Abesle İştigal

Son zamanlarda Batı ile olan ilişkilerimiz aslınsa sistemin temeli olan Batıcılığın altına dinamit koyup patlatmaya benziyor. Batı dünyasının haksız ve çirkin çıkışları, İslam dünyasını konumları üzerinde düşünmeye davet ediyor.


O kadar ki, Cumhurbaşkanı 16 Nisandan sonra oturup bir durum değerlendirmesi yapılabileceğinden bahsediyor. Hatta AB için referandum bile söz konusu olabilir diyor.


Ama sorun bu mu?


Hayır!


Kıblemiz Batı olarak kaldıktan sonra AB’ye girmiş olmak veya olmamak ne fark eder ki?


Sen İslam medeniyetinden çıkarak Batı medeniyetine girmişsin. Bütün kanunlarını, görgü kurallarına varıncaya kadar oradan almışsın, Batı tarzı yaşama biçimini tercih etmişsin. Yani Batılı olmuşsun. Bunu devam ettirdikten sonra, bu dünyadan tamamıyla çıkıp yeniden İslam medeniyetine dönmedikten sonra, Müslümanca bir hayat tarzını tercih etmedikten sonra, AB’ye girmesen ne yazar?


Önemli olan onların din, devlet, medeniyet telakkilerini terk etmektir. Zihniyeti değiştirmektir. Kendi şahsiyetimize dönmek, kimliğimizi bulmak, kişiliğimizi İslam değerleri üzerine inşa etmektir.


Sen bir Batılı kafirle kardeş olabilir misin? Onlara tam güvenebilir misin? İçtenlikle sevebilir misin? Değilse, neyin idaresine, müdarasına devam ediyorsun?


Abesle iştigal.


İslam’ın bu konuda en açık biçimde ortaya koyduğu en temel ilke, hakiki veya mecazi dostluk ve kardeşlikte tek belirleyici değerin iman olmasıdır. Yani İslam’a göre ancak inananlar kardeştirler: “Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allahtan korkun ki esirgenesiniz.”


Kardeş, aynı anne ve babadan doğan veya ortak değerlere sahip olan kimselerdir. Arapçada ahi kelimesiyle karşılanmaktadır. Kardeşler, arkadaşlar anlamına gelen “ihve” ve “ihvân” kelimeleri ise “ahi” kelimesinin çoğuludurlar.


Kardeş denildiğinde akla genellikle aynı anneden ve babadan dünyaya gelen kişiler gelmektedir. Bu soy-sop kardeşliğinin dışında bir de ayın dine veya dünya görüşüne mensup olmayı ifade eden akide kardeşliği söz konusudur.


İslâm dininde kardeşlik, bütünüyle akide temeline dayanmaktadır. Bu akidede ırkçılığa asla ve kat’a yer yoktur. Bu kardeşlik ırkçılığı ezmiş ve bitirmiştir. Allah (c.c), Kurân-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır:


“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin ve Allahtan korkup sakının umulur ki esirgenirsiniz.” 


Âyeti kerimeden de açıkça anlaşılacağı üzere, ancak iman bağıyla bir araya gelenler kardeş olarak kabul edilmektedirler. Buna göre yeryüzünün neresinde yaşıyor olurlarsa olsunlar, hangi dili konuşuyor olurlarsa olsunlar, hangi kavme mensup olurlarsa olsunlar veya hangi renge sahip olurlarsa olsunlar bütün müminler kelimenin tam anlamıyla birbirlerinin kardeşleridirler yani birbirlerinin sadik dostlarıdırlar.


Bu kardeşler kendi aralarında apayrı bir topluluk oluştururlar. Kendi akidelerine saldıran veya imana karşı küfrü tercih eden kimselere -kendilerine ne kadar yakın olurlarsa olsunlar- asla sevgi beslemezler; bu anlamda sadece akide kardeşliğini esas tutarlar; Rabblerinin şu mealdeki uyarılarını asla unutmazlar:


"Allaha ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluk bulamazsın ki onlar Allaha ve Rasûlüne karşı başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk) bağı kurmuş olsunlar bunlar ister, babaları, ister çocukları, ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri olsun. Onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir."


"Ey iman edenler, eğer imana karşı küfrü sevip tercih ediyorlarsa, babalarınıza ve kardeşlerinizi veliler edinmeyin. Sizden kim onları veli edinirse, işte zulme sapanlar bunlardır."


Ancak kardeşlikten bu kadar bahsettikten sonra onun gerektirdiği hak ve hukuku hatırlamamak da hiç olmaz. O yüzden bu konuda az da olsa bir bilgilerimizi davranışlara dökebilme başarımızı gözden geçirmeliyiz.  


İslam dünyası olarak lanetli ırkçılığı, kavmiyetçiliği ayaklar altına alıp ezmeden bu babta bir başarıdan söz edemeyiz.


İşimiz kolay değil yani.

 

  

Tüm Yazılar