Laik Sistemde Dindar Siyaset

Bu laik, seküler, materyalist ve pozitivist sistemde İslamî siyaset ve partilere izin yoktur. Kömünizm, faşizm dahil her düşünceye parti kurma ve devlete talip olma imkanı yasal olarak vardır, ama İslam’a asla ve kat’a bu yasal hak ne tanınır, ne de izin olarak verilir. Ne anayasa, ne de tali yasalar İslamî bir siyasete ve parti kurmaya izin vermezler. Gerekçeleri de laiklik ilkesidir.

Ancak severek dinlerini kabul eden Müslümanlar, sistem istedi diye dinlerini terkedecek ve kafir olacak değillerdir. Üstelik kendilerine yasak olan bu alanda siyaset yapmaya da bir şekilde çalışacaklardır. Normal zemin buna izin vermiyorsa, onlar da ya yer altına çekilecek, ya da anormal yollarla siyaset yapacaklar, halkı takmayan kudurgan yasaların eli sopalı saldırganlarına takılmamak için çalılıyı dolaşacaklardır. Yani hukukun arkasından dolaşacak, yasaları istismar ederek kendilerine yasak alanda bir yol açmaya çalışacaklardır. Haklarını gasbeden zalimlere teslim olmayacak, yasal kılıflar bularak haklarını almaya uğraşacaklardır. Onlar açısından en tehlikeli olan ise, bu çalışma metodunu araç olmaktan çıkarıp amaç haline çevirerek kendi aralarında derin ihtilafa düşmeleridir. Bu durum onları hem güçsüz ve itibarsız hale getirecek, hem de Allah Teâlâ’nın katında sevimsizleştirecektir. Çünkü o kardeşliği, birliği, ittifakı emretmiş, ihtilafı, cidali, nizahı, çekişip didişmeyi yasaklamıştır.

Bu ise “takiyye”, “gizli ajanda”, “kalpteki, içteki asıl niyet” gibi tabirlerle kınanarak ifade edilen, sağlıksız, özgürlüksüz, kaypak bir alanda siyaset yapmak demektir. Bu durum insan haklarına, düşünce ve ifade hürriyetine, din ve vicdan özgürlüğüne aykırı bir durumdur. Bir devlet ve toplum için bundan büyük bir sorun, bundan çirkin bir ayıp olamaz.

Sözde milli iradeye, halkın iradesine, milletin hakimiyetine, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait oluşuna saygılı ve bağlı olduğunu iddia eden bu sistem, münafıklıktan vazgeçerek, kendini bu ayıptan, bu hak, hukuk ve özgürlükler adına utanç verici aşağılık durumdan kurtarmalı, bu büyük sorunu evrensel ölçülere uyarak aşmalı idi. Bu zamana kadar olmadı. “Saygılı” görünüp “saygısız” davranma “münafıklık” ve “takiyyeciliğini” sergiledi. Üstelik bugüne kadar yetiştirdiği Batıcılığa şartlanmış taklitçi donuk kafalarıyla yakın zamanda bu gidişten vazgeçeği de yok gözükmektedir. Çünkü kurulu düzeni savunan statükocu münkir partiler bu durumdan karlı çıktıkları için memnundurlar.

Öyleyse biz bu sancıyı daha çok çekeceğiz demektir. Akıl için yol birdir. Bir hastalığın tedavisi için önce hasta olunduğunun farkına varmak, sonra hastalığı teşhis etmek, en sonunda da uygun ilacı bularak usulünce kullanmak gerekir.

 

 

 

Tüm Yazılar