Hangi Partiye Niçin Oy Vermek Önemlidir 5

Bir önceki yazımıza “Ey "batıl sistemlerde siyaset ve partiler şirktir, kaçınmalıyız" diyen kardeşlerimiz, içtihadınızı bir kere daha düşününüz, zarureten siyaseti kullanmayı faydalı bulan Müslüman kardeşlerinizi "kafir" ve "müşrik" saymayınız, kardeşlik hak ve hukukunu koruyunuz. Bir amelde kere içtihat farklılığı küfür olmaz.” Diye başlamış, “Bu ve benzeri kardeşlerimize Allah için bazı uyarılarda bulunmayı bir borç sayıyorum. Yapalım, ama gelecek yazımızda inşallah” diye bitirmiştik. Devam edelim.

Bu ve benzer kardeşlerime şu uyarıda bulunmayı bir borç sayıyorum. Bu tür düşünceler daha çok Arap ülkelerinde yaşayan alimlerin fikirleridir. Oralarda ise genellikle maalesef krallık, sultanlık ve diktatörlük vardır. Adı cumhuriyet olsa da bazı ülkelerde uygulamaların cumhuriyetle, cumhurun iradesiyle hiçbir alakası yoktur. Hala bizim “Kemalizm ve tek partili CHP dönemini” yaşıyorlar sanki. O şartların ürünü olan bu tür fikirler, şartları daha başka olan Türkiye’ye haliyle uymaz. Çok bir fayda da sağlamaz.

Konuyu bilmeyen, fıkıh ve usulünü anlamayan birisi hemen itiraz edecektir: “İslam ülkelere ve idarelere göre değişir mi?”

Hayır, İslam değişmez. Ama ona ulaşacak çalışma metodu, eğitim öğretim tarzı, insana yaklaşım biçimi ülkeden ülkeye, hatta bazen kişiden kişiye bile değişir. Metodu din yerine koymak, tefekkuhtan yoksun olmaktır.  Bunu bilmek de bir irfandır. Tıpkı kendini tanımak, noksanını bilmek gibi.

O yüzden Arapça’dan tercüme edilen eserler okunurken buna dikkat edilmelidir. Kaldı ki o eserlerin yazarlarının itikatta ve amelde mezhepleri de önem arzetmektedir. Öteden beri “ehl-i rey” ile “ehl-i hadis” arasında usul ve metot farkları vardır. Kadim selefiyeden sonra gelen Maturidiyye ve Eş’ariyye vardır.

Neden vardır?

İhtiyaçtan ötürü vardır. Bunu anlamamak, herkesi tek tip olmaya zorlamak hatadır. Şeriata açıkça aykırı olmayan yerde müsamaha esstır. “Aykırılık var” tespiti de bir ilim işidir. Ehli olmayanın orada haddini bilmesi gerekir.

Şimdilerde “yeni selefiyecilik” adıyla bazı akımlar, ehl-i sünnetin genel çizgisinden çok meselede ayrılmışlardır. Akaid ve kelama dair bilgilerden uzak okuyucuların sağlıklı değerlendirmeler yapamayacağı ortadadır. Nitekim memleketimizin birçok genci, hakkında hiçbir bilgisi olmadığı halde, Maturidilik ve Eş’arilikten çıkıp selefi olduklarını söylemektedirler.

Onlara, “neden mezhebinizi terk ediyorsunuz? Ne eksiklik gördünüz? Girdiğiniz yeni mezhebin terk ettiğinizden farkları nedir?” deseniz, apışıp kalırlar. Bu da ayrı bir felakettir.

Bu yüzden Arabistan coğrafyasında birçok terörist gruplar, bu cahil gençleri “cihat, şeriat, ümmet, hilafet, İslam devleti” gibi bizim güzel kavramlarımızı bazen istismar ederek, bazen de içini yanlış veya aşırı fikirlerle doldurarak kandırıyorlar. En son DEAŞ örneği ortada.

Özellikle de Batılı emperyalist devletlerin İslam coğrafyasında yaptıkları sömürü savaşları, işgal hareketleri, zulüm ve zorbalıkları, gençlerin o gruplar etrafında cihat ve mücadele niyetiyle kümelenmelerine sebep olmaktadır. İşte bu yüzden kendi ülkemizin alimlerini öncelikle okumak, delillerini kavramak çok çok önemlidir.

Elbette bu “ilkeli ve ahlaklı olma, kafirleri ve sistemlerini reddetme, Müslüman kardeşliğine sahip çıkma, eleştirilerimizi usulü dairesinde yapma” tavsiyelerimiz bizi de bağlar. Biz de daima kardeşliğimizin gereğini yapmalı, kalbin ve dilin doğru olmasına dikkat etmeli, alay, aşağılama, hakaret, gıybet, nemime, su-i zan, tecessüs ve benzeri haramlardan kaçınmalı, aziz ömrümüzü ilim, amel, ahlak ve cihatta tüketmeliyiz.

Aslında ilkelerde anlaşmak kolaydır. Esas zor olan anlaşma ayrıntılara girince başlıyor. Bunu örnekleri ile yazsak mı bilemiyorum. Çünkü uzun hikaye. Sadece şunu belirtelim;

Bir kişi veya grup İslam ile savaşmak, onun azizi şeriatını yok etmek, Müslümanları önemli yerlerden uzaklaştırmak niyetiyle bir parti kurar veya bu amaçla kurulmuş bir partiyi bu amaçla desteklerse, küfre düşer. Zaten o inançta olanların iman gibi bir derdi de yoktur. Küfre düşmek de onları ırgalamaz.

Ama bir insan dinine bu yolla hizmet etmek, kendisi gibi düşünen insanları hak ettikleri makamlarda istihdam etmek, bu yolla vatanına milletine maddî manevî  faydalı olup hizmet etmek için bir parti kurar veya öyle bir partiye oy verirse, dinden çıkmaz. Belki ameline göre sevap dahi alır. Zira sebep olan yapan gibidir ve ameller niyetlere göre değerlendirilir.

Tekfir ciddi bir konudur. İnsan ancak bilerek ve isteyerek, kasıt ve irade ile ancak dinden çıkar. Bazen küfre düşürecek bir söz söylenir, ama sahibi kafir olmayabilir. Çünkü o cahil o sözü kafir olmak kastıyla söylememiştir. Öyle bir iradesi yoktur. Öğrenince “eyvah” der, içi yanar. Birisi kalkar da “cehalet mazeret olur mu?” derse, “yerine göre evet” deriz. Bunlar akaid ilminin incelikleridir. Bilmeyenler cesur olmasınlar ulu orta konuşup insanları tekfir etmeye. Bunun faydası yok, zararı vardır. Tekfiri ancak ehli yaparsa faydalı olur. Zira insanları uyandırır.

Aslında bu laik düzende dindar siyaset yapma konusunda iki kitap yazdık. Ama kim bilir kime ne zaman bastırıp yayınlatabiliriz. Bu konuda yardımlarınız olursa doğrusu sevinir, dua ederim.

 

Tüm Yazılar