Kibir Tevazu Ve Eleştiride Ayar
Dünyanın bütün azgın zalimleri, despot ve diktatörleri, toplayıp biriktirdikleri servetlerinin ve emri altına aldıkları adamlarının çokluğundan cesaret alır; bu iki gücün verdiği cüretle hem İslam gerçeğini kabul etmeyi kendilerine yediremez, hem de inanan insanları küçük görürler. Çünkü onlar, kibir ve azamet duygusunun esiri olmuşlardır. Bu yüzden yoksul ve kimsesiz olan inançlı ve dürüst insanların Allah katında değer kazanacaklarına inanmazlar.

Oysa azıcık empati yapabilseler, azıcık kendilerini ve yaptıklarını sorgulayabilseler, ne kadar kötü olduklarını anlayabilirler.


Allah Teâlâ’nın servet ve güce ihtiyacı olmadığını biliyoruz. Bu yüzden bu zalimlerin Allah Teâlâ’ya bir etkisi olamaz. Onun yanında ancak iman, taat ve ahlak fayda verir.


Bu dünyada bunları kibirlenerek inkar edenler, tekrar dünyaya dönerek telafi etmek isterler, ama mümkün değil. İmtihan bir keredir.


Bu hepimize yeter bir ders değil midir?


*  *  *


Kibir ve kendini beğenmişliğin zıddı tevazu ve mahviyettir. Ahlakın zirvesi, olgunluğun tacıdır bu huylar. İnsanı her türlü ayıp ve rezaletten, düşük durumlardan korur, sürekli kemale doğru yürütür.


Acaba bu duygular eleştiri ve nasihate mani midirler?


Gelin biraz durup düşünelim.


Bir sözün veya yazının olumlu veya olumsuz yanlarını düşünmeye ve düşündüklerimizi söz veya yazıyla ifadeye başlarken, şu duyguları gözümüzün önüne koymak lazım: Tevazu, takdir ve teşekkür. Bir de sahibini önümüzde bilmek lazım. Böylece gördüğümüzde, yüz yüze geldiğimizde utanmayacağımız nazik ve kibar bir dil ve üslup sahibi oluruz.


Bir yazıyı, bir fikri eleştirmeden önce, az da olsa bir faydası varsa, önce yazarın emeğine takdir, bizi faydalandırma çabasına teşekkür etmeliyiz.


Sonra bir eksik veya yanlış varsa, “acaba” diye bir kere daha düşünmeli, “belki bizim göremediğimiz, düşünemediğimiz bir tarafı var mıdır?” diye değişik açılardan bakarak değerlendirmeli, hatta kendimizi yazarın yerine koyarak "empati" yapmalıyız.


Bütün bunlardan sonra eleştirmek gerçekten de gerekiyorsa, yani söz veya yazıdaki yanlış, hata, kusur, eksiklik gibi olumsuzlukları müsamaha, hoşgörü sınırını aşmışsa, düzeltilmesi mutlaka gerekiyorsa, işte o zaman mütevazı ve ciddi bir üslup ile nazik ve kibarca kendi düşüncelerimizi ifade etmeliyiz.


Nezaket, tevazu, tatlı dil gönül kazandırır. Kabalık, küstahlık, gurur, kibir, alay, aşağılama, yersiz sertlik ise var olan sevgiyi de alır götürür. En azından zedeler. Eleştirenler bunu bilincinde olarak neyi amaçladıklarını iyi tespit etmelidirler. Eğer eleştiri gerçekten gerekse ve kaybettirdiğine değecekse, kaçınmamalı, sorumluluk adına gereken yapılmalıdır. Hatır gönül hakikatleri boğmamalıdır. Zira "hakkın hatırı her hatırdan âlîdir.”


Aman dikkat, kaş yapayım derken cascavlak edip çirkinleştirmeyelim.


Tüm Yazılar