Ayaklanma Ve İsyanda Üç Fıkhi Görüş 2

Görüldüğü gibi kafir, zalim ve fasık olan halifenin azledilmesi gereğinde bir ihtilaf yoktur. Sorun bunun nasıl yapılacağındadır. Nitekim bazı alimlerin konu hakkındaki görüşlerini maddelememiz bunu açıkça ortaya koyacaktır:

Tartışılan asıl nokta, halife azil karşısında direnirse ne yapılacağıdır. Böyle zalim halifeye karşı ayaklanmak ve silah çekmek caiz midir?

 Bu soruya üç ayrı ictihadla cevap verilmiştir:

1-Devrimci Görüş: Buna başkaldırı, kıyam, huruc da denilmiştir. Hariciler, kısmen Mutezile ile Şiadan Zeydiyye, İsmailiyye, Keysaniyyenin görüşü olarak bilinir. Kapsamlı ve köklü bir değişim için netice neye mal olursa olsun, fasık halifeye karşı ayaklanılır ve azledilir.

2-Sabırcı Görüş: Ehli sünnetin çoğunluğu ve İmamiye Şiasının görüşleri olarak bilinir. Zalim imamın durumu bilinmekle beraber düzeltmek için her hangi bir iradi müdahalede bulunulmayacak, kalben sevilmese ve buğzedilse bile isyan edilmeyerek günah olmayan yerlerde itaate devam edilecek, şahsa yapılan zulme sabredilecektir.

 Özellikle belirtelim, yukarda genişçe anlatıldığı gibi bu itaat, asla halifenin dine aykırı emirlerine itaat değildir. Zira "Halika (yaratıcıya) isyan olan konuda mahluka itaat yoktur" ve "İtaat marufadır" hadisleri bu konuda kesin bir kaidedir. Ama isyan ve savaş da değildir. Bir bakıma “pasif direniş” ve “sivil itaatsızlık” kavramlarının fiilen uygulanması da denilebilir.

3-Temkinci Görüş: Ebu Hanife ve Mutezile’den bazılarının görüşüdür. Bekleme, gözetme, fırsat kollama, başarı şartlarını arama, şartların oluşmadığı durumlarda sabırla bekleme, şartların oluştuğu anda da kıyam ederek halifeyi makamından azletme anlamındadır. Buna göre eğer ellerinde yeterli güç ve kuvvet varsa ve isyan büyük bir zarara sebep olmayacaksa yapılmalı, zalim, fasık bir halifeye itaat  edilmemelidir. Bunlara göre, ayaklanmanın ve silah çekmenin doğuracağı zararla, günahkar ve zalim devlet başkanının göreve devam etmesindeki zarar karşılaştırılıp, bu iki zarardan hangisi daha az ve hafif ise onu tercih etmek gerekir.149

Temkinci (temekkün) görüşü, devrim ile sabır arasında bir orta yoldur. Bir yandan sabırdır, ama aynı zamanda harekete geçmeye hazır, içinde düzeltme için müdahale arzusunu taşıyan bir sabırdır. Bir yandan da başarıyı mümkün kılan güç ve kudretin toplanmasını bekleyen "gizli" bir devrimdir.150

Bir gerçeği tekrar vurgulayalım; bütün bu görüşlerin ortak bir yanı vardır: Şekli ve biçimi değişik olsa bile zalim, fasık ve günahkar başkana takınılan ortak tavır ve tepki; ret ve  buğzdur.”

Bu bilgilerden yola çıkarsak, acaba çağımızdaki din adına yapılan ayaklanmalar, fıkıhtan fetvasını almışlar mıdır? Yoksa birilerinin gazına mı gelerek “temkinsiz” mi başkaldırıyı başlatmışlardır?

Ne dersiniz, düşünmeye değmez mi?

(Devam edecek) 

 



149 M.Ziyauddin Rayyis a.e.g. s. 450-457; Nevin Abdulhalik Mustafa, İslam Siyasi Düşüncesinde Muhalefet, s. 183 vd.; H. Karaman, Anahatlaryla İslam Hukuku, 1/201; Ahmet Akgündüz, a.e.g. 2 /216-217; Nebhani, a.e.g. s. 475 vd; Abdulkadir Udeh, a.e.g. 4/196 vd; Mevdudi, Hilafet ve Saltanat, s. 387-390; İbn Abidin, 4/263-264.

150 Nevin A. Mustafa a.e.g. s. 186

Tüm Yazılar