O Kanun Varken Olmaz

“Bu ne gürültü yahu, ne olmuş ki?” diye biraz baktım. Meğerse Mustafa Armağan ve Yavuz Bahadıroğlu TV Netteki “Derin Tarih” programına Süleyman Yeşilyurt’u konuk etmiş, o da bir şeyler söylemiş, ortalık toz duman. Bu ülkenin ilim, edep, özgürlük ve tartışma seviyesine tam bir  ayna.

Bizim cenahtan birçok insanımız “bu dedikoduyu gündeme getirmekle büyük hata ettiler” kanaatindeler. İş Cübbeli Ahmet Hocanın sohbetine kadar gitmiş. “Sırası mı şimdi bu konuların? Bu gürültüye ne gerek var huzur ve sükunete muhtaç olduğumuz şu zamanda? Bu bazılarına provaka fırsatı verir” diyorlar. Haksız da değiller.

Bu tartışmadan en çok M. Armağan ve Y. Bahadıroğlu ile “Derin Tarih” dergisi zarar görüyor. Dergi toplatılıyormuş. Elbette kötü oldu. Ortaya çıkan tablo çirkin. İşi sokağa taşıdılar. Sokakta fikir mücadelesi olmaz, linç olur. Nitekim olan da bu! Kemalistlerin bu huyunu bilmemiz gerekmez miydi?

Mustafa Kemal veya Kamal, mevzu olarak konuşulmayacak adam değil. Bütün Müslümanlar yakın tarihi öğrenmek istiyorlarsa, yolları bir şekilde ona çıkar. İslam dünyasının hilafet ve şeriatını kaybederek param parça olmasının sebepleri araştırıldığında, karşımıza o çıkar. Batılılaşma ihanetlerinin kendi devlet ve medeniyetimizi yıkma faaliyetleri incelendiğinde, yine karşımıza o çıkar. Bu ülkede İslam’a savaş açılmasının, onun mektebinden kanununa, kılık kıyafetinden yazısına, tekke ve zaviyesinden örf ve adetlerinin, görgü kurallarının yok edilmesine kadar irdelendiğinde, karşımıza yine o çıkar. Bu konuda on kadar kitabımız var, onun icraatları bir şekilde konu ediliyor.

Velhasıl onu tartışmadan hiçbir konumuz halledilemez. Bırakın tartışalım. Madem fikir hürriyetini savunuyorsunuz. Madem ifade özgürlüğüne önem veriyorsunuz. Öyleyse gelin bu adamı hatasıyla sevabıyla tartışalım. Seviyeli, belgeli, işin kurallarına uyarak, usulü dairesinde tartışalım Bay Kemal veya Kamal’ı, var mısınız?

Türkiye’deki bütün Kemalistler, ulusalcılar, sosyalistler, Batıcılar, laikler ve kısmen de milliyetçiler, “hayır, onu tartışamazsınız” diyorlar. Yetmiyor, bir de onun için “koruma kanunu” çıkarıyorlar.

Hemen itiraz edecekler; “o kanunu biz çıkarmadık, Menderes çıkardı”.

“Demek ki siz istemiyorsunuz. Memnun değilseniz gelin kaldıralım” derseniz, kimse yanaşmaz. Hatta karşı çıkarlar. Bu mudur sizin samimiyetiniz?

Evet, budur. Biz onları tanırız, onlar da bizi tanır. Baksanıza bu son olayda nasıl da güya düşünce özgürlüğünden yana olduklarını çamura yatarak ispat ediyorlar? İşte sizin özgürlüğünüz de, adaletiniz de, eşitliğiniz de budur!

Beyler, o çağdışı kanun hala orada dururken, neyi nasıl tartışacağız? Önce bu kanuna karşı çıkın ki özgürlükçü olduğunuzu anlayalım. “Biz çıkarmadık” demek yetmez. Yanlış buluyorsanız, “kaldırılsın” diyeceksiniz.

Ben asıl o kanuna dikkat çekmek istiyorum. O kanun varken ne konuşsak, sevenleri de sevmeyenleri de bize inanmayacak, “takiyye” yapmakla suçlayacaklardır. Ben şimdi onu övsem, bütün Kemalistler adım gibi biliyorum ki haklı olarak bana inanmayacak ve “takiyye yapıyor” diyeceklerdir. Bunu bin kere gördük bu ülkede.

Neden mi?

Akıl var mantık var. Sen birisine bin darbe indireceksin, kan revan içinde bırakacaksın, bütün sevdiklerini ve değerlerini yok edeceksin, o da bütün bu yaptıklarına rağmen seni sevecek. Olacak iş mi yani? Adamların bu kadarına olsun aklı yetmez mi canım?

O kanun, 5816 sayılı o “Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkındaki Kanun”, o 31 Temmuz 1951de kabul edilmiş Türkiye Cumhuriyeti kanunu kalkmadıkça konuşmak beyhudedir. Maalesef ki bu kanunu Demokrat Parti çıkartmıştır. İşte o kanun:

“Atatürkün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Atatürkü temsil eden heykel, büst ve abideleri veyahut Atatürkün kabrini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimseye bir yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası verilir. Yukarıdaki fıkralarda yazılı suçları işlemeye başkalarını teşvik eden kimse asıl fail gibi cezalandırılır.

Birinci maddede yazılı suçlar, iki veya daha fazla kimseler tarafından toplu olarak veya umumî veya umuma açık mahallerde yahut basın vasıtasiyle işlenirse hükmolunulacak ceza yarı nispetinde artırılır. Birinci maddenin ikinci fikrasında yazılı suçlar zor kullanılarak işlenir veya bu suretle işlenmesine teşebbüs olunursa verilecek ceza bir misli artırılır.”

Allah Teala hakkında, Resulullah (sav) hakkında koruma kanunu yok, Mustafa Kemal veya Kamal hakkında var, olacak iş mi bu?

Bu kanun varken onu tartışmaya “hayır” diyorum. Getirdiği sistemi, devrimlerini, tahribatını tartışırım. Nitekim bu konuya dair onlarca kitap yazdım. Ama şahsını konuşmam. Konuşanlara da saygı duyarım ama şunu derim: “O kanun varken ne söylerseniz boşlukta kalır.”

Önce özgürlüğü sağlayalım, sonra tartışalım. Herkesin zamanı kıymetlidir, heder etmeye gelmez.

Biz görürüz görmeyiz, öyle inanıyorum ki günü gelince İbrahimler işlerini bir günde bitireceklerdir.


Tüm Yazılar