Cem Küçük Ayıbından Ve İHH Yanlışından Dersler Ve İbretler 2

Önce yazının ana fikrini yazayım. Sonra da ayrıntılara girelim:

Mavi Marmara bizim izzetimiz ve şerefimizdir. Ona ve İHHya sahip çıkmalıyız. Ancak her konuda haddi aşmamalı, hatta haddini aşanları tedip ederken bile adaletli olmalı, cezalandırmada haddi aşarak haksızlık yapmamalıyız. Adalet, itidal ve dengeli olma vazgeçilmez ilkelerimizdir.

Cem Küçük medya’dan tanıdığımız bir isim. Referandum öncesi evi kurşunlanmış, haberlere konu olmuştu. Bazı tv.lerde sabah kuşağında medya ve haber tahlilleri yapıyor. Bendeki kanaati, artıları ve eksileri ile iyi bir gazeteci. Bir Müslüman kardeşimiz neticede.

Bendeki artıları şunlar: Dünya basınını takip ediyor. Basın tarihine meraklı, okuyor. Çoğu aydın gibi Batı üstüne çalışmış. Gördüğüm kadarıyla İngilizcesi iyi. Tahlillerini çoğunlukla beğeniyorum. FETÖ karşısında tavizsiz mücadele ediyor. Sistem ve statüko ile kavgalı. Ak Partinin düzene karşı değişim ve dönüşüm hamlesini yürekten destekliyor.

Eksilerine gelince, bu konuda tam bilgilerden mahrum olunca bendeki bıraktığı intiba ve izler üzerinden bir nevi zan üzerine konuşacağım. Yanılıyorsam Allah af etsin. Kim bilgiye dayanarak uyarırsa, hatamı düzeltirim. Bir aydın olarak neden İslam dünyası üzerine de Batı kadar çalışmamış? Neden Arapça’yı da İngilizce kadar bilemiyor? Neden İslam hakkında bilgisi az? Madem “İslamcı” biliniyor, neden sağlam bir din usulü, fıkıh usulü okumamış? Neden üslubunu ayarlayamıyor, öfkesini kontrol edemiyor? Bu kadar medya tecrübesi olan çok dikkatli olmalı değil midir? Bir de ilim ve fikir ehline tevazu çok yakışır. Bunlar bizim mülahazalarımızdır, yanılmış da olabiliriz. Önemli değil. Maksat yazıya bir giriş olsun dedik.

Olay sözleri “Mavi Marmara” üstüne olmuş. Malum, bu hassas bir konudur. Bu olay dünyayı sarstı. “Van munit” bunun üstüne geldi. İsrail devleti ilk kez özür diledi. Türkiye gücünü haklı olduğu bu dava üzerinden gösterdi. Ümmetin izzetini korudu. Hükumet bu konuda İslam alemini ve Filistinlileri sevindirecek, onurlandıracak işler yaptı. “Üç şart gerçekleşmeden barış yok” dedi. Bu “Mavi Marmara Olayı” hak ile batıl arasında ayırt edici sembol bir olay oldu.

Fakat şu da var ki, sonunda İsrail ile sür git bir küslük ülke menfaatlerine zarar veriyordu. İsrail gibi katil, terörist bir devlet, etkin kamuoyu gücüyle her yerde aleyhimize çalışıyor, dünyayı yanlış yönde etkiliyordu. Ak Parti iktidarı, üç şartı da az çok yerine getiren, yani özür dileyen, o gemide zarar görenlere maddi bir ceza ödeyen ve Filistinlilere kısmen ambargoyu kaldıran İsrail ile anlaştı.

İşte burada İHH ve “Mavi Marmara” ashabı, “koyduğu şartlara tam riayet etmedi” diye Ak Partiye ateş püskürdüler. Muhtaç olduğu bir zamanda onun aleyhinde tavırlar sergilediler. Sokaklarda nümayişler yaptılar. Medyada günlerce “Şehitlerin kanını parayla satmak” gibi acı sözler sarf ettiler.

Bence bu konuyu bu kadar abartmasalar veya bu konudan dolayı zayıf anında iktidara vurmasalar iyi olurdu. Hükumete yanlışı kırıcı olmadan, “kol kırılır yen içinde” üslubu ile de söyleyebilirlerdi. Hatta hükumet bunları hak etse de biliyoruz ki bu ülkede iktidar olmak kolay değildir, her istenilen kolayca elde edilemiyor. Bunu onların bilmeleri gerekirdi.

Nitekim bu iktidarın kıymetini en iyi onlar bilirdi. Dünya İHH’yı “terörist örgütler” listesine eklemek için çok çalıştı. Bu ülkede Ak Parti iktidarı yerine bir önceki iktidarlar gibisi olsaydı, ne bu yaftadan kurtulabilirler, ne de dünyanın her yanına bu kadar rahat hizmet götürebilirlerdi.

O yüzden biz çok sevdiğimiz ve dua ettiğimiz İHH’nın acı da olsa itidali elden bırakmaması gerekir kanaatindeyiz. Özellikle üslubunu, sevinçli veya öfkeli olsun her zaman iyi ayarlamalı. Dışlayıcı, itici, ayıplayıcı olmamalı. Birleştirici, hoşgörülü, yapıcı, af edici olmalı. Herkes öyle olmalı ama İHH gibi büyük bir kuruma bu daha çok yakışır.

Sanırım Ak Parti iktidarının ülke için ne kadar önemli olduğuna inanan ve bunun devamını isteyen Cem Küçük, İHH’nın hükumete karşı sergilediği bu tavrını benimsememiş ve bunu içinde bir ukde olarak saklamış. İşte bu ukde, midesinde dura dura bir safraya dönüşmüş, uygun bulduğu bir zamanda o acı ve çirkin sözleri kusmasına sebep olmuş maalesef.

Katıldığı bir televizyon programında  ne demiş, hatırlayalım mı?

Mavi Marmaradaki o manyak tipler, yani, kafadan İsrail düşmanı, kafadan batı düşmanı, kafadan her şeye düşman bir tip var. Garip, garip tipler var. Bunlarla da bu yolların ayrılması lazım. 

Bu sözleri çirkin, yersiz ve hikmetsiz buluruz. “Kafadan” kelimesi ile kast edilenleri istisna tutarak söyleyelim, Batı da, İsrail de ve onların düşünce ve politikaları da düşman olmaya layıktır. Zaten onlar bize düşmanken, bizim onlara düşman olmamamız hem din açısından haramdır, günahtır, kendimize zulümdür, hem de akıl açısından ahmaklıktır. Bir Müslüman olarak onlara dost olmak, imana aykırıdır.  Yoldan sapma anlamında fasıklıktır. Biz bu zalim keferelere düşman olmayacak da ne yapacağız?

Bu sözler özellikle de İHH için söylenmemelidir. Artı, bir sıkıntı varsa bile böyle ifade edilmez. Bu yüzden sahibini kınıyor ve özür beyanına davet ediyoruz. Nitekim etti de.

Ancak, bu sözlerin içinde, İHH’dan bağımsız olarak değerlendirildiğinde, “kafadan” kelimesinin ifade ettiği doğru olan yanlar da var. O doğrular da öfke selinde kaybolmamalı. Bunu ileride açacağız.

Gelelim neticeye: Madem kem söz sahibi özür diledi, karşı tarafa da bunu kabul edip af etmek düşerdi. En azından öfkesini yutup susması lazımdı. Yapmadılar. Meydana çıkıp protseto ettiler. Hatta hakaret ettiler. Seslerini duyurdular. Yetmez mi kardeşim?

Hayır, yetmedi. Üstelik çok çirkin bir yanlışa imza attılar. Onlar da yersiz, gereksiz ve hikmetsiz olarak “tağutun muhakemesine” başvurdular! Kanı sidikle temizlemek istediler. Fesübhanellah! Müslümanın mecbur kalmaksızın, zaruret olmaksızın, inkar ettiği, Allah Teâlâ’nın  hakimiyetine ortak olma çabası gördüğü laik kanunların mahkemesinde ne işi var yahu? Bir ucu imana dokunan böyle bir haramı, günahı, vebali, zulmü İHH yöneticileri nasıl yapabilir Allah aşkına?

Bunu artık en şuurlularımız saydığımız onlar yaparsa, biz din nedir, kanun nedir, şeriat nedir bilmeyen insanlara ne diyelim, neyi anlatalım? “İnna lillah ve inna ileyhi raciûn.”

Bu konuyu biraz daha açalım, ama gelecek yazıda inşallah.

 

Not:

 Kutlu Doğum Haftası ile ilgili tartışmaya bir yazı ile katıldık ama gündem gereği yayınlamaya henüz fırsat bulamadık. Önümüzdeki haftaya kadar “ya sabır” diyelim.

 

 

Tüm Yazılar