Kadınlar Nezâket ve Denge

İyi bir toplum, salih insanlardan oluşur. Fertler tek tek salih olmalı, en azından toplumda çoğunluğu sağlayarak teşkilatlı olmalı ki, gücü elinde tutmalı kitoplum da salih olsun, düzgün olsun, adaletli ve dengeli olsun. Toplumu mahveden haramlardan, günahlardan, bozgunculuklardan, kava ve terörden, her tüzlü haksızlıklardan ve yanlışlardan kurtulmuş olsun.

 

 

 

Böyle bir toplumun gerçek mimarıdır sâliha bir kadın. Çünkü o saliha, yani iyi yetişmiş, bilgili, görgülü, edepli kadınlar, alimler, mücahitler, kahraman cengâverler yetiştiren, semâvî bir kucak, muhteşem bir ocaktır. Bizleri bir müddet karnında, sonra kollarında, ölünceye kadar da kalplerinde taşıyan annelere sevgi ve saygı husûsunda onlara denk olacak başka bir varlık yaratılmamıştır.

 

 

 

Şair “iki büyük nimetim var / Biri ana biri yârim” derken, iki saliha kadına dikkat çekmektedir.

 

 

 

Kendisini âilesine hasr ve hîbe eden vefâkâr bir kadın; engin bir sevgiye, derin bir saygıya, ömürlük bir teşekküre lâyıktır. Cenâb-ı Hak, cümlemize göz nûru olacak sâlih ve sâliha evlatlar yetiştirebilmeyi ihsan buyursun!

 

 

 

Cenâb-ı Hak onları şöyle diyerek erkeklere emanet etmiştir: “…Kadınlarla iyi geçinin, onlara güzel muâmele edin!..” (Nisâ, 19)

 

 

 

Rasûlullah (sav) da şöyle buyurdular: “Kadınları dövmeyiniz!.. Kadınlarını döven kimseler, sizin hayırlınız değildir.” (Ebû Dâvûd, Nikâh, 42; İbn-i Mâce, Nikâh, 51)

 

 

 

Bilhassa günümüzde kadınlara yönelik gerçekleştirilen hak ihlâlleri ve şiddetin sebebi, asla İslâmʼın hükümleri değildir.  Bilâkis Peygamber Efendimiz’in nezih hayatı, -değil kadına- bütün mahlûkâta karşı yapılan haksızlık ve terörlerle mücâdele içinde geçmiştir. Günümüzde ise zayıflara uygulanan şiddet, İslâm ahlâkını rûhen hazmetmemiş zorbaların vicdan yoksulluğudur. Allâh Teala’ın yüksek hususiyetlerle donatıp eşlerine emânet ettiği kadının şahs-ı mânevîsine karşı gösterilen bu zulümler; gönüllerdeki Allah korkusunun, îman muhabbetinin ve ahlâkî meziyetlerin zaafa uğramasının açık bir göstergesidir.

 

 

 

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz’in kadınlara dâir tutumunda, şiddet ve baskı ihtivâ eden ne bir söz vardır, ne de buna işaret eden bir uygulama mevcuttur. Bilâkis Hazret-i Peygamber (sav)’in kadınla alâkalı bütün söz ve uygulamalarında tam bir nezâket, zarâfet, incelik, müsâmaha, fedâkârlık, vefâ ve kadirşinaslık tavrı hâkimdir. Nitekim şu hâdise, bunun bâriz bir misâlidir:

 

 

 

Vaktiyle Hz. Ömer (ra) bir gün, Allah Rasûlü (sav)’in yanına girebilmek için izin ister. O esnâda Hazret-i Peygamber’in yanında, kendisine çeşitli sorular soran Kureyşli kadınlar vardır ve sesleri nezâket sınırının biraz ötesine geçerek Allah Rasûlü’nün sesini bastırmaktadır.

 

 

 

Oradaki hanımlar, Hz. Ömer’in içeri girmek için izin istediğini duyunca hemen toparlanırlar. Hz. Ömer (ra) Peygamber Efendimizʼin izniyle içeri girdiğinde, Oʼnun gülümsediğini görür ve hayretle sebebini sorar. Efendimiz de:

 

 

 

“–Yanımdaki bu kadınların, senin sesini duyunca hemen toparlanmalarına hayret ettim.” der. Bunun üzerine Hz. Ömer:

 

 

 

“–Ey Allâh’ın Rasûlü! Sen edep ve hürmet gösterilmeye daha lâyıksın!” der ve kadınlara dönerek:

 

 

 

“–Ey kendilerine yazık edenler! Benden çekiniyorsunuz da Allah Rasûlüʼnden neden çekinmiyorsunuz?!” diyerek onları azarlar. Bunun üzerine o kadınlar:

 

 

 

“–Sen çok sert ve katısın (bundan dolayı senden korkarız).” derler.

 

 

 

Allah Rasûlü (sav) aralarına girerek:

 

 

 

- “Ey Ömer, tamam! Allâh’a yemin olsun ki, (bu kadar sertlik ve azametin) karşısında şeytan seninle karşılaşsa, mutlaka yolunu değiştirir, başka bir yola sapar!” buyurur. (Buhârî, Edeb, 68)

 

 

 

Bu misâl bile, -bırakınız kadına karşı şiddeti-, Hazret-i Peygamber’in herkese karşı sergilediği yumuşak ve hoşgörülü tavrın, kadınlar karşısında ne kadar müstesnâ bir nezâket ve inceliğe dönüştüğünün apaçık bir göstergesidir. (Osman Nûri Topbaş, Şebnem Dergisi, Ocak-2012)

 

 

 

Buna rağmen hadisten anladığımız Hz. Ömer’in bütün bütün reddedilmediği, yerine göre sertliğin şeytanı bile yanlış yapmak, insanı ayartmaktan koruduğu ifade edilmektedir. Önemli olan bunun ayarının iyi tespit edilerek kime ne kadar olacağıdır. Ancak kadınların erkeklere göre daha fazla sevgi, şefkat ve merhameti hak ettiklerini açıkça ifade edilir.

 

 

 

Öyleyse orta yolu bulmalı, yaratılmışlara karşı şefkat ve merhametli davranmalı, nazik ve kibar olmalı, ama bunun dozunu iyi ayarlamalıdır. Yoksa usul ve edebi ter ettirecek, şımartıp tepene sıçratacak kadar aşırı yumuşaklık, tıpkı yumuşak tükürüğün sakala bulaşması gibi, özündeki hikmetin yok olmasına sebep olacaktır.

 

 

 

İslam da, onun ahlakı da bir denge üstüne kurulmuştur. Aşırı uçlardan uzaklaşarak her işte orta yolu bulmaya gayret etmeli, dengeden, yani adaletten ayrılmamalıyız.

Tüm Yazılar