Ali Bulaç’ı Aldatan Neydi? 2

Bir önceki yazımızda sormuştuk:

“Ali Bulaç gibi bir İslamcı aydının Gülen ve FETÖ yanında ne işi vardı?”

Devam edelim. Evet, o gülen ki,

“Siyasal İslam” diye İslam’ın devlet ve toplum hayatından asla söz etmeyen,

“müsbet hareket etme” adına hiçbir yanlışa karşı çıkmayan,

herkese yağ çeken, Erbakan ve Erdoğan hariç her lidere tabasbus eden,

“laiklikle sorunumuz yok” diyebilen ve Mustafa Kemal’i olur olmaz yerde öven,

İslam ile semavi ve hatta batıl dinleri bile eşitleyerek bir potada eritmeye çalışan,

yeryüzünde “İslam” diye diye aldatarak demokrat, laik, liberal, her devlet ve yönetimle uzlaşabilen, daha açıkçası uluslararası karanlık güçlerin hizmetinde bir gençlik yetiştiren,

bunun için dini de, peygamberi de, milleti de, milletin parasını pulunu da istismar eden bir adamla Ali Bulaç gibi baştan beri “İslamcı” bir yazarın, bir aydının ne işi olabilirdi?

Ali Bulaç iyi bir aydınımızdı. Ama maalesef kendisini çok kötü kullandırdı. Benim yazılarından tanıdığım Ali Bulaç bunu anlamaz değildi. Neden bu kadar taviz verdi?

 

*  *  *

Her nefis itibar ister, mal, mülk, makam, şöhret ister. İnsan, hak ettiği halde bunları elde edemiyorsa, orada durup düşünmelidir. Bulunduğu yer çok kritiktir. İşte marifet, orada çok iyi bir muhasebe yapıp durumunu değerlendirmek ve içinden geçenlere göre değil, ahlak ve faziletin ilkelerine göre davranmaktır. 

Bilmiyorum. Ancak benim tahminim, zannım, kanaatim, artık ne derseniz, maalesef herkeste olan “dünya sevgisi” ve bunu elde etme imkanı bu körlüğe sebep oldu şeklindedir. Herkeste var ama herkeste onu elde edecek imkan olmaz. Bu yüzden çokları yiyemediği üzüme “koruk” dermiş, tıpkı uzanamadığı ciğere kedinin “pis” demesi gibi. Hele bir ele geçirme imkanı zuhur etsin de gör o “bende yok” diyen kahramanları. Bu kanaatim geneldir. Bu yüzden inşallah suizan olmaz.

Sınavda belli olur insan. Ve her insan imtihana çekilir. Bunu iyi bilir Ali Bulaç Bey.

Bunun yanında yazma aşkı, itibar tutkusu da onu Zaman ve Samanyolundan koparamadı sanırım. Bizim camiada pek görülmeyen adama değer ve itibar verme, emeğe saygı göstermeyi belki orada ziyadesiyle buldu. Onlar, faydalanacakları insanı övmede, hatta ayaklarını yerden keserek uçurmada çok mahirdirler.

Biz de insanız hani. "Deveyi yardan uçuran bir tutam ottur" diye boşa dememişler atalar, aynen öyledir. Pekmeze takılan sineklere dönmüş olabilir Ali Bey. Anladığında artık çok geçtir, kurtaramaz artık ne ayaklarını, ne yakasını. Sanırım Gülen haini şimdi hiç umurunda değildir, ama neylersin, iş işten geçti, çok geç kaldı.

 

*  *  *

Şimdi diyor ki: “15 Temmuzu planlayan ve o gece 250 insanı şehit edenler için aynı ceza isteniyor. 14 aydır tutukluyum. Cebir, şiddet, kin, nefret ve tehdit kullanmadan terör örgütü üyeliği olunmaz. Soruyorum ben hangi silahlı, bombalı eyleme katıldım, nereye molotofkokteyli attım, hangi silahlı çatışmaya girdim. Kimi tehdit ettim? Hiçbirini…"

Ve devam ediyor. Hayatı boyunca askeri vesayete ve darbelere karşı durduğunu, çok önceden bu yapının bazı zaaflarını teşhis edebildiğini dile getiriyor. "Ama her ne olursa olsun bir darbeye kalkışabilecekleri aklımdan geçmedi. Kimseden darbe teşebbüsünde bulunacaklarına dair duyum almadım. İma yollu dahi kimse böyle bir şeyi telaffuz etmedi" diyor.

Ve bıyık altından güldüğü, yer yer alay ettiği iktidar için şöyle söyleme zilletini yaşıyor: “Hiçbir yazımda hüküm cümlesi kurarak 17-25 Aralık operasyonlarının bir "rüşvet ve yolsuzluk" olduğunu yazmadım.  Cumhurbaşkanı Erdoğanı ve AK Parti’yi hedef alan, onu yolsuzluk yapmakla itham eden tek bir yazım da bulunmuyor.”

Kim olursa olsun, bu durumlara düşmek çok acı. Böyle bir şahsiyet için üzülmemek elde değil.

Bu arada kendine nasıl yazık ettiğini de bir şekilde ifade ediyor. Zaman gazetesi ve buna bağlı grupla temel ayrılıklarının "İslamcılık" ve "Milli görüş siyaset çizgisi" ile ilgili olduğunu dile getiriyor.

Ali Bulaç, “Gülen grubu hiçbir zaman İslamcılığı kabul etmedi. Özenle ve ısrarla kendilerini İslamcılıktan ayırdılar hatta karşı çıktılar. Ben ise Türkiyede ve dünyada İslamcı olarak bilinirim. Gazete köşelerinde Zamanda ve başka yayın organlarında açılan İslamcılık tartışmalarında ben Türkiye ve İslam dünyası için özgürlükçü demokratik meşruiyetçi İslamcılığı savundum." diye konuşuyor.(1)

Tamam da Ali Bey, acaba neden bir Ahmet Taşgetiren veya bir Hüseyin Gülerce örneğinde olduğu gibi zamanında davranmasını bilemedin? Ne işe yaradı bir ömür biriktirdiğin o İslamcılık bilgilerin?

Hepsi bu kadar değil. Gelecek yazıda bazı acı gerçekleri dile getirmeye devam edelim isterseniz.

 

1- http://www.risalehaber.com/ali-bulac-fetonun-metodu-said-nursinin-yolu-degildir-310325h.htm

 

 

Tüm Yazılar