Suriyede İç Savaşı Kim Nasıl Başlattı? 4

Geçen yazıdan bir hatırlatma yapalım.

“Bu zalim oğlu zalim Esed zamanındaki kıyamı da şehrimize gelen Suriyeli alimlere sordum. “Bu kıyamı oturup planladınız mı? Hareketi yönlendiren bir alimler veya kanaat önderleri gibi bir kurul var mıydı? Hareketin başlamasına siz mi karar verdiniz? Alimlerin bu konudaki görüşleri nelerdir?”

Maalesef ortada ne alimler var, ne de bir kurul var. Hareket şöyle başlar:”

Cengizhan Çelik, Vatan gazetesinde  (15 Mayıs 2013 Çarşamba) şunları yazar:

“Arap Baharı olarak isimlendirilen süreçle birlikte 30 yıllık Hüsnü Mübarek iktidarının devrilmesi sadece Mısır’ı değil bölge halklarını da derinden etkilemişti. Bu tarihi devrim domino etkisiyle Bahreyn’i, Libya’yı, Fas’ı etkilemiş ve hatta Kaddafi’nin ölümüne bile neden oldu.

Halk hareketlerinin büyük devrimlere yol açtığı bu dönemde Suriye’de Dera şehrinde iki bayan doktor telefonla konuşurken; “Hüsnü Mübarek düşmüş, darısı bizim başımıza...” şeklinde niyetlerini dile getirdiler.

Telefonları istihbarat tarafından dinlenen bu iki kadın doktor tutuklanıyor ve ceza olarak saçları sıfıra vuruluyordu. Bunun üzerine, bu kadınlardan birinin akrabası olan 12-13 tane çocuk, duvarlara “Halk, düzenin yıkılmasını istiyor.” sloganını yazıyor.(Sözü edilen slogan Arap dünyasında en çok atılan slogandır.) Okulun müdürü bu çocukları istihbarata şikâyet ediyor. Çocukları içeri alıyorlar ve çok ağır işkencelere maruz bırakılıyor.

Çocuklar içeri alınınca, Dera bölgesindeki aşiretlerin reisleri, Dera’nın istihbarat sorumlusuna gidiyor ve bu çocukların bırakılmasını istiyorlar. Ancak hakaretle karşılaşıyorlar ve bunun üzerine bir sonraki gün 1000 kişi çıkıyor sokağa. Çocukların bırakılmamasını ve aşiret reislerine yapılan bu hakareti protesto ediyor.

Dera Bölgesi yapı itibariyle özel bir yerleşim birimi. Dera’da yaşayanlar büyük bir çoğunluğu seyyidi, Ehl-i Beyt torunları...

Dera şehrinde insanlar öldükçe isyan önce bütün şehre yayıldı. İlk başlarda birkaç bin kişi gösterilere çıkarken, kısa bir zaman içinde on binlerce Deralı sokakları doldurmaya başladı. Peygamber torunları olan seyyidlere, Baas rejiminin geçmişten beri büyük baskı uyguladığı biliniyor. Bunun da etkisiyle Dera’daki isyan büyüdükçe diğer şehirlerde de etkisini gösterdi. İsyan dalgası Şam, Lazkiye, Humus, Banyas, Hama, Kamışlı ve Halep’e doğru genişledi.

Cuma günleri namaz sonrası Dera halkına destek için sokağa çıkan diğer şehirlerdeki halka yönelik de yönetim tarafından şiddet kullanılınca, Suriye’deki isyan Esad’ın gitmesini isteyen bir halk ayaklanmasına dönüştü.

Ve bugün neredeyse bir iç savaşa varan süreç bu şekilde başladı. Arka planı çok da derinlikli olan sorunların su yüzüne çıktığı bu olaylardan sonra on binlerce sivil insan öldü, şehirler bombalandı, Donanma kendi halkına deniz kenarlarından bombalar yağdırdı.”[1]

Dikkat ederseniz Esed zaliminin karşısında hazırlanan alimlerden, kanaat önderlerinden, askeri komutanlardan bir kadro, bir cemaat veya kitle yok, hazırlık yok, dış destek yok. Böyle yokluklarla malul bir hareket nasıl isyana dönüşür ve bu isyanı kim idare eder? 

Demokratik ülkelerde bu isyan belki bir şey ifade eder. Ama diktatörlüklerde ne derece iş görür?

Bunlar oturup değerlendirilmesi gereken çok ciddi işlerdir. “Saldım çayıra Mevlam kayıra” demekle olmaz. Öyle kötü günler gelir ki, eski kötü günler aramakla ele geçmez.

(Devam edecek)

 



Tüm Yazılar