Sünneti İnkar İslam İle Savaştır

Son zamanlarda bazı insanlar çıkmış ve şöyle söylüyorlar:

"Tamam, Peygamber var. Yaşamış ve de konuşmuş. Öyleyse hadisler de var. Ama bu dini bilmede delil olmaz. Din sadece Kurandan alınır. Peygamberin dini emir verme yetkisi yoktur"

Bir tv.de tartışırken bunu söyleyen bir profesör, bir konuda haklılığını savunurken bir hadis okuyunca başladım gülmeye. Fakat ne gariptir ki orada tartışanlardan hiç birisi de, “hop dedik. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu. Hani hadis delil olmazdı? Demediler.

Üzüldüm. Demek çok bilmek başka, davasını iyi savunmak, tartışmada hasmını kendi sözüyle vurarak işini bitirmek başkaymış.

Bunu bir zaman birisi yapmıştı Yaşar Nuri’ye. Adını hatırlayamıyorum şimdi. O Buhari Müslim dememiş, dere tepe düz giderek hepsini yalan yanlış ve uydurmalarla itham ederek güvenilir bulmamış, hadisi delil olmaktan çıkarmıştı. Derken bir ara kendi görüşüne İbn Sa’d’ın “Tabakât”ından delil getirdi. O zaman karşısındaki tokmağı başına indirdi:

“Be birader, Buhari ve Müslim gibi sahih hadis kitaplarını güvenilir bulmayıp delil olarak alma, ama o güvenmediğin ravilerin hayatını anlatan tarih kitabından delil getir, oldu mu şimdi? Bu nasıl bir bilimsel metot? Kendi sözünü desteklerken ne bulursan al, sonra bizim fikrimizi destekleyince en sağlam rivayet kitabını dahi at. Bu mudur sizin ilim adamlığınız?”

“Oh be!” demiştim o zaman. Zaten onun Abant toplantılarının birisinde dediği “hadis dediğin de nedir? Elli bin bedevî sözü” hakareti paslı bir hançer gibi bağrımda saplı kalmıştı. Onun acısı orada rezil olurken azıcık dinmişti.

Her neyse, yaşadığımız günler ister istemez dış düşmanları ve içimize uzanan ellerini tekrar gündeme getirdi ve bizi bir kat daha ihtiyatlı olmaya mecbur etti. Fethullah Gülen gibi bütün büyük alimlerimizin ana caddesinden gitmiş, usulde muhafazakar,  ilim kaynaklarımızı eksiksiz kabul etmiş, hatta tasavvuftan bile hayli haberdar olmuş, “Peygamberimiz” deyince gözleri yaşaran birisinin bile nasıl bir proje adam olarak ihanetini gördükten sonra korkmaya başladık. Artık kimin nasıl bir proje olduğunu bilmiyoruz.

Şimdi birileri kalkar da, İslam’ın ikinci aslî delili, ilim fışkıran kaynağı olan sünneti ve hadisi inkar ederlerse, bunu olur olmaz yerde dillendirirlerse, iddialarını da hiç gerekmezken kavga üslubuyla yapar, her sohbeti provoke ederlerse, bunları yaparken de bir sürü dünyalık nimeti kullanırlarsa, biz onlara “proje adamlar” diye bakmayacağız öyle mi? Sonra da yeni bir tuzağa cukkada düşünce aklımız başımıza gelecek de oturup ağlayacağız, öyle mi? O zaman nerede kaldı Peygamberimiz Efendimizin (sav) “Mü’min zarar gördüğü delikten iki kere sokulmaz” (Buhârî, Edeb, 83; Müslim, Zühd, 63.) hadisi?

Hadis-i şeriften öğrendiğimiz şudur: Akıllı ve olgun bir mümin, dîn ve dünyâ işlerinde sakınılacak şeylerden sakınır, ihtiyâtlı, tedbirli ve uyanık hareket eder, bir defa aldatılsa bile gaflete düşüp ikinci defa aynı hataya düşmez.

Hadîsin meşhur bir söyleninş sebebi vardır: Resûlüllah (sav) Bedir harbinde Ebû İzze namındaki şâiri esir almış ve kendisine iyilik yaparak serbest bırakmış. Müslümanlar aleyhine kimseyi kışkırtmayacağına ve kendisini hicvetmeyeceğine dair ondan söz almıştı. Fakat Ebû Izze kavminin yanına varınca sözünde durmamış, kışkırtma ve hicivlerine tekrar başlamıştır. Daha sonra Uhud harbinde yine Müslümanların eline esir düşerek tekrar serbest bırakılmasını istemiş, Resûlüllah (a.s.v.) da: “Mümin, bir delikten iki defa ısırılmaz” buyurmuştur.

Şimdi biz sevgili Peygamberimizin bu hadisi varken, o mübarek insanı dini açıklama ve öğretmede devre dışı bırakan, bize bin bir ilmî imbikten seçilip süzülerek gelen muhteşem hadislerini atmamızı söyleyen bu türedi, bu köksüz insanlara elimizi bir daha mı ısıttıracağız?

Evet, bu hadis önümüzde dururken, bu zamana kadar gelen bütün alimleri “din uydurmakla” suçlayan, Kur’an’ı bu zamana kadar sahabe dahil kimse anlamamış da şimdi sadece kendileri anlıyormuş sanan insanlara mı inanacağız?

Evet, ne Ebu Hanife, Ne Şafiî, ne Malik, ne de Ahmet b. Hanbel’in kabul etmediği, zaten bunların da onların mezhebini tanımadığı bu köksüzlere, bu sahih de olsa rivayet kabul etmez hadissizlere, sünnetsizlere nasıl güvenip de itimat edeceğiz?  

Bütün İslam dünyasının bu zamana kadar bilmediği ilimleri acaba bunlara kim öğretti?

Bunun tek bir cevabı var: İslam dünyası değilse, küfür dünyasından öğrendiler!

Yapmayın be kardeşim!

Düşmeyin bu kadar bir deni dünya muhabbeti için!

Yazıktır be kardeşim, acıyın kendinize!

Vallahi bir mü’min olarak bunları yazmaktan hicap duyuyorum. Kendinize nasıl kıyıyorsunuz böyle? Yahu sünnet giderse siz çırılçıplak kalırsınız orta yerde.

Biz artık dini içinden yıkmakla uğraşanlara ister istemez “proje adam” demek zorundayız. İspatı da sünnetin, hadisin dinde delil sayılmaması iddialarıdır.

Sünneti yıkın da sıra Kur’an’a gelsin öyle mi?

Utanın! Uyanın! Kendinize gelin? Ne büyüledi sizi böyle kardeşim?

Artık dinimizi içten yıkmakla görevli olduklarına inandığımız bu insanlara değil ama genel anlamda okuyucularımıza sünnetin bir teşri kaynağı olduğunu gösteren bazı hadisleri sunalım. Onlar kabul etmese de, aldatmak istedikleri Müslüman kardeşlerimize faydalı olur inşallah:

1- "Bana Kur’an ve onunla beraber onun gibisi (Sünnet)  verildi. Yakında karnı tok, koltuğuna yaslanmış birisi, "Size bu Kur’an yeter, onda neyi helal bulursanız, onu helal kabul ediniz, onda neyi haram bulursanız, onu da haram biliniz”diyecek. Şunu biliniz ki, Allah Rasulünün haram kıldığı da, Allahın haram kıldığı gibidir. (Mişkat, Ebu Davut)

2- Nebi (s. a. v. ) , Muaz b. Cebele “Sana bir dava getirildiğinde ne ile hükmedeceksin ya Muaz”diye sordu. Muaz b. Cebel “Allahın kitabı ile hükmederim “diye cevap verdi. Peygamber “onda bulamazsan ne ile hükmedeceksin” diye sordu. Muaz "Peygamberin Sünneti ile hükmederim” cevabını verdi. Konuşma sonunda Hz. Peygamber, Muazın bu şekilde cevap vermesine çok sevindi ve Allaha hamdü senada bulundu (Ebu Davut) .

3-"Size kendilerine sarıldığınızda, hiç sapıtmayacağınız iki şey bırakıyorum: Allah’ın kitabı ve Peygamberin Sünneti. " (Muvatta) . 

Bu hadisler, Sünnetin bir teşri kaynağı olduğunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu insanlar, Kur’an-ı Kerimi bize taşıyan ashaba ve tabiine inanıyor, ama onlar hadisi taşıyınca onlara inanmıyorlar.

Bundan ne anlaşılır?

Eğer hadisi inkarda başarılı olurlarsa, sıra aynı insanlarla taşınan Kur’an-ı Kerim’e gelecektir. Böylece İslam dininin iki ana kaynağı devre dışı bırakılacaktır. Sonra da “bu din de muharreftir. Değiştirilmiştir” deyip çıkacaklardır. Türkçede bir deyim vardır, “ağzının domalışından Ömer diyeceğin anlaşıldı” denir. Aynen öyle.

Kurandan yana korkumuz yoktur. Onu indiren korumaya almıştır. Sadece tehlikeye işaret etmekle gafilleri ikaz etmek istedik. Müslümanlar dost ve düşmanın neler yapmak istediklerini bilerek pozisyon alsınlar istiyoruz.

Ne dersiniz, herkesi cehalet ve sapkınlıkla itham ednlerin ağızlarının domalışından bu hain tuzakları anlaşılmıyor mu?

Allah uyandırsın.

 

 

Tüm Yazılar