Söz Birliğinin Önemi Ve Çaresi

Türkiye 16 Nisan’da “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” için referanduma gidiyor. Müslümanların Sevgili Peygamberimiz (sav)in vefatından hemen sonra kibar kibar konuşarak, tartışarak, dinleyip değerlendirerek sonuçta hayırlı bir neticeye kimseyi kırıp incitmeden varmalarını bilmesi gereken Müslümanların acaba “evet” demekten başka yapabilecekleri bir şey kalır mıydı, merak ediyorum.

Biz de bu referandumla inşallah Cumhurbaşkanı ve Başbakan gibi yönetimde çift başlılıktan kurtulacağız. Şimdi bazı “hızlı” ama “oturan” kardeşlerimden bazılarının müstehzi bir şekilde “şuna bak, sanki halife seçiliyor gibi heyecanlı” dediklerini duyar gibiyim. Müslümanların dertlerini sadece konuşan, ama çözüm için başka bir şey yapmayan, yapanların emeği üzerinden asalak geçinen o müstehzilere derim ki; evet, her ne kadar halife seçmiyorsak da bu sistem Müslümanların menfaatine olacaktır inşallah. Biz bir adımlık yeni bir alan kazanacağız ve bunu da ilerideki hizmetlerimiz için kullanacağız inşallah.


Her neyse, sahabi efendilerimiz söz birliğine değer verir, yeni hükümlerin ortaya çıkarılmasında ilim sahibi sahabilerin istişaresine önem verir, herkesin özgürce fikir beyanına fırsat tanır, ama görüşlerin birleşmesine de ihtimam gösterirlerdi. Çünkü Allah Teala ve Hz. Peygamber Efendimiz her konuda, özellikle de devlet yönetiminde, insanları İslam’a davet ve cihat konularında aralarında ihtilaf ve anlaşmazlığa düşmekten onları sakındırmıştı. Onlar da bu emre uyma konusunda çok titiz davrandılar.


Bu konuda Müslümanların ilk büyük imtihanı, Peygamber Efendimiz (sav)in vefatı sonrasında bir devlet başkanı seçme meselesiydi. Ashab-ı kiramın devlet ve toplum bilinci yüksekti. Birlik ve dirliğin önemini kavramışlardı. Etraftaki tehlikenin büyüklüğünün de farkındalardı. Bu yüzden devlet başkanlığı seçimi öncelikli bir konuydu. Daha Sevgili Peygamberimiz (sav)in cenazesi kalkmadan bu konuşulmaya başlandı.


Bu fikir öncelikle Ensar arasında meydana gelmişti. Ensar bunun için acele edip Benî Sakife’de toplanmışlar ve halifelerini seçmişlerdi. Muhacirlerin sonradan haberi olarak bu toplantıya katılmışlar ve konuyu müzakereye açmışlardı. Ensar muhacirlere hak verdiler ve bir kendilerinden, bir de onlardan halife olmasını önerdiler.


Hem Hz. Ebubekir hem de Hz. Ömer bu ayrılık kokan düşünceye yanaşmadılar. Hz. Ebubekir şöyle söyledi:


- “Müslümanlar için, iki halife seçmek caiz değildir. Çünkü iki halife oldukça, emirleri ve hükümleri ihtilaflı olur. Cemaatleri parçalanır. Aralarında mücadele başlar. İşte o zaman sünnet terkedilir, bid’ât ortaya çıkar. Fitne büyür. Hiç kimse için bunda bir yarar yoktur!” dedi.


Hz. Ömer de:


- “İki kılıç bir kında olmuş oluyor ki hiç bir zaman anlaşamazlar” dedi.


Ne kadar haklı idi. Bir evde iki reis, bir mahallede iki muhtar, bir şehirde iki vali olamayacağı gibi, bir memlekette de iki başkan olamazdı. Yardımcıları çok olabilir, ama başkan ancak bir tane olurdu. Malum, çatal kazık yere batmaz.


Şimdi, Müslümanların tarihte ilk defa başlarına gelen bu ilk halifenin seçimi konusunda yaptıkları konuşmaları, tutum ve davranışlarındaki iyi niyet, saygı ve sevgiyi, birbirlerini dinleme ve anlama nezaketini, nihayet en iyi karara konuşa konuşa ulaşma başarısını, tarihi bir örnek olarak okuyup öğrensek ve örnek edinsek ne kadar güzel olur. Şu referandum esnasında sarf edilen çok çirkin sözlerden sahipleri kim bilir ne kadar utanırdı. Gerçek medeniyetin asırlar öncesinde de olsa kimlerin ne güzel temsil ettiklerini görseler, acaba hala Batıyı örnek alma gereğinden bahsedebilirler miydi?


Hasılı kelam, bir evde iki reis, bir mahallede iki muhtar, bir şehirde iki vali olamayacağı gibi, bir memlekette de iki başkan olamaz. Yardımcıları çok olabilir, ama başkan ancak bir tane olur. Malum, çatal kazık yere batmaz.

 

 

Tüm Yazılar