Eğer Kur’an Yetiyorsa…

Evet, eğer Kur’an hayatı düzenlemeye yetiyorsa, eğer dedikleri gibi Hz. Peygamberin teşri, yani yasama, kanun koyma, helal haram belirleme yetkisi yoksa, sıkıştıkları zaman neden sünnete sarılıyor ve hadislerden delil getiriyorlar?

Bu bir çelişki değil midir?

Hatta ayıp değil midir?

“Vahyi gayri metlüv olmaz, yoktur” diye tepinenlere sorarız: Hz. Peygamber Kur’an’da olmayan dine dair bu kadar söyledikleri hadisleri kimden öğrendi? Hangi okuldan, hangi öğretmenden, kimin kitabından?

“Vahyi gayri metlüv” sözü ile “kaynak birliği” kast edilmiş olmaz mı? Zorlamaya gerek yok, kimse hadis ile Kur’an’ı kat’ilik ve değerde eşit görmemiştir. Sadece “dinde ikinci delil” demiştir. Adı üstünde, ikinci delil.

“Sünnet, Kur’an’ın yaşanmışlığıdır” diyorlar. İyi, güzel. O zaman cevap vermeliler; mesela namazda, oruçta, zekatta, hacta vs. olduğu gibi, ara boşlukları Peygamberimiz Allah’tan alarak doldurmadıysa, kendisi mi uydurdu?

Bu kadar dine dair (dikkat, dünyaya dair değil, dine dair) hadisleri peygamberimiz söylediğine ve uyguladığına göre, ya bunları kendisi uydurdu. Ya da Allah’tan doğrudan veya Cebrail aracılığı ile aldı. Yok, üçüncü bir öğretmeni var deniliyorsa, söylensin, acaba o kimdi? Onun için “uydurdu” da denemeyeceğine göre, sonuçta Allah’tan aldığı fikirleri hadis olarak ifade ettiğinde buna “vahy-i gayr-i metlüv / tilavet olunmayan vahiy” denmiştir. Tabiri beğenmediyseniz, siz söyleyin, bu hakikati nasıl kavramlaştıralım?

Bu hakikati kabul etmeyen, ister istemez Hz. Peygamberimizi “din uyduran ilk insan” yerine koyar. Sebebi gayet açıktır. Mesela zekatın nisabını, hangi maldan yüzde kaç verileceğini Kur’an demediğine göre, Allah Teala da bildirmediğine göre, bunları Hz. Peygamberimiz mi uydurdu? Mesela namaza nasıl girilip çıkılacağını Kur’an anlatmıyor, bunu kendisi mi uydurdu? Abdest almayı ayet öğretti. Tamam, ama o ayette ağıza, buruna su verme, kulağı ve enseyi meshetme yok. Fakat bunları Resulullah (sav) ashabına ve dolayısıyla bizlere öğretti. Eğer o bunları Allah’tan bir şekilde alıp söylemedi de kendi kafasından söylediyse, o zaman ayetin üstüne fazladan ilave yapan, böylece indirilmiş dine ilk din ekleyip uyduran olmuyor mu? Evet, onların dediği doğruysa, Kur’an’a ilk ilave yapan, böylece “indirilmiş dini” ilk defa “uydurulmuş din” haline çeviren sevgili Peygamberimizin ta kendisidir.

Bunu mu demek istiyorlar?

Bu insanların akılları başlarında mı acaba?

“Kimseyi tekfir ve tahkir etmiyoruz, sadece eleştiriyoruz” diyorlar. Öyle mi? “Uydurulmuş din” diyerek geçmiş alimleri ve bugün onları takip eden bizleri “din uydurmakla” suçlarken, onlara ve bize hakaret etmiş olmuyorlar mı? “Din uydurukçusu” denmek bir adam için hakaret değil midir?

Sünnetsiz Kur’an’ın açıklanamayacağının, dolayısıyla “Kur’an’ın tefsir bakımından sünnete muhtaç olduğunun” en güzel örneklerinden birisini, bu taifenin başını çekenlerden Mustafa İslamoğlu gösterdi. Bir yerde çok güzel kendisini inkar etti. Mealinin Maide suresinin 38. Ayetinde hırsızlık yapanlarla ilgili oldukça geniş açıklamasına bir bakın, kendisini nasıl inkar ettiğini görürsünüz. Evet, sünnet olmazsa Kur’an’ın doğru anlaşılamaz olduğunu, Kur’an’ın doğru anlaşılmada sünnete ne kadar ihtiyaç duyduğunu ne kadar inkar etse de, sonunda mecbur kalarak, ne güzel göstermiş!

“Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve Allahtan bir ibret olmak üzere ellerini kesin. Allah izzet ve hikmet sahibidir.”(Maide 38)

Sorular?

1- Parmak ucundan omuza kadar eldir. Elinin neresinden kesilir? Bunu sünnet gösterdi.

2- Az ve çoklukta ne miktar mal çalarsa eli kesilir? Bunu sünnet gösterdi.

3- Ortaklık veya hisseli malı çalarsa eli kesilir mi?     Bunu sünnet gösterdi.

4- Meyve, sebze, et ekmek, para, hayvan vs. hangi çeşit mal olursa olsun, eli kesilir mi? Bunu sünnet gösterdi.

5- Kıtlık zamanı el kesilir mi? Bunu sünnet gösterdi.

6- ikinci üçüncü dördüncü defa çalarsa eli kalmadığına göre neresi kesilir? Bunu sünnet gösterdi.

7- Savaş anında el kesilir mi? Bunu sünnet gösterdi.

Eğer Kur’an onların dediği gibi “Kur’an her şeye yetiyorsa”, bu hadisleri niçin kullandılar?

“Gerekti, kullandık” diyorlarsa, sorarız; Kur’an’ın sözü üstüne ilk söz söyleyen, onun demediğini diyerek dine ilk ekleme yapan Hz. Peygamber (sav) olmuyor mu?

Buna “evet” diyorlarsa, o zaman sorarız; “dine ilk ekleme yapan, böylece “indirilmiş dini” ilk defa “uydurulmuş din” yapan Hz. Peygamber (sav) Efendimiz olmuyor mu?

Buna “evet” derlerse “Peygambere iman, sevgi saygı ve itaat” nereye gider?

Buna “hayır” derlerse iddiaları nereye gidiyor?

Nasreddin Hoca sormuş, “bu et ise kedi nerde?”

O zavallıların bu iddialarını kıt ilminden ötürü destekleyen aklı başında olduğuna inandığım birisine bunu sordum. Düşündü düşündü. Sonra dedi ki:

“Beni ikilemde bırakma. Birisinden birisini tercihe zorlama”.

Hadi ben zorlamadım, peki vicdanın seni zorlamaz mı? Böyle ikilemde yaşama kalbe huzur verir mi? Aklını nasıl ikna edeceksin?

Acı acı güldüm. Çünkü gördüm ki, ikna edici delillerim, şartlanmış cahilliğini yenemiyor. Elimden başka ne gelir?

  

 

Tüm Yazılar