Yasama (TBMM) Hukuk Yaparken İslam’a da Bakmalı 13

Ne demiştik?

“Asıl ayıp olan, kendi dinimizi, hukukumuzu, zihin ve şahsiyet dünyamızı bilmeden, kâfirlerin değer yargılarıyla kendimizi aşağılamak ve inkâr etmektir. İşte yabancılaşma, bozulma, yozlaşma, çürüme budur ve derhal tedbir alınmalıdır.”

Batılılaşmanın bizi getirip attığı kör kuyu işte budur! Çıkacak merdiven de gözükmüyor maalesef.

Yıllardır Münir Nurettin Selçuk gibi “Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın” diye haykırıp duruyoruz, ama sesimiz kimin kulaklarında ne yankı yapıyor, ne kadar anlaşılıyor bilemiyoruz.

Bir de bu kahredici terör olaylarından sonra bazıları saf saf soruyorlar, “bu ülkede bu kadar hain, bu kadar kâfir, bu kadar kendine düşman insan nereden ve nasıl çıktı?” diye. Gör işte sevgili kardeşim, gör artık nereden nasıl çıktığını! 

Hukuk metodolojisi der ki, “bir milletin kanunları yapılırken, o milletin dinine, örf ve adetlerine, gelenek ve göreneklerine, görgü kurallarına, yaşama biçimlerine uygun veya uyumlu olarak yapılmalıdır. Yoksa ölü doğar, uygulanması, dolayısıyla da yaşaması mümkün değildir.”

Öyleyse Avrupa’dan kanun tercüme ederek üstüne “Türk” damgası vurmakla o kanun “Türk Kanunu” olmaz ve bu millete düzen değil sorun getirir. Bakınız bu evlenme ve boşanma meselelerinde, hatta topyekûn kanunlarda din ile hukuk az da olsa çatışıyor. Kanun yaparken bu konuya dikkat edilse ve çatışmalar giderilse daha iyi olmaz mı?

Bu konuları bir avukat arkadaşımla konuştum. Yanlış bilgi vermekten kaçınmak için araştırdım. Öğrendiğim kadarıyla rızaya dayalı serbest cinsellik için yaş sınırı on beş imiş. Bu yaştan sonra rıza ile yapılan ilişkiler kanun açısından suç değilmiş. Laik kanun zaten din ve ahlak tanımaz. Ona göre zina ayıp da değil. Evlilik için yasal yaş on yedi olabiliyor. Hâkim kararı ile evliliğe izin verilebilmesi için yaş sınırı en az on altı olmalıdır.

Neticeye bakar mısınız: On beş yaşında yaşanan cinsellik, yani zina “serbest” ve “özgürlük” oluyor, “evlilik” ise “çocuk istismarı” oluyor.  Hukukçular da buna göz yumuyor. Nerede adalet ve eşitlik? Bırakın bunları, neredesin ey akıl ve mantık?

Sonuçta iki şaşırtıcı, bir de korkunç durumla karşılaştım. Birincisi, şikâyet olmadıkça cinsel ilişkiye karışan yok. İkincisi, bu durumda şikâyet olursa erkeği cezalandıran kanun, kadın da aynı suçtan aynı zevki aldığı halde onu hiç cezalandırmıyor. Buna da hiçbir kadının itirazı yok. Neredesiniz adalet arayan bayan hukukçular?

Neydi korktuğum mu?

Eğer bir kadın sizi “bana cinsel istismarda, tacizde bulundu” diyerek şikâyet etse, hiç şahit gerekmeden sizi doğrudan büyük bir ceza ile hapishaneye tıkıyorlar. Çünkü Yargıtay, “bu durumda hiçbir namuslu kadın, durup dururken bir erkeğe bu suçu atmaz” diye içtihat kararı vermiş.

İyi ama ya kadın namuslu değilse ve yalan söylüyorsa? Onun namussuz olduğunu sen nasıl ispat edeceksin? Bu iş sana mı düşmeli?

Şahsen ben korkmaya başladım. Her an kendimizi bir hasetçinin iftirasıyla içeride bulabiliriz Allah korusun! Hatta bu korkumu hukukçu kardeşlerimin bulunduğu bir mecliste açtım. Dediler ki, “Böyle bir tehlikenin ve endişenin biz de farkındayız. O yüzden savcılarımız daha dikkatli oluyor”. Onların bu farkındalıkları az da olsa bizi rahatlattı yani.

Ah benim güzel insanlarım, bu güzel memlekette İslamsızlık sebebiyle ne hallere düşürülmüşüz böyle…

(Devam edecek)

 

Tüm Yazılar