Nedir Bu “Yobazlardan” Çektiğimiz?

Bir türlü atamıyoruz şu aşağılık duygusunu? İçimizdeki ezilmişlik yüzünden ele yükleneceğimize kendimize yükleniyoruz hep. Taviz verdikçe de daha çok eziliyoruz. Allah kahretsin, bizi paramparça eden bir duygudur bu. Kardeşim, doğru neyse onu söyle, onu yap. Zalime yaranamazsın. Yağcılıkla, dalkavuklukla kendini sevdiremezsin. Boşuna küçülme, ezilme, taviz verme.

Nasıl kovarız muhitimizden bu alçak aşağılık duygusunu bilemiyorum.

Mesela şu bizim bay yazar. Çok yazısını okuduk, bazen de tutuk, korkak, şaşkın konuşmalarını izledik tv.lerde. Yönettiği gazeteyi okuduk uzun yıllar. Hatta bu yazısında dahi bize din anlatıyor. Aman Allah’ım, din diye, ahlak diye, hukuk diye bize neler anlatıyor! Merak ettim baktım. Meğer edebiyatçı imiş.

Canım kardeşim, eğer bu kadar dini bilmiyorsanız, bu kadar aşağılık duygusunda kaybolmuşsanız, bu kadar içinde yaşadığınız düzene ve hayata alışmış iseniz, bırakınız din anlatmayı. Başka konularda yazınız. Şiir yazmanıza devam ediniz mesela. Biz de size ve emsalinize hüsnü zan ile bakmaya devam edelim.

Lütfen şu satırları bir okuyun: “Bu nasıl hastalıklı bir zihin yapısıdır bilen varsa beri gelsin. Yıllardır yaşadığımız acı tecrübelere rağmen, insanları kılık kıyafetiyle yargılama yobazlığı bir türlü peşimizi bırakmak bilmiyor. Bir dönem ‘laiklik sopası’ ile hizaya getirilmeye çalışılan toplum, şimdi de kendini dindar sanan din fukaralarının saçma sapan tacizlerine mi maruz kalacak Allah aşkına...” (http://www.habervaktim.com/yazar/81195/su-kiyafet-yobazligindan-kurtulamadik-gitti.html)

Niye böyle söylüyor?

Sebebini yazmış: “Şişli’deki Maçka Parkı’nda bir güvenlik memuru, genç bir kadını kıyafetinden dolayı parktan atmaya kalkıyor. İşin daha da vahim olan tarafı, genç kadının güvenlik memurunun söylediğini iddia ettiği şu ifadeler ki, gerçekten düşündürücü: ‘Burada böyle dolaşamazsın, insanları rahatsız ediyorsun. Aileler var burada. Sonra tecavüz edince ‘Kim koruyacak’ diyorsunuz’”.

Biz o manzarayı haberlerde izledik. O kadının kıyafeti sokak kıyafeti değil. Tavrı da bayan tavrı değildi. Orada buram buram provoka kokuyordu. Hadi neyse, o bizim kanaatimiz, üstünde durmayalım. Peki ama güvenlik görevlisinin yaptığı yanlış mı?

Değil!

Türkiye’de “kabahatlar kanunu” var, maalesef çalışmaz. “Müstehcenlik kanunu” var, işlemez. Bu yazarı Milletvekili yaptılar ki (ah Ak Parti ah, milleti kimlere mecbur ve mahkum ediyorsunuz) ipe sapa gelmez kanunlar kaldırılsın, yerine milletin dinine, örfüne, adetine uygun kanunlar yapsınlar diye. Ne yaptı bilemem, ama o kanunlar hala duruyor.  

Ve o kadının giydiği elbise müstehcenlik yasasına aykırıdır. Başörtüsünü yasaklayan kanun yoktu, dayattılar. Siz kanun var, dayatmayı bırakın, uygulatamıyorsunuz. Üstelik bir de kalkmış, nasihat edene “yobaz” diye hakaret ediyorsunuz. Aferin size?

Tabi bu yazıyı okursan, “işte bir yobaz daha” diyeceksiniz. Bu kafayla bu kesin. Bir aferin daha zize!

Yahu Müslümanın sosyal sorumluluğu nereye gitti? Müslüman hassasiyeti nereye gitti? “Bir kötülük görürseniz elinizle düzeltin” emri nereye gitti? Sanırım hatırlarsınız bay yazar, bu sözü Sevgili Peygamberimiz (sav) söylüyor.

Eşeğini dövemeyen palanını dövermiş. Adam görevli memurdur yahu. Gördüğü yanlışı düzeltmeye kalkmış. Dilini sorunlu bulabilirsiniz, tamam, onu da öğretin, ama yaptığı doğruya niye “yobazlık” diyorsunuz? O zaman bu söz o davranışı haklı bulan herkese gider. Ve haklı öfke döner seni vurur. “Yobaz” sen olursun yani.

“Eliyle gücü yetmeyen diliyle düzeltsin” diyor Peygamberimiz. Gerisini yazmayalım, nasıl olursa bilirsiniz. Size düşen o kadını kınamak, o görevliye destek vermek ve bu arada dostça üslubuna dikkat çekmek idi. Bunu yapmadığınız gibi kalkmış bir “münker” olanı destekliyorsunuz. Bu nasıl müslümanlıktır?

Oysa diliyle bile gücü yetmeyen, münkeri işleyene kalbiyle buğz edecekti. Bu da imanın en zayıf derecesiydi. Şimdi siz imanınızın derecesini kendiniz ölçebilirsiniz.

Bu kadar yanlış yetmezmiş gibi kalkmış bir de din öğretmeye çalışmışsınız. İyi, dinimize kim destek verirse teşekkür ederiz. Ama doğru olmak kaydıyla.

Diyorsunuz ki: “Biliyoruz ki Kur’an’ın ve Hz. Peygamber’in tarif ettiği din teorik ilkelerden ibaret olmadığı gibi, sadece ibadetlerle de sınırlı değildir. Din insan ilişkilerinin tamamını kuşatan, beşeri ve ahlaki davranışlarını tanzim eden ilahi tavsiyeler bütünüdür. Yani bireysel davranışlarımızın sosyal sorumluluk boyutu da, günlük maişetimizi temin etme de, gündelik hayatımızın davranış kalıplarının şekillenmesi de, diğer insanların hak ve hukukunu gözetme de dinin tarifi içindedir.”

Ali Bardakoğlu’ndan esinlenerek bu cümleleri kurmuşsunuz. Güzel. Güzel de, arkasından yazdıklarınıza ne demeli. Şimdi onları da alsak, yazı alıntı ile dolacak. Almasak, “yazımın devamında söylediklerimi makaslamışsınız” diyeceksiniz. Neyse, sanırım görevliye “yobaz” dediğinizi haklı gösterecek sözler onlar. İyi de nereye gitti o zaman dinin sosyal hayatı tümüyle kuşatan ilkeleri, tavsiyeleri?

Son sözleriniz şöyle: “Eğer dindarlıkta görselliğin ve şeklin öne çıkmasıyla dinin özünün gölgelendiğine inanıyorsak, İslam’ın ahlak, vicdan ve hukuk anlayışı üzerinde ısrarla durmak zorundayız. Bu anlayış bize hem İslam ahlakını içselleştirmemizi hem de başkalarının haklarına riayet etme erdemini kazandıracaktır.”

Dinin görselliği (zahiri) ile içselliği (batını) aynı kaynaktan emredilir. Kalbin de amelleri vardır, organların da. Zahir de batın da birbirini korur. Takva, dini tam yaşamaktır. Birini diğeri adına feda etmek kimsenin haddi değildir.

Şimdi siz tesettür emrini inkar mı ediyorsunuz? Sizin bir Müslüman olarak tesettür, örtünme, kılık kıyafet diye bir derdiniz, bir sorumluluğunuz yok mudur? Varsa, bunu gündeme getirmeyi nasıl oluyor da “yobazlık” olarak nitelendiriyorsunuz?

“Kılık kıyafet görselliktir, karışmayın” demenin arkası gelir:

İçki içenler kendileri alıyor, satıyor, içiyor, karışmayın.

Uyuşturucu alanlar kendileri alıyor satıyor, karışmayın.

Eşcinseller, zina yapanlar, parklarda adabı muaşerete aykırı davrananlar, kendi yaptıkları kendilerini ilgilendirir, karışmayın.

Ne olacak?

Dinin özü sevgidir, barıştır, hoşgörüdür, vicdandır, hukuktur, ahlaktır. Siz buna bakın. “Başkalarının haklarına(!) riayet erdemi kazanın”.

Müslümanlık bu mudur sayın yazar?

Din, kendin yaşadığın kadar aynı zamanda davettir, tebliğdir, nasihattır, iyiliği emretmedir, kötülükten nehyetmedir. Kendin kadar evini, çevreni de temiz tutmaktır. Bunlar da bir görevdir sayın yazar!

Neyse, uzatmayalım, dinin ne olduğunu kısaca öğrenmek istiyorsanız, size “Asr Suresini” hatırlatırım. Burada yazmama gerek yok, Bilmiyorsanız internetten hemen bulabilirsiniz.

 

Tüm Yazılar