İki Taraf

Bir konu üstündeydik. Araya Altemur Kılıç gibi girdi. Ölüp giderken bile konumuzu bölerek kafamızı meşgul etti.

Her neyse, ne demiştik?

“Buna göre gelmiş geçmiş tüm nesilleriyle tarih içinde bütün bir insanlık iki sınıfa ayrılır. Birincisi, Kur’an-ı Kerîm’in ifadesiyle “Hizbullah”, yani “Allahın taraftarları” olan müminlerdir. İkincisi ise “Hizbuşşeytan”dır.” Yani “şeytanın taraftarları”. Bunun bir üçüncüsü yoktur.

“Hizbuşşeytan” olanlar, bütün kafir, müşrik, ehli kitap olan Yahudi ve Hristiyanlar, batıl dinlere mensup olanlar veya deist, ateist, dinsiz, laik olan Allah karşıtlarıdır. Bunların çoğunun “Allah karşıtlığı” ifadesine razı olmayacaklarını biliyoruz. Kendilerini bir tanrıya iman eden müminlerden sanıyorlar. Öyle sanmakla öyle sayılmayacaklarını bilemiyorlar. İşin püf noktası da zaten bu değil midir? Evet, onların da bilmediği de işte bu hakikattir. Bu yüzden bu küfre “cahiliyye” diyoruz ya.

Bu ikili sınıflandırma her türlü zaman ve mekân sınırlandırmasının dışında insanlığın tüm kuşaklarını içine alan genel bir durumdur. Buna göre müminlerin her bir kuşağı yüzyıllar boyunca uzanan bu silsilenin bir halkasıdır.

Bu, İslâmın dayandığı temel ilkeyi oluşturan ve Kuran’da ifadesini bulan büyük, üstün ve yüce bir gerçektir. Bu gerçek insanlar arasındaki ilişkiyi sadece kan, soy, ırk, vatan veya ticarete bağlı kalmanın düzeyinden daha yukarılara çıkarır. İnsanlar arasındaki ilişkiyi tek bir inanç sistemine bağlılık şeklinde somutlaştırarak yüce Allaha ulaştırır. Bu inanç sisteminde bütün ırklar ve renkler kaynaşır gider, kavim ve ülke farklılıkları ortadan kalkar. Zaman ve mekân değişikliği, kardeşlik noktasında hiçbir anlam ifade etmez. Orada her şeyi boyunduruğu altına alan yüce yaratıcının kopmaz ipinden başka hiçbir şey kalmaz.

Ancak onlarla yüz yüze konuşurken, incitmeden ve nefret ettirmeden bu gerçekleri ifade eden bir dil kullanmayı da unutmamalıyız bu arada. Bu da davet ve tebliğde önemli bir ilkedir. Nitekim Kur’an-ı Kerîm de buna dikkat çeker:

“Yahudilerin ve Hıristiyanların zalim olanları dışında kalanları ile tartışırken olabildiğince gönül alıcı ve etkili bir dil kullanınız. Onlara deyiniz ki, "Bizler hem bize ve hem de size indirilen kitaplara inanıyoruz. Bizim de sizin de ilahınız birdir, biz O tek ilaha teslim olmuşuz."(Ankebut 46.)

Bu da bizim temiz kalbimiz ve iyi niyetimizdir. Olaya çıkar açısından bakmadığımızın açık bir ifadesi aynı zamanda.

Buradan başka bir hakikat daha çıkar. Ama onu gelecek yazıya bırakalım isterseniz.

 

Tüm Yazılar