FETÖ İhaneti Tecrübesi 5

Birkaç yazıdır peş peşe İslam Fıkhına göre devlet başkanına baş kaldırmanın hukukunu yazdık ve Müslümanları bu hukuku bilmeden hareket etmemeye davet ettik. Hatta düşmanlarımızın böyle bir potansiyeli gördüklerinde kurdukları tuzaklara dikkat çektik. Şu cümleler bence çok önemlidir:

“Düşmanın oyunlarından birisi de hasmını gaza getirmektir. İstihbarat gücüyle ona öyle bilgiler ulaştırır ki Müslüman muhalif güçler “zamanı geldi” kanaatine sahip olurlar. Bazen de üçüncü bir yabancı devlet veya istihbaratı devreye sokarak hasımlarını kışkırtır, “haydi şimdi” diyerek kıyama kışkırtır, kalkıştırırlar. Oysa bunlar bir oyundur, bir tuzaktır, ama maalesef bu oyuna gelen Müslüman muhalifler tuzağa düşerek isyan ederler. Harekete geçtikten sonra henüz zamanı gelmediği belli olur ama hareket bir kere başlamıştır. Durmak çok zordur.”

Hatırlarsanız bu konuda çeçenisten ve Suriye’yi örnek vermiştik.

Şimdi bunun tam tersinden bir olayı gündeme getirelim. Bu da aceleyle verilmiş ve neticede hüsrana düşülmüş bir olaydır. Ama onların yaşadığı hüsran, Müslümanlara bayram ettirmiştir. Öyleyse buna “tersinden misal” diyebiliriz.

Nedir mi?

FETÖ darbesi!..

Maalesef Türkiye son zamanlarda tarihin en acı bir terör olayını daha yaşadı. FETÖ Türkiye’de onca ihanetinden sonra bir de darbeye teşebbüs etti ve karşı çıkan halkın üstüne tanklarla, toplarla, helikopter ve uçaklarla saldırarak kan döktü.

Bir cami vaizinin bir vampire dönüşme macerası gözlerimizin önünde cereyan etti. Bir başkası anlatsa, “masal” der geçerdik. Öyle ki, zamanında bu adamı, derdi davası olan her Müslüman gibi biz de sevdik ve destekledik.

Sonra yaptıkları garip biraz gelmeye başladı. Önce terk ettik. Sonra açıktan eleştirdik. Yanlışlarını yazarak düzeltmek istedik. Meğerse adam çoktan dünyanın karanlık güçlerinin maşası olmuş da haberimiz yokmuş.

Hain adam ümmetin evlatlarını, mallarını, enerjilerini ve umutları çaldı. “Allah rızası için” diyerek aldığı her şeyi götürüp küfre teslim etti. İslam’ı kendi içinde tahrif etmeye yeltendi. Derken resmen devlete isyan etti. Dünyanın her yerinde devletimiz ve milletimiz aleyhine çalışmaya başladı. Nerede zarar veren bir kafir varsa, onunla işbirliğine gitti. Bütün terör örgütleri ile anlaşarak vatanımıza ve milletimize darbe üstüne darbe vurdu.

Bütün bunlara rağmen hala onu bir hoca zannederek inanan aptalların beynini nasıl yıkamış, nasıl uyuşturarak onları “haşhaşî” eylemiş, akıl sır ermiyor.

O da acelecilik ve kibirine mağlup olarak erken harekete geçti veya geçmek zorunda kaldı. Allah şerrinden nesillerimizi korusun.

Netice olarak Müslümanlar davetlerini Allah’a yapar, bunu da gizli saklı değil, açıktan yaparlar. Amaçları Allah Teâlâ’nın rızasını kazanmaktır. Mükafatlarını dahi Allah Teâlâ’dan bekler, gözlerini ahiret saadetine dikerler. Hareketlerinde sabırlı, temkinli, istişareli olurlar. İşlerini yaparken acele etmelerden, dünyalık kazanç beklentilerinden, gurur, kibir, övünme, şan şöhret, makam mansıp davalarından, riya ve süm’adan uzak dururlar.

Bunlar, sağlıklı bir İslamî hareketin temel ilkeleridir.

  

 

Tüm Yazılar