalog.html)

Başka sebepleri de varmış bunun. FETÖ her yeri kendine göre ayarlamış. Kışlaları, hatta hudutları bile. Diğer terör örgütleri ile işbirliği halinde çalışmışlar. İyi ki halk kapıları tutmuş da daha büyük tahribatlarını önlemiş yani.


İlker Başbuğ dâhil emekli generaller bunu kınayacaklarına, otursunlar da kendilerini kınasınlar, “biz ayakta uyumuşuz yahu! Teröristlere orduyu nasıl teslim etmişiz?” diye…


Şimdi diyecekler ki, “herkes uyumuş”.


Olabilir.


Ama siz hep ne derdiniz? “Biz varız diye siz rahat uyuyorsunuz”.


Evet, biz de size güvenerek rahat uyuyoruz. Fakat size ne oluyor? Siz uyuyamazsınız.


Bir de şu var; başkasının uyuması, sizin nöbette uyuma gibi ihanete varacak kadar büyük olan suçunuza mazeret olamaz!

 

 

Tüm Yazılar