Davet Ve Terbiyede Zorluklar

İnsan etkiye açık bir varlıktır. Hatta insanın bulunduğu ortamdan etkilenme oranı, ortamına uyma oranı, şaşırtacak kadar oldukça yüksektir. Özellikle tabiatının, karakterinin, oluştuğu yıllarda içinde bulunduğu devlet ve toplumun değer yargılarından, davranış biçimlerinden insan kolay kolay kendini kurtaramaz.

 

Bu özellik ille de olumsuzluğu alamet değildir. Ancak eğitimcilerin vermek istedikleri ile toplumda genel geçer değerler çoğunlukla birbirlerine aykırı iseler, orada eğitimcilerin, toplum bilimcilerin, mürşit ve mürebbilerin işi gerçekten zor demektir.

 

İslam’a davet konusunda da aynı şeyler geçerlidir. Eğer toplumun değerleri ile İslam’ın değerleri arasında açık farklılıklar varsa, orada davetçilerin, vaizlerin, hocaların işi gerçekten zor demektir.

 

Mesele dünya sevgisi ve hırsın tehlikelerinde bahseden bir vaizin işi, bütün amacı zengin olmaya ayarlanmış insanlar karşısında çok zordur. Zinanın çirkinliği açıktır, ama fuhşun alabildiğine yaygın olduğu bir ortamda insanları ondan kurtarmakta güçleşecektir. Eğer toplum, kendi değerlerinden kopmuş ve daha güçlü, gelişmiş ve kalkınmış, daha müreffeh gördüğü bir devlet ve toplumu taklide yeltenmişse, orda milli birlikten,  örf ve adetlerden, tarihten getirdiğimiz anane ve değerlerden  bahsetmek ve benimsetmek,  bir hayli zor olacaktır.

 

Belli değerler, benzer davranışları doğurur.  İyilik iyiliği çeker, kötülük, yeni bir kötülüğe iter. Hangisine yönelirse,  öbüründen o oranda uzaklaşır insan. Rahat yaptıklarımız bir yerde alıştıklarımızdır. Alışkanlıklarımız da, önceden yaptıklarımız değil midir?

 

Bu sebeple hadiste geçen bir olay dikkatimizi çeker: tevbe etmek isteyen 100 kişinin katiline, durumu hakkında gidip danıştığı alim şöyle der: “Tövbe et ve çevreni değiştir. İyi insanların yaşadığı yere git.”

 

Kötülerin arasında iyi olmak veya iyi kalmak çok zor. O yüzden Hz. Nuh, belli bir aşamadan sonra Allah’a şöyle yalvardı: “Nuh: “Rabbim!” dedi, yeryüzünde kâfirlerden hiç kimseyi bırakma! Çünkü sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar. Yalnız ahlaksız, nankör insan doğurur (yetiştirirler)” diyordu.( Nuh 71/26-27)

 

Gerçi davetçi ve tebliğciye düşen sadece beyandır. Yani tatlı dil, yumuşak söz, etkili öğüt ve aklı aydınlatıcı açıklamak ile ikna etmektir. İş bu raddeye gelince, eğitim ve terbiyede oldukça zorlaşır. Bundan sonra sünnetullah’ın değişik tezahürleri de vardır. O toplumun helaki ve yerine yeni bir insan tipi de getirilebilir. O insanların değişik sınavlardan geçirilerek Hakk’a dönüşü de mümkün kılınabilir. Ama bir aşamadan sonra her halükarda eğitimcilerin işi zordur.

 

İşte bu yüzden eğitim ve idareciler,  işin başında sağlam durmalı, ciddi tedbirler almalı, olumsuzu baştan yaşatmamanın yollarını bulmalıdırlar. Sonradan baş etme belasına düşmeden, zamanında tedbir alarak kötülüğün insanları etkilemesini önlemelidirler.

 

 

Tüm Yazılar