Tevazu İçin İman Gerek 2

Açıkça söyleyelim, insanın tevazu sahibi olabilmesi için, imanlı olması lazımdır. Kendini bilen rabbini bilir. Yaratan hürmetine onun yarattıklarına karşı mütevazı olur. İmanı olmayan, olsa da ilimsizlikten, amelsizlikten, ahlaksızlıktan ötürü hayrını görmeyen insan tevazudan ne anlar?


Maalesef zamanımızda bütün irfanı yok eden sekülerizm, maneviyatı katleden materyalizm yüzünden kaybolan hasletlerden birisi de tevazudur. O kadar ki, irfan ehli tevazu gösterdiğinde onu cahil yerine koyan ahmaklar çoğalmıştır. Her şey tepetaklak olunca, düz durmak maalesef çirkin görünür. O yüzden artık tevazu gösterecek yerleri bilmek de bir irfandır. Yoksa insan, maskaraların yanında alay konusu olabilir. Eskiler olduğunun yarısını bile göstermeye hicap ederken, şimdikiler olduğundan kat be kat fazlasını göstererek övünmeyi marifet sanıyorlar.

Yapmadıkları ile övünme, olmayan ilimleri ile gururlanma münafıklığı o kadar arttı ki, bu iş, mektep ve medreselerdeki üstatlar arasında bile sıradanlaştı. Garip olan odur ki, herkes her şeyi biliyor ve gıyabında söylüyor iken, yüz yüze geldiklerinde birbirlerine iltifat yağdırıyorlar. Gizli bir anlaşma var; “ben sana yağcılık yapacağım, sen de bana. Gül gibi geçineceğiz. Ben sana yaparım da senden bana bulamazsam, külahları değişiriz.”


Hal böyle olunca muhabbet gitti, huzur, gitti, güven gitti. Herkesin kafasının bir dolabında zamanı gelince kullanılmaya hazır, birbirlerinin aleyhine oluşturulmuş dosyalar dolu. Her şeyin sun’îleştiği bir dünyada, yemek masasında duran yapay meyveler gibi, insan ilişkiler de fabrikasyon mamullere döndü. Para ve gücün kadar yerlerdesin, paran ve gücün kadar ilişkiler satın alabilirsin. Bunun adı yaşamak oluyor…


Biraz deşelesen, aslında herkes böyle bir ilişkiler yumağından şikayetçi. Herkesin aklının bir köşesinde Robenson Kuriz gibi ıssız bir adada tabiî bir hayat özlemi var. Hayali mi demeliydik yoksa? Tahakkuku mümkün olmayan hayalı, yani ideali. Eskiler “ümmiyye” derlerdi, şimdi bilen var mıdır bu kelimeyi acaba? Onu bırakın da, belki “hüsnü kuruntu”yu bile anlamayan bir sığlık, bir bataklık içinde çırpınıp duruyoruz.


İnkarcı insanın kendisi istedi bunu. Şikayet etmeye hakkı var mı?


Şikayet, okyanuslar gibi bir İslam medeniyetinden, bir irfan deryasından geçerken bu materyalist seküler sığlığa düşürülmüş bizler içindir. Fakat biz de üzüntümüzü ve şikayetimizi bu haber anlamazlara değil, tıpkı Yakup (as) gibi, Allah Teâlâ’ya sunuyoruz.


Gayrı bu insanlarla, davet ve tebliğden başka bir işimiz kalmamıştır.

 

 

 

Tüm Yazılar