Böyle Olmaz Kardeşim 4

Cem Küçük öfkesine mağlup olarak kuyuya bir taş attı, akıllı bildiklerimizi boy aynasında seyrettik. Müslümanlar için aslında kötü, ama kendilerini tanımak için iyi bir imtihan oldu. Maalesef notumuz kırık. İnşallah gereken dersler ve ibretleri almışızdır.

Biz Müslümanlar sevdiklerimizi ve yerdiklerimizi neye göre ayarlayıp seçeceğiz?

Cevabı basit: İslam’a göre. Bunu her Müslüman bilir.

Peki, ya uygulama? Uygulamaya gelince ne yapıyoruz?

“Bizden” deyip sevdiklerimizi haklı da olsa haksız da olsa destekliyoruz. “Bizden değil” dediklerimizi de haklı bile olsalar desteklemiyoruz. Olsun, zararı yok diyelim. Fakat bizden olanlar haksız, bizden olmayanlar haklı ise, biz kimin yanında olacağız?

*  *  *

Allah ve Resulü, “haklıdan yana olun” diyor.  İşte o ayet:

“Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sakın ha sizi adaletsizliğe itmesin. Âdil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”(Maide, 8.)

Peygamberimiz buyuruyor: “Din kardeşin zalim de mazlum da olsa ona yardım et.”

Bir adam:

– Ya Resûlallah! Kardeşim mazlumsa ona yardım edeyim. Ama zâlimse nasıl yardım edeyim, söyler misiniz? dedi. Peygamberimiz:

– “Onu zulümden alıkoyar, zulmüne engel olursun. Şüphesiz ki bu ona yardım etmektir” buyurdu.” (Buhârî, Tirmizî)

İlke işte bu!

*  *  *

Ya yaşanan manzara?

Yürekler acısı…

“Sen nasıl olur da sevdiğimiz insanları, sevmediklerimize yanlış yaptı diye eleştirirsin? Bunu bir hoca değil, avam yapmaz. Bu İsrail yanlısı olmak ve dava şuuruna zarar vermektir vs. vs. vs.”

Sahi, sevdiklerimiz hiç yanlış yapmaz mı?

Onları eleştirmek ayıp mı? Zarar mı? Şuursuzluk mu? Kafirlere yardım mı?

Bu mu seviyemiz?

Adam “bırak ayeti hadisi, şimdi bir savaş var, safını belirle” diyor.

Böyle Müslümanlık olmaz!

Yazık. Hem de çok ama çok yazık!

*  *  *

Eleştiri, tenkit bir haktır, yerine göre vazifedir. Usul ve edebince yapılan eleştiriden kimse muaf değildir. Peygamberler hariç her insan eleştirilebilir. Biz edeben sahabeyi de eleştirmeyiz. Biz de yanlış yaparsak, herkes bizi de eleştirebilir.

Biz sevdiklerimiz yanlış yaparsa onları da eleştiririz. Bu onları yanlıştan korumak içindir ve onlara yapılan bir iyiliktir. Din nasihattır. Tek şart, küfür, hakaret, aşağıla olmadan, temiz bir dille yapılmasıdır.

Bazıları “siz eleştirildiğinizde kızıyorsunuz” diyorlar. Dikkat edilsin lütfen, ben eleştiriye değil, küfür, hakaret, aşağılama ve itibarsızlaştırmaya kızıyorum. Bunlar haramdır. Allah bunlara gazap ediyor. Bizim de haramlara, günahlara, ayıplara kızma hakkımız vardır.

*  *  *

Çok önemli bir ölçü daha var; Müslüman kişi dilini temiz kullanır. Yüzü güleç olduğu gibi dili de tatlıdır. Sever ve sevilir. Dilini nazik, kibar, temiz ve düzgün kullanır. Yalandan, iftiradan, küfürden, hakaretten, kalp kırmaktan kaçınır. Alayın, kötü lakap takmanın, ayıplamanın, su-i zannın, kusur araştırmanın, dedikodunun her çeşidi, ister sözlü, ister yazılı, isterse işaretle olsun, haram kılınmıştır. Dil, kalbin tercümanı olduğu kadar şahsiyetin de aynasıdır.

Aslında bunları yapanlar, bu yaptıklarının kişilik bozukluğundan kaynaklandığını ve kendilerini çirkin gösterdiğini bilseler, asla bunları yapmazlardı. Ne var ki, cehaletin gözü kör olsun.

Bunlar gurur, kibir ve kendini beğenmişlik alametleridir. Oysa kişiye kardeşini küçük görmek, cehenneme düşüren şer olarak yeter de artar bile.

Ya su-i zan? Yaptığının bilgiyle hiç alakası yok. Bir gün mutlaka gerçek ortaya çıkacak ve kendisi rezil olacaktır.  

Atalarımız “üslubu beyan aynıyla insan” derken ne kadar haklılar değil mi?

*  *  *

Bu bağlamda yazdığım son yazımı yayınlamıyorum. Çünkü bu tarafgir ortamda fayda vermeyeceğini gördüm. Zamanı gelince bu cemaat, parti, tarafgirlik, hilafet, cihat, metot farklılıkları, eleştiri ve birbirimize davranışlarımız hakkındaki bu yazımı erteliyorum. Çünkü canım yanıyor…

Bir araya gelmemiz gereken, birbirimizi kucaklamamız gereken insanlar olduğumuz belli. Aynı davanın insanlarıyız. Fakat “o davaya nasıl gidilir? Nasıl çalışalım?” denince, birbirimize düşman kesiliyoruz. Dava mava kalmıyor ortalıkta…

Böyle olmaz kardeşim. Bir eksiklik var bu işte. Müslümansak, birbirimizi bu kadar kolay harcamamız gerekir.

Herkes başkasından önce kendine baksın desek bir faydası olur mu acaba?

 

Tüm Yazılar